SOSYAL BİLİMLER

İnsan Zekası, Sosyal Hafıza ve Google Etkisi

Günümüzde elimizin altındaki teknoloji sayesinde aklımıza takılan bir şeyi aratıp saniyeler içinde doğru cevaba ulaşmamız mümkün. Ancak cevabı bilmek ile cevabı bulmak aynı şey mi?

İnsan beyni cimridir. Yani, mecbur kalmadıkça kafa yormak yerine kestirmeden gitmeyi tercih ederiz. Gideceğimiz yerin lokasyonunu tam öğrenip ezberlemek yerine Google Map’e ya da navigasyon aracına başvurmamız da bu nedendir. Çünkü böylesi çok daha kolaydır.

Araştırmalar, insanların kolay erişebilecekleri bilgiler için hafızalarına başvurma eğiliminde olmadığını gösteriyor. Örneğin gözümüzün önündeki şeyler biz farkına varmadan büyük bir değişim gösterse de anlamayabiliyoruz. Bu duruma “değişiklik körlüğü” deniyor.

Zihnimiz, dünyayı gördüğü şekline hafızamızdan daha çok güveniyor ve bu genel olarak yararlı bir varsayım olarak görülüyor. Bunun sonucunda filozoflar, zihnin çevre üzerine yayılacak şekilde tasarlanmış olduğunu iddia ediyor.

Sosyal Hafıza

Harvard Üniversitesi’nden Daniel Wegner’in yaptığı bir hafıza araştırması, bu konuya ışık tutuyor.

Eşler laboratuvara çağrılarak bir ezber testine tabi tutuluyor. Eşlerin yarısı bir arada tutulurken diğer yarısı daha önce tanımadıkları başka kişilerle eşleştiriliyor. Daha sonra her iki grup kendilerine verilen kelime listesini sessizce ezberlemeye çalışıyor ve bunun sonunda teste tabi tutuluyor.

Kendi eşleriyle eşleştirilmiş olan çiftlerin hem genel olarak hem de tek tek bireyler olarak daha fazla kelimeyi hatırladıkları görülüyor.

Wegner bunun nedenini şöyle açıklıyor: Kendi eşleriyle gruplanan kişiler yanlarındaki insanı daha iyi tanıdığı için aslında zihnen kelimeleri kendi aralarında paylaşıyor; örneğin eşlerden biri, diğerinin spor kelimelerini ezberleyeceğini düşünerek kendisi de teknoloji kelimelerini ezberliyor.

Böylece, birbirini tanımadığı için aralarında herhangi bir zihinsel işbölümü gerçekleşmeyen çiftlerden çok daha iyi sonuç alıyorlar.

Yani bir sorunun yanıtı için başvurduğunuz internet arama motoru gibi, düzenli ilişkide bulunduğunuz kişilere de belli şeyleri düşünmeleri doğrultusunda güven duyabilir, hafızaya alma konusunda ortak bir sistem geliştirebilir ve ihtiyacınız olduğunda onları hatırlayabiliyoruz.

Bu şekilde işleyen bir zihne sahip olmak insan türünün en güçlü özelliklerinden biridir. Her şey için kendi kaynaklarımıza bağlı olmak yerine, bilgimizi paylaşabilir ve ortak bir havuz oluşturabiliriz.

Çalışmaların gösterdiği gibi, zihnimiz, kafatasımızın içindeki beyin hücrelerimiz kadar, etrafımızdaki insanlardan ve araçlardan da oluşuyor.

Google Etkisi

Ancak günümüzde sosyal hafıza deneyimimiz giderek zayıflıyor, bunun nedeni de giderek hayatımızı kolaylaştıran teknoloji.

Neredeyse her türlü bilginin erişilebilir olduğu internet teknolojisi, ortak hafıza oluşturduğumuz insanların ve hatta kendi bilişsel becerilerimizin yerini alıyor. İnternet, hafıza paylaşımı için çevremizde insan olması gerekliliğini kaldırıyor.

Ayrıca yeni öğrenilen önemli bilgilerin biyolojik hafıza bankamıza kaydedildiğinden emin olma dürtümüzü de baltalıyor. İşte Wegner ve Ward buna “Google etkisi” diyor.

İlk olarak 2011 yılında yayınlanan bir makalede Betsy Sparrow, Jenny Liu ve Daniel Wegner tarafından ortaya atılan Google etkisi, Google’da cevabını bulabileceğimiz bilgileri unutma eğilimimiz olarak tanımlanır.

Araştırmacılar deneyi dört bölüm haline planladılar ve iki ayrı test uyguladılar. İlk testte katılımcılardan, 40 rastgele cümleyi bilgisayara yazmaları istendi. Katılımcılardan yarısına yazdıklarının bilgisayara kaydedildiği, yarısına ise kaydedilmediği bilgisi verildi.

Deneklerden daha sonra yazdıklarını hatırlamaları istendiğinde, kaydedildiğine inananların diğer yarıya göre çok daha kötü oldukları ortaya çıktı.

İkinci deneyde ise katılımcılar, psikologların sıklıkla kullandığı ve “Stroop testi” adı verilen bir deneye tabi tutuldular. Bu test üç kısımdan oluşan bir bilişsel kontrol testidir.

Testte amaç kelimeyi değil rengi tanımlamaktır.

Ancak Wegner’ın testi farklıydı. Ekibinin parladığı kelimeler teknolojik olmayan ve teknolojik kelimelerin bir karışımıydı. Katılımcılara önce kolay bir genel kültür sorusu sorup sözcükleri gösteriyorlar; daha sonra aynı şeyi zor bir soru ile tekrarlıyorlardı. Sonuçta deneklerin teknolojik kelimelerle karşılaştıklarında, özellikle zor bir soruya cevap verdikten sonra tepki sürelerinde belirgin bir yavaşlama gözlemlendi.

Araştırmacılar bunu zor bir soru ile karşılaştığımızda aklımıza hafıza arkadaşı olarak çabucak internetin gelmesi olarak yorumluyor.

İki deney de internetle kurduğumuz ilişkinin, bir hafıza arkadaşı ile kurduğumuz ilişkiye benzediğini gösteriyor. Fakat biz interneti öyle mi algılıyoruz?

Bunun için bir deney daha yapan araştırmacılar, önce katılımcıların kendi hafızalarını derecelendirmelerini istediler. Devamında katılımcılara Google’la ya da Google’sız cevaplamaları istenen genel kültür soruları soruldu ve kendilerini bu deneydeki hafıza performansı bakımından yine değerlendirmeleri istendi.

Deney sonunda, interneti kullananların hafızalarına çok daha fazla güvendiği anlaşılıyordu. Verdikleri cevaplar, internet sitesinde yazılanla bire bir aynı olsa da katılımcıların, bu bilginin Google değil kendileri tarafından üretildiği yanılsamasına sahip oldukları gözlemlendi..

Bu sonuçlardan yola çıkan Wegner ve Ward, internetin insanların kendi bilişsel araçları haline geldiğini belirtiyor.

“Google etkisi” hem hafıza arkadaşlarımızla kurduğumuz bağı zayıflatıyor, hem de kendi bilişsel becerilerimizin sınırlarıyla ilgili bir yanılsama yaratıyor.

Akıl ve makine arasındaki sınırın bulanıklaştığı günümüzde bu deney sonuçlarını insanların kimliksizleşmesi olarak yorumlayacak olanları ise uyarıyor, iki bilim insanı: “Sadece diğer insanlarla değil, dünyanın gördüğü en güçlü bilgi kaynağı ile şekillenerek, kendimizi daha büyük bir şey ile birleştiriyoruz.”

Kaynaklar:

 http://www.bbc.com/future/story/20121120-what-makes-us-intelligent

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı