Bilgisayar ve Yazılım

Bilgisayarlar Düşünebilir mi? Çin Odası Deneyi Bu Konuda Ne Der?

Çok sık duyduğumuz ve için için merak ettiğimiz sorulardan birisidir. Bir gün bilgisayarlar gerçekten bizim gibi düşünebilir mi? Bu konu gündeme geldiğinde akla ilk gelen isim elbette Alan Turing ve Turing testi olur. Ancak Amerikalı filozof John Searle (1932) tarafından bulunan, Çin Odası düşünce deneyi, bir bilgisayarın, düşünebiliyor gibi görünmesine rağmen, gerçekte düşünemediğini göstermek üzere tasarlanmıştır.

Alan Turing modern bilgisayarın yaratılmasında rolü olan önemli bir matematikçidir. Bilgisayarların bir gün kodları kırmaktan daha fazlasını yapacağı ve gerçekten zeki olabilecekleri fikri Turing’in ilgisini çekmiş ve 1950 yılında bu tarz bilgisayarların geçebileceği bir test önermişti. Bu test Taklit Oyunu diğer bilinen adı ile Turing Testi idi.

Bir kişinin zeki olup olmadığına karar verirken, beynini açıp nöron hareketlerini izlemeyiz. Bunun yerine sorulara verdiği cevapları temel alırız. Dolayısıyla bilgisayarlar hakkında karar verirken de onların nasıl oluşturuldukları yerine, harici kanıtlara odaklanmamız daha doğru olur. Bu amaçla planlanan Turing testi kısaca şu biçimdedir.

crm turing test

Bir odada testi yapan kişi ekrana bir konuşma yazmaktadır. Farklı bir odada ekran karşısında ki bi başka kişi bir insanla mı yoksa kendi cevaplarını üreten bir bilgisayarla mı konuştuğunu bilmez. Konuşma sırasında testi yapan kişi konuştuğunun insanın olup olmadığını söyleyemezse, bilgisayar Turing Testini geçecektir. Bilgisayar bu testi geçerse, o zaman onun zeki olduğunu, sadece mecazi anlamda zeki değil, bir insanın sahip olabileceği türden bir zekâsı olduğunu söylemek mantıklı olacaktır.

Bir makinenin bilinçli olması demek sadece bir ürün ortaya koyması değil, biz insanlar gibi başarısızlığıyla hüzünlenip, bir iltifat aldığında içinin ısınması, ulaşmak istediği bir şeye ulaşamadığında sinirlenmesi, karşısındaki tarafından çekici bulunma çabası gibi hisler besleyebiliyor olması demektir. Turing’in bu fikre cevabı ise şöyledir. Biz insanlar kendimiz dışında başka bir bireyin bilinç  sahibi olup olmadığı yahut duyguları hissetme biçimi hakkında bir fikir sahibi olamayız. Dolayısıyla bir makinenin de bilinç durumu hakkında olmadığı yönünde yorum yapamayız.

Çin Odası Deneyi

Çin Odası Testi olarak adlandırılan bu testte istenen çıktıyı veren bir mekanizmanın muhakkak bilinç sahibi olması gerekmediği başka bir tabirle, anlama yeteneğine sahip olması gerekmediği gösterilmiştir.

Searle’ün Çin Odası örneği bir bilgisayar yapay zekâya yönelik Turing testini geçmiş olsa bile, bunun onun gerçekten de her şeyi anladığını kanıtlamayacağını göstermeyi amaçlar. Kapıdaki mektup bölmesinden garip sembollerin geldiği bir odada olduğunuzu ve diğer sembolleri bölmeden dışarıya geri gönderdiğinizi, elinizde de size kılavuzluk eden bir kitap olduğunu düşünün. Bu sizin için anlamsız bir görevdir ve neden bunu yaptığınıza dair hiçbir fikriniz yoktur. Gelgelelim farkına varmaksızın soruları Çince cevaplarsınız. Oysa siz sadece İngilizce konuşuyorsunuz ve hiç Çince bilmiyorsunuz. Oysa, içeriye gelen işaretler Çince sorular ve dışarıya verdiğiniz işaretler de bu sorulara verilen mantıklı cevaplar!

Bu düşünce deneyinde Searle kendisini, bir dizi Çince sembolün ve bir semboller kutucuğunun yer aldığı kitabın bulunduğu bir odada, yalnız başına, İngilizce bilen fakat Çince bilmeyen bir insan olarak hayal eder. Sembolleri kitabın tarif ettiği şekilde sıralayabilir fakat ortaya çıkan yazıyı anlayamaz. Halbuki aynı deney İngilizce dilinde gerçekleşseydi sembollerin ne ifade ettiğini anlayabilirdi. Bir dış gözlemci içinse Çince veya İngilizce semboller kullanılması arasında bir fark yoktur. Çünkü gözlemcinin, odadaki adamın onları anlayıp anlamadığını bilmesi mümkün değildir.

Çin Odası Deneyi Neyi Kanıtladı?

Searle, bilgisayarların Çin Odasındaki biri gibi olduğunu düşünür. Gerçekten zekâya sahip değildirler ve gerçekten düşünemezler. Bütün yaptıkları, onları oluşturanların kendilerine programlamış oldukları kurallar çerçevesinde sembolleri dağıtmaktır. Kullandıkları işlemler bir yazılıma yerleştirilmiştir. Gelgelelim bu, bir şeyi gerçekten anlamaktan ya da gerçek bir zekâya sahip olmaktan çok farklıdır.

Searle’ün düşünce deneyine yönelik eleştirilerden biri, deneyin odadaki kişinin olan biteni anlayıp anlamadığı sorusuna odaklanmasıydı. Kişi neler olup bittiğini anlamasa bile, sistemin bütünü (oda, şifre kitabı, semboller vb) belki anlayabilir. Searle’ün bu itiraza cevabı, düşünce deneyini değiştirmek oldu. Odanın içerisinde sembolleri oradan oraya götüren bir kişi hayal etmek yerine, bu kişinin kural kitabının bütününü ezberlediğini ve dışarıda bir alanın ortasında, uygun sembol kartlarını geri verdiğini hayal edin. Bu kişi Çince sorulan sorulara doğru cevap veriyor olsa da tek tek soruları hâlâ anlamayacaktır. Anlamak sadece doğru cevaplar vermekten fazlasını içerir.

Yapay zeka konusunda daha tartışılacak, düşünülecek çok şey var elbette. Altmış yıl kadar önce Turing, bilgisayarların düşünebildiğine çoktan ikna olmuştu. Eğer haklıysa, yakın bir gelecekte onları felsefe yaparken bile bulabiliriz belki de…

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

+Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu