Anasayfa » ZİHİN AÇAN YAZILAR » Acıdan Hayat Yaratmak: Viktor Frankl

Acıdan Hayat Yaratmak: Viktor Frankl

  • İnsanı en çok yaralayan şey fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.
  • Acılar, sadece gelişiyorsan bir anlam taşır.
  • Yaşanmış olan güzel şeyler artık var olmasalar bile sonsuza kadar sizindir, o yaşanmışlığı kimse sizden alamaz.
  • Aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur. Anormal bir duruma gösterilen anormal bir tepki normal bir davranıştır.
  • İnsanın temel uğraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır.

1905 yılında dünyaya gelen büyük bir insanla tanışalım bugün: Logoterapinin kurucusu Viktor Frankl..

Babası tıp eğitimini ekonomik yetersizlik sebebiyle tamamlayamamış ve devlet memuru olmuştu. Annesi ise ev hanımıydı. Frankl, çok küçük yaşlardan itibaren doktor olmak istiyordu. Meraklı, çalışkan, varoluşsal soruları erkenden sormaya başlayan bir çocuktu. Lise yıllarında sosyalist işçiler grubunda görevler almıştı.

Üniversiteye geldiğinde ise, istediği gibi tıp okudu. Mezun olunca Alfred Adler ve Sigmund Freud gibi önemli insanlarla tanıştı. Kendi muayenehanesini açtıktan bir yıl sonra, savaş zamanında Nazi Almanya’sının Avusturya’yı işgal etmesiyle, onun için zor günler başlamıştı.

Yahudiler, Adolf Hitler’in toplama kampına getiriliyordu. Ağabeyi Walter da, Nazi’ler tarafından yakalanıp bir toplama kampına gönderildi. Kız kardeşi Stella, Meksika’ya kaçtı. Kendisi de başka ülkelere gitmek ve anne ve babasıyla kalmak arasında karar vermeye çalışırken kalmayı seçti.

Daha sonra Tilly Grosser adlı genç bir kadına aşık oldu ve evlendiler. Tabii bu evlilik Yahudilerin evlenmesini yasaklayan yasanın çıkmasından önce gerçekleşti. Yahudilerin çocuk yapması da yasaktı. Ancak Tilly hamileydi. Doktor Frankl ve Tilly’nin bebekleri bu yasağa kurban edilmişti. (Doktor Frankl, bebeğini ”Duyulmayan Anlam Çığlığı” kitabında ölümsüzleştirir)

Daha evliliklerinin ilk yılında Frankl, anne ve babası Auschwitz toplama kampına gönderildi. Ancak eşi Tilly işçi olarak fabrikada tutulmuştu. Tilly, daha sonra eşinin bulunduğu toplama kampına gidip onu bulmak için gönüllü olunca Auschwitz’e gönderilip burada katledilir.

Kamptaki diğer insanlar bir gün sağlı-sollu gruplara ayrılır. Ancak bu gruplara ayrılmanın ne anlama geldiğini bilmemektedirler. Sola geçenler gaz odasına gidecek kişilerdir aslında. Viktor Frankl, sol taraftaki gruba koyulur. Ancak sağdaki grupta meslektaşlarının olduğunu farkeder. Onların yanında olmak isteyip kimse görmeden sağ tarafa geçer ki bu hamlesinin onun yıllarca yaşamasını sağlayacak bir hamle olduğunu bilmez.

Viktor Frankl, annesinin, babasının ve eşinin katledildiğinden habersizdir. Umutla onları beklese de yıllar sonra onları da kitaplarında yaşatmaya başlar. Eşi ile ilgili ”İnsanın Anlam Arayışı” kitabında şöyle yazar:

”Zihnim hala onun imgesine takılı.. Hayatta olup olmadığını bile bilmiyorum..”

Dört farklı kampta geçirdiği üç yıllık süreçte, tifüs (lekeli humma) salgınının başladığı bir dönem olur. Bu dönemde kamptaki hastaları tedavi etmeye çalışan Frankl, onlarla ilgili gözlemlerini not edip hastalıkla ilgili kitap yazar. Tabii bu süreçte ölümle sonlanma ihtimali yüksek olan hastalığa defalarca kez yakalanır. Yaşadığı ağır acıları hafifletmek için hayaller kurar, Dostoyevski, Nietzsche, Schopenhauer, Spinoza gibi düşünürleri aklına getirip onlardan beslenir.

Kampta yaşadığı acı deneyimler, katledilmiş olan yakınlarının
hayatta olup olmadığını bilmemesi, insanların çektiği işkencelere tanık olması ona kamptan kurtulduktan sonra birçok kitap yazdırır. Logoterapi adlı psikoterapi programını kurar. Bu programla insanların hayatın anlamını düşünmesini sağlamaya çalışır.

Logoterapi’nin öğretilerine göre yaşamın amacı şu yollarla keşfedilebilir:

  • Bir eser yaratarak veya bir iş başararak
  • Önemli bir deneyim yaşayarak ya da bir insanla güçlü bağlar kurarak
  • Yaşamdaki kaçınılmaz acılara karşı cesaret, sabır ve sebatla bir duruş geliştirerek.

Bu yüce ruhlu insanın yaşadığı acılara rağmen hayata tutunuşu ve ürettikleri hepimize ders olmalı. Kendisinin sözleriyle bitirelim:

”İnsan potansiyelini en yüksek noktaya çıkarmak istiyorsak, ilk önce bunun varlığına inanmamız gerekir. Aksi takdirde insan sürüklenecek, yozlaşacaktır. Çünkü insanın en kötüye yönelik bir potansiyeli de vardır. Potansiyel insanlığa olan inancımızın, bizi insancıl insanların bir azınlık olduğu ve belki de hep azınlık olarak kalacağı gerçeğine karşı köreltmesine göz yummamalıyız.”

Kaynak: Aklın Kutsal Kitabı- Şafak Nakajima

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Avatar
Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.