PSİKOLOJİ

Dijital Amnezi: Google Etkisi Nedir?

Google, Wikipedia ve diğer çevrimiçi araçların yükselişi, birçok insanın bu teknolojilerin beynimiz üzerindeki etkisini sorgulamasına neden oldu. Sonuçta, aklımıza takılan bir şeyi aratıp saniyeler içinde doğru cevaba ulaşabiliyoruz. Ancak cevabı bilmek ile cevabı bulmak aynı şey mi?

Google etkisi ya da dijital amnezi arama motoru aracılığıyla internette kolayca bulunabilen bilgilerin, edinildikten sonra hızlı bir biçimde unutulmasına verilen addır. Bu durum ilk olarak Betsy Sparrow, Jenny Liu ve Daniel Wegner tarafından 2011’de yayınlanan bir makalede gündeme getirilmiştir.

Richard Feynman, bir dersinde bilgisayarı akılsız bir kütüphaneci olarak tanımlamıştı. Bununla birlikte geçen süreçte internet ve arama motorlarının gelişimi ile artık bu kütüphanecinin sahip olduğu beceriler eskisinden çok daha fazla.

Bugün tek ve aynı göründükleri için genel bir terim olan “arama motoru” yerine “Google” kelimesini kullanıyoruz. Google’ın arama motoru teknolojisindeki tekeli o kadar büyük ki, her gün 3,5 milyardan fazla kişi bu arama motorunda sorgu yapıyor.

Dahası, Google’ın karmaşık algoritmaları, bu kütüphaneciyi şaşırtıcı derecede verimli hale getirdi. Otomatik tamamlama ve yazım hatası düzeltme özelliği veya ünlü “önerileri”, neredeyse onun telepatik görünmesini sağladı.

Düşündürücü

Sonuç olarak bu kolaylıklar, ona olan bağımlılığımızı daha da kötüleştiriyor. Peki bu bağımlılık, diğer bağımlılıklar gibi bizi nasıl etkiliyor? 

Aşağıda açıklamaya çalışacağımız araştırma bunun olabileceği sonucuna varmıştır. Her yerde mevcut olması ve George Orwell’in en kötü kabusunu gerçekleştiren sürekli gözetim dışında, Google bizi daha aptal ve unutkan da yapabiliyor. Bu duruma “dijital amnezi”, halk arasında Google etkisi deniyor.

Konu İle İlgili Yapılan Araştırma

Deney, deneklere her bölümde farklı görevleri yerine getirmeleri talimatının verildiği dört bölüm halinde gerçekleştirildi. İlk testte katılımcılardan, 40 rastgele cümleyi bilgisayara yazmaları istendi. Katılımcılardan yarısına yazdıklarının bilgisayara kaydedildiği, yarısına ise kaydedilmediği bilgisi verildi.

Deneklerden daha sonra yazdıklarını hatırlamaları istendiğinde, kaydedildiğine inananların diğer yarıya göre çok daha kötü oldukları ortaya çıktı. Tıpkı bir sınav için çalıştıklarının daha sonraki bir amaca hizmet etmeyeceğini düşünen öğrenciler gibi, daha yüksek bir unutma eğilimi gösterdiler.

İkinci deneyde ise katılımcılar, psikologların sıklıkla kullandığı ve “Stroop testi” adı verilen bir deneye tabi tutuldular. Bu test üç kısımdan oluşan bir bilişsel kontrol testidir.

Testte amaç kelimeyi değil rengi tanımlamaktır.

Ancak bu test biraz farklıydı. Ekibin kullandığı kelimeler teknolojik olmayan ve teknolojik kelimelerin bir karışımıydı. Katılımcılara önce kolay bir genel kültür sorusu sorup sözcükleri gösteriyorlar; daha sonra aynı şeyi zor bir soru ile tekrarlıyorlardı.

Sonuçta deneklerin teknolojik kelimelerle karşılaştıklarında, özellikle zor bir soruya cevap verdikten sonra tepki sürelerinde belirgin bir yavaşlama gözlemlendi.

Her gün kullansanız da, harflerin renklerini anımsayabiliyor musunuz?

Üçüncü deneyde, deneklerden gereksiz bilgiler içeren bir grup cümleyi bir bilgisayarda okumaları ve yazmaları istendi. Birkaçına cümlelerin girişinin silineceği, birkaçına kaydedileceği ve geri kalanına nereye kaydedileceği söylendi. Denekler daha sonra iki teste tabi tutuldu. İlk testte, ekrandaki biraz değiştirilmiş ifadenin yazdıklarıyla aynı olup olmadığını anlamalarını gerektirdi. İkincisi onlara bu ifadenin kaydedilip kaydedilmediğini sordu ve eğer evetse, nereye kaydedildi?

Ekip, insanların içeriği ya da kaydedildiği yeri hatırlayabildiğini, ancak nadiren her ikisini birden hatırlayabildiğini gözlemledi. Aslında, çoğu yalnızca kaydedilen bilgilerin konumunu hatırlayabiliyordu, bilginin kendisini değil. 

Dördüncü deney, üçüncü deneyle benzerdi, ancak bu kez cümleler genel bir adla iki klasöre kaydedildi. Elde ettikleri sonuçlar üçüncü deneyin sonuçlarına benziyordu: deneklerin, içeriğin kendisinden ziyade kaydedilen içeriğin konumlarını hatırlama olasılığı daha yüksekti. Sanki bilinçaltı tembellikten ötürü, ifadeleri değil yerleri hatırlamayı tercih ediyordu.

Google Etkisi Neden Oluşuyor?

Öğrenmek için bilinçli olarak çaba sarf ederken iki önemli konuya odaklanıyoruz: Hangi bilginin hatırlanmak için yeterince önemli olduğu ve bilgideki hangi detayların dikkate değer olduğu. Fakat eğer harici bir belleğin her bir detayı içerisinde sakladığını biliyorsak bu iki noktayı da önemsiz görmeye başlıyoruz.

Sonuçta günümüzde, Arama motorları sürekli olarak erişilebilir halde olduğu için çoğunlukla bilgiyi içsel olarak şifrelememiz veya işlememiz gerektiği hissine kapılmıyoruz; çünkü ihtiyaç duyduğumuz zaman ona hızlıca göz atabileceğimizi biliyoruz. Akıllı telefonlar çıktığından beri en yakınımızın bile cep telefonu numarasını ezbere bilmememiz bunun bir başka örneği.

Araştırmacılar, bilgisayarların geçişken belleğimizin bir parçası haline geldiği sonucuna vardı. Geçişken Bellek Hipotezine göre insanlar bazı bilgileri birbirlerinin hafızasına emanet eder, sosyal çevrede hafızalar arasında bir iş birliği yapılır. Şu bilgiyi nasıl olsa şu arkadaşım biliyor, benim ezberlememe gerek yok diyebiliriz. Şimdi bu görevi Google üstlenmeye başladı.

Sonuç olarak her şeyde uzman bir arkadaşa sahip olsak da unutmamamız gereken bir konu daha var. Çalışmalar, dijital amneziyle ilgili meydana gelen asıl risklerin bilginin güvenilirliğiyle ilgili olduğuna işaret ediyor.

Uzmanlara göre, internet üzerinden öğrenilen bilgiler ciltli bir kitaptan öğrenmeye kıyasla daha az doğruluk ve güvenilirlik oranıyla hatırlanıyor. Dolayısıyla internetten edinilen bilgi, bir süre sonra beyinde hatırlanır hale gelse bile yanlış olma veya yanlış biçimde hatırlanma riski de taşıyor. 

İleri okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu