Psikoloji

Patolojik Olarak Yalan Söyleme Hastalığı Diğer Adıyla Mitomani

Kabul edelim. Hepimiz zaman zaman yalan söyleriz. Arkadaşımızın saçı korkunç gözükse de kalbi kırılmasın diye “Harika görünüyorsun” demek de bir yalandır. Ancak bu tip yalanlar genellikle birinin duygularını incitmekten kaçınmak ve olası sorunları engellemek adına söylenir. Beyaz yalanlar da denilen bu tip yalanlar hayatımızın akışı içinde normal olarak kabul edilmektedir.

Elbette yalan söylemek iyi bir şey değildir; Ama her yalanın boyutu aynı değildir. Yalanın boyutuna göre çevresinde verdiği etki doğru orantılı olarak değişir. Bazı insanlar o kadar düzenli bir şekilde yalan söylerler ki, yalancılık kişiliklerinin tanımlayıcı bir özelliği olarak görülmeye başlar. Kültürümüzde bu kişileri tanımlamak için kullandığımız alışılmış yalancı, kompulsif yalancı ve kronik yalancı gibi çeşitli terimler vardır. Ancak en çok kullanılan terim patolojik yalancıdır. Bu kadar yaygın olarak kullanılan bir terim olmasına rağmen nasıl tanımlanması gerektiği konusunda dikkate değer ölçüde az anlaşma vardır. 

Peki ‘patolojik yalancı’ ve ‘kompulsif yalancı’ arasındaki fark nedir? Kompulsif yalan aslında az önce bahsettiğimiz, genellikle kötü sonuçlara sebep vermeyen basit yalanlardır. Gitmediğiniz bir tatile gitmişsiniz gibi davranmak veya dün gece televizyonda ne izlediğiniz hakkında yalan söylemek gibi basit şeyler bu gruba dahil olur. Ancak patalojik yalanlar daha farklıdır.

Yalan Söyleme Hastalığı Nedir?

Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar, görünürde bir sebep olmaksızın, önemli olmayan şeyler hakkında sıklıkla yalan söylerler. Hatta bunu bilinçsizce de yapabilirler. Diğer bir deyişle yalan söylediklerinin farkında değildirler. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar, zor bir noktadan veya garip bir problemden kurtulmak için yalan söyleyen ortalama bir kişiden temelde farklıdır. Aslında çoğu psikolog patolojik yalan söylemeyi bir akıl sağlığı bozukluğu olarak nitelendirmektedir.

Toplumda 1000 kişi içinde 1 kişide gözlemlenebilen bu hastalık genelde ergenlik çağında başlar. Tedavi edilmezse yıllarca varlığını sürdürebiliyor. Patolojik yalancılar aynı zamanda doğal oyuncular olma eğilimindedir. Güzel konuşurlar ve konuşurken başkalarıyla nasıl iletişim kuracaklarını bilirler. Yaratıcı ve orijinaldirler ve genellikle uzun duraklamalar veya göz temasından kaçınma gibi yaygın yalan belirtileri göstermeyen hızlı düşünürler.

Bilinçli yalancıların aksine, mitomanlar  genellikle söyledikleri yalanlardan bir fayda sağlamazlar. Yani bu yalanları menfaatleri için söylemezler. Ancak mitomani hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik ve intihal suçlarını işleyen kişiler arasında da  görülebilmektedir. Yani bundan fayda sağlayanları da vardır tabii. Hayatlarını yalan kişiler, karakterler, olaylar, durumlar üzerine kuran mitomanlar, kendileriyle çok övünme eğiliminde olan insanlar olarak görülseler de; bir özgüven eksikliğinden, aşağılık kompleksinden kaynaklı bir üstünlük kompleksine girme eğilimleri vardır.

mitomani
Patolojik yalan söylemenin birçok olası nedeni var gibi görünse de, birinin neden bu şekilde yalan söylediği henüz tam olarak anlaşılmış değil. Patolojik yalancılar harika hikaye anlatıcılarıdır. Yalanları çok detaylı ve renkli olma eğilimindedir. Açıkça abartılı olsa da, patolojik yalancı çok inandırıcı olabilir. Patolojik yalancılar, hikayelerinde kahraman ya da kurban haline getirilmelerinin yanı sıra, başkaları tarafından hayranlık, sempati ya da kabul görmeye yönelik görünen yalanlar söylemeye eğilimlidirler.

Patolojik Yalan Söyleme Konusundaki İlk Çalışmalar

Konu hakkında araştırma yapan ilk kişi, doktora derecesini alan ilk kişi psikolog G. Stanley Hall’dir. 1890’da Hall, incelediği 300 kişilik bir çocuk grubundaki sahtekârlık hakkında bir makale yayınladı. Makalesinde, çocukların söylediği çeşitli yalan türlerini inceledi. Yaklaşık yüzde 7’sinin patolojik yalana başvurduğunu ortaya koydu. Hall, bu patolojik yalancılara derhal ve şiddetli bir şekilde müdahale edilmezse, çocukların yetişkinliğe geçerek sahtekarlar, şarlatanlar ve usta yalancılar olacaklarını iddia etti. Bu çılgınca yalan söyleme eğilimi için kullandığı terim psödomaniydi.

G. Stanley Hall

Aynı zamanda başka bir araştırmacı patolojik yalan kavramıyla uğraşıyordu. Alman psikiyatrist Anton Delbrück, Avrupa’daki birkaç akıl hastanesinde olağandışı bir sahtekârlık kalıbı sergileyen hastalar üzerinde araştırmalar yapıyordu. Delbrück, 1891’de yayınladığı bir kitapta konu ile ilgili bulgularını kaleme aldı. Pedologia phantastica adını verdiği ve kabaca fantastik yalana dönüşen bir durumu anlattı. Günümüzde yalan söyleme hastalığı, patolojik yalan, psödologia phantastica ve mitomani gibi terimlerin hepsi aynı bozukluk için eşanlamlı kabul edilmektedir.

Yalan Söyleme Hastalığı Hakkında Bugün Ne Durumdayız?

Patolojik yalan, literatürde 130 yıldır tanımlı olmasına rağmen, ana akım psikiyatri ve psikolojide tanısal bir varlık olarak geniş çapta kabul görmemiştir. Ayrıca, patolojik yalan söyleme hastalığını teşhis etmek psikologlar açısından zordur. Bunun nedeni bu durumun başka bir bozukluğun uzantısı ya da çocukluktan edinilmiş bir alışkanlığın sonucu olma olasılığı da vardır. Çoğu zaman, psikologlar fenomen için altta yatan bir neden ararlar ve tek başına mitomaniyi ele almak yerine bunu diğer nedenler ile bir bütün olarak çalışırlar. Bu durumun tedavisi de altta yatan bir psikiyatrik durumun belirtisi olup olmadığına bağlı olacaktır.


Kaynaklar ve ileri okumalar:


Dip Not

Matematiksel, tamamen gönüllü bir ekip tarafından 2015 yılından beri yürütülen, Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmayı hedefleyen, öğretmenler tarafından kurulmuş bir bilim platformudur. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)
Başa dön tuşu