Alfred Wegener ve kıtaların kayması teorisinin hikâyesi, genellikle başta kabul görmeyen fikirlerin zamanla bilim dünyasında benimsendiğini gösteren bir örnek olarak anlatılır. Aynı zamanda, bilimin aslında dağınık, tartışmalı ve çelişkilerle dolu bir süreç olduğunu; yani çoğu zaman anlatıldığı gibi sakin ve düzenli bir ilerleme olmadığını da ortaya koyar.

Kıtaların bir zamanlar birleşik olduğu fikrinin en açık kanıtlarından biri, Güney Amerika’nın doğu kıyıları ile Afrika’nın batı kıyılarının birbirine benzemesidir. Bu benzerlik, Yeni Dünya’nın ilk haritaları çizildiğinde hemen fark edilmiştir.
Hatta 1596’da Hollandalı haritacı Abraham Ortelius, Amerika’nın bir zamanlar Avrupa ve Afrika ile birleşik olduğunu, daha sonra ise depremler ve seller nedeniyle ayrıldığını öne sürmüştür.
1881’de jeofizikçi Osmond Fisher, Dünya’nın yapısıyla ilgili önemli bir fikir ortaya attı. Ona göre Dünya’nın sert bir kabuğu vardı ve bu kabuk, daha akışkan bir tabakanın üzerinde duruyordu.
Ayrıca okyanus tabanının yeni kaya oluşumlarıyla genişlediğini ve kıtaların hareketlerinin dağları oluşturduğunu düşündü. Bu fikirler, bugün bildiğimiz levha tektoniği teorisine oldukça yakındı, ancak Fisher’ın görüşleri, o zamanın yaygın bilim anlayışına ters düşüyordu. Özellikle İngiliz ve Amerikalı bilim insanları, kıtaların ve okyanusların sabit olduğuna inanıyordu.
Almanya ve çevresinde ise Dünya’nın içinin daha hareketli olabileceği fikri biraz daha kabul görüyordu. Yine de en yaygın görüş, Dünya’nın zamanla soğuyup büzüldüğü ve bu yüzden yüzeyinin kırışarak dağları ve okyanusları oluşturduğu yönündeydi.
Alfred Wegener Kıtaların Kayması Teorisini Nasıl Geliştirdi?

Bu tartışmaların ortasında sahneye, cesur bir meteorolog ve astronom olan Alfred Wegener çıktı. Güney Amerika ile Afrika kıyılarının adeta bir yapboz gibi birbirine uyması, onun da pek çok kişi gibi dikkatini çekmişti.
1911 yılında, Brezilya ile Afrika arasında paleontolojik bağlantılar olduğunu gösteren bir rapora rastladığında ise ilgisi daha da arttı. Örneğin, aynı canlı türlerine ait fosillerin her iki kıtada da bulunması, bu bölgeler arasında geçmişte bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Aslında bu tür benzerlikler daha önce de fark edilmişti. Alfred Wegener’den önce, Amerikalı coğrafyacı F. B. Taylor 1910 yılında kıtaların hareket ettiğini öne süren bir hipotez ortaya koymuştu. Ancak bu fikir o dönemde geniş kabul görmemişti.
Wegener ise 1912 yılında benzer bir teori geliştirdi. Bu teoriyi 1915 yılında yayımladığı Kıtaların ve Okyanusların Kökeni (Die Entstehung der Kontinente und Ozeane) adlı kitabında ayrıntılı biçimde ele aldı. Bu eserde, “kıtaların yer değiştirmesi” olarak daha doğru ifade edilen görüşünü destekleyen çeşitli kanıtlar sundu.
Wegener’i en çok etkileyen kanıtlardan biri, bugün soğuk ve yüksek enlemlerde bulunan bazı kaya türleri ile kömür yataklarının aslında tropikal bölgelerde oluşmuş olmasıydı. Bu durum, kıtaların geçmişte farklı konumlarda bulunduğunu düşündürüyordu.
Tüm bu veriler, Wegener’e kıtaların bir zamanlar birleşik olduğu fikrini verdi. Wegener, bu hareketi geriye doğru izleyerek tüm kıtaların bir zamanlar tek bir süper kıta oluşturduğunu öne sürdü. Bu süper kıtaya, Yunanca “tüm kara” anlamına gelen Pangaea adını verdi. Ancak bu devasa hareketi hangi kuvvetin sağladığını kesin olarak açıklayamadı.

Nitekim bu fikirler dönemin bilim insanları tarafından ciddi şekilde eleştirildi. 1926 yılında R. T. Chamberlain bu durumu şu sözlerle ifade etmişti: “Eğer Wegener’in hipotezine inanacaksak, son yetmiş yılda öğrendiğimiz her şeyi unutup baştan başlamamız gerekir.”
Kıtaların Kayması Teorisi Nasıl Kabul Gördü?
Kıtaların kayması teorisinin en etkili ve sert eleştirmenlerinden biri jeofizikçi Harold Jeffreys’ti. Jeffreys, özellikle Wegener’in kıtaların daha yumuşak bir okyanus tabanı üzerinde adeta “yüzdüğü” fikrine hiç ikna olmamıştı. Bu düşünceyi “çok tehlikeli ve ciddi hatalara yol açabilecek” bir fikir olarak nitelendirdi.
Kıtaların kayması teorisine yönelik karşıt görüşler, 1926 yılında New York’ta düzenlenen Amerikan Petrol Jeologları Birliği toplantısında zirveye ulaştı. Hem Wegener hem de Taylor’ın katıldığı bu toplantıda, katılımcılar adeta sırayla teoriyi eleştirdi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra okyanus bilimi ve jeoloji alanındaki gelişmeler, Wegener’in savunucularını haklı çıkarmaya başladı. Okyanus tabanındaki kayaçlarda görülen manyetik bantlar, bu kayaçların gerçekten yayıldığını gösteriyordu. Ayrıca, yeni deniz tabanının oluştuğu orta okyanus sırtlarının keşfi de bu sürecin nasıl gerçekleştiğini açıklıyordu.
1960 yılında Henry Hess, deniz tabanı yayılması teorisini ortaya koydu. Bu teoriye göre kıtalar, bilinmeyen kuvvetlerle okyanus tabanını yararak ilerlemiyordu. Aksine, okyanus ortası sırtlarda yüzeye çıkan manto malzemesi üzerinde pasif bir şekilde hareket ediyordu.

1965 yılına gelindiğinde ise Tuzo Wilson, bu yeni bulguları bir araya getirerek levha tektoniği teorisini geliştirdi. Bu teori, kıtaların neden hareket ettiğini, okyanusların nasıl genişlediğini, dağların nasıl oluştuğunu, yarık vadilerin nasıl açıldığını, volkanların nasıl patladığını ve adaların nasıl meydana geldiğini kapsamlı bir şekilde açıklıyordu.
Sonuç Olarak
Wegener’e yöneltilen sert eleştiriler, birçok kişinin onu Galileo ile karşılaştırmasına yol açtı. Peki, Wegener gerçekten Galileo gibi sonunda haklı çıkan bir bilim insanı mıydı?
Genel olarak, temel iddiası doğruydu: Kıtalar geçmişte birleşmiş ve zamanla ayrılarak bugünkü konumlarına ulaşmıştır. Bu durum, dağların, fosillerin ve kömür yataklarının dağılımını açıklar.
Ancak teorisinin birçok detayı yanlıştı. Günümüzde kabul edilen levha tektoniği, kıtaların hareket ettiğini doğrular, fakat Wegener’in modelinden farklıdır.
Sonuç olarak, bilim tarihi tek bir kişinin zaferinden ibaret değildir. Süreç çok daha karmaşık ve çok katmanlıdır.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Wegener and His Theory of Continental Drift That Broke With Geologists. Yayınlanma tarihi: 30 Ekim 2022; bağlantı: https://www.forbes.com/sites/davidbressan/2017/01/06/alfred-wegeners-lost-cause-for-his-continental-drift-theory/
- George W. Black Jr. (1979) Frank Bursley Taylor. Forgotten Pioneer of Continental Drift. Journal of Geological Education, 27:2, 67-70, DOI: 10.5408/0022-1368-27.2.67
- Martínez-Frías J, Hochberg D, Rull F. A review of the contributions of Albert Einstein to earth sciences. Naturwissenschaften. 2006 Feb;93(2):66-71. doi: 10.1007/s00114-005-0076-8. Epub 2006 Feb 2. PMID: 16453104.
Matematiksel



