Bilişsel uyumsuzluk, aynı anda birbiriyle çelişen iki ya da daha fazla inanç, tutum veya değeri taşıdığımızda ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıktır. Bu gerilimi azaltmak için genellikle çelişen bilgiyi değiştirir, gerekçelendirir ya da görmezden geliriz.

Şu varsayımsal durumu düşünelim. Can, çevreye son derece duyarlı biridir. Okuldaki çevre kulübünün başkanıdır, iklim yürüyüşlerine katılır ve hatta elektrikli bir araba kullanır.
Bir gün Can, bazı gıda ürünlerinin çevreye verdiği zararlar üzerine bir seminere katılır. Sunum sırasında, kahve işleme tesislerinin su kirliliğine yol açtığını, bunun da ekosistemlere zarar verdiğini ve biyolojik çeşitliliği azalttığını öğrenir.
Bu kabul edilemez bir durumdur. Can çevreci biridir… ama aynı zamanda sıkı bir kahve tiryakisidir. Sabah kahvesinden vazgeçemeyeceğini düşündüğü gibi, arkadaşlarını da buna ikna edemeyeceğini bilir.
İçindeki huzursuzluğu bastırmak için Can hızla bir sonuca varır: Konuşmacı muhtemelen ne hakkında konuştuğunu bilmiyordur. Ayrıca, kahve çevre için gerçekten zararlı olsa bile, kendisinin bugüne kadar çevre adına yaptığı onca şey bunu fazlasıyla telafi ediyordur. Zihni geçici olarak rahatlayan Can, dersten sonra her zamanki gibi bir kahve almak için Starbucks’a uğrar.
Can’ın kahve içmeye devam etmesi, bilişsel uyumsuzluğun tipik bir örneğidir. Can rahatsız edici bilgiyi değersizleştirir. Böylece kimliği, katlanması zor bir içsel çatışmayla sarsılmamış olur.
Festinger’in Bilişsel Çelişki Kuramı Nedir?
Bilişsel uyumsuzluğu anlatan en bilinen çalışmalardan biri, Mistakes Were Made (But Not by Me) adlı kitapta ele alınır. Kitabın yazarları bu kavramı geliştiren psikolog Leon Festinger’in ünlü araştırmalarını aktarır.
Festinger, 1950’lerde bir kıyamet tarikatının içine sızarak ilginç bir durumu gözlemledi. Tarikatın lideri Dorothy Martin, kendisini Sister Thedra olarak tanıtıyor ve takipçilerine 21 Aralık 1954’te büyük bir tufan olacağını, ancak bir uzay gemisinin onları kurtaracağını söylüyordu. Buna inanan birçok kişi evini, malını mülkünü terk etmişti. Festinger’in asıl merak ettiği şey şuydu: Kehanet gerçekleşmediğinde bu insanlar ne yapacaktı?

Beklenen gün geldi, ne tufan oldu ne de uzay gemisi. Tarikat üyeleri iki seçenekle karşı karşıya kaldı. Ya kandırıldıklarını kabul edeceklerdi ya da inançlarını koruyacak yeni bir açıklama üreteceklerdi. İkinci yolu seçtiler. Bir süre sonra medyaya açıklama yaparak, dünyayı kurtaran şeyin kendi “pozitif enerjileri” olduğunu söylediler.
Festinger bu durumu, zihinde çatışan iki inanç arasındaki dayanılmaz gerilim olarak tanımladı. Bu gerilim, bilişsel uyumsuzluktu. İnsan, bu rahatsızlık sona erene kadar inançlarından birini mutlaka değiştirir ya da yeniden yorumlar.

Festinger’in Bilişsel Çelişki Kuramını Nasıl İspatladı?
Festinger bu etkiyi daha sonra kontrollü deneylerle inceledi. Sonuç açıktı: İnsanlar, katlandıkları bedeli haklı çıkarmak için algılarını değiştiriyordu. Acı ne kadar büyükse, inanç da o kadar güçlü hale geliyordu. Bilişsel uyumsuzluk, gerçekliği değil, zihinsel rahatlamayı seçtiriyordu.
Leon Festinger, meslektaşı J. Merrill Carlsmith ile birlikte 1959’da bilişsel uyumsuzluk araştırmalarını bir adım ileri taşıdı. Bugün alanın dönüm noktası sayılan bu deney, sonraki on yılları şekillendiren çalışmaları başlattı ve etkisi hâlâ sürüyor.
Stanford University’nde yapılan bu deneyde, öğrenciler ders geçme şartı olarak iki saatlik “Performans Ölçümleri” adlı bir çalışmaya katıldı. Araştırmacılar öğrencileri iki gruba ayırdı. Bir gruba deney sonunda 1 dolar, diğer gruba ise 20 dolar verileceği söylendi.
Öğrenciler daha sonra bir odaya alındı ve son derece sıkıcı görevler yapmaları istendi. Yarım saat boyunca tek elleriyle tahta makaraları bir tepsiye koyup çıkardılar. Ardından bir yarım saat boyunca kare çivileri bir tahta üzerinde her seferinde çeyrek tur çevirdiler. Tüm bu süre boyunca bir araştırmacı onları izleyip not aldı. Toplamda bir saat süren bu süreç, oldukça tekdüze ve bunaltıcıydı.
Deney bittikten sonra araştırmacı, öğrencilerden küçük bir iyilik istedi. Dışarıda bekleyen bir sonraki katılımcıya, bu deneyin “eğlenceli ve ilginç” olduğunu söylemelerini rica etti. Öğrenciler bu yalanı söyledikten sonra, deney hakkında gerçek düşüncelerini yazdıkları bir anket doldurdular.
Sonuçlar dikkat çekiciydi. Deney karşılığında yalnızca 1 dolar alan öğrenciler, çalışmanın aslında ilgi çekici ve keyifli olduğunu söylediler. Buna karşılık 20 dolar alan öğrenciler, deneyin son derece sıkıcı olduğunu açıkça dile getirdi. Oysa herkes aynı deneyden geçmişti.
Leon Festinger’e göre her iki grup da deney hakkında yalan söyledi, ancak yalnızca biri bilişsel uyumsuzluk yaşadı. Yirmi dolar alan grup için durum basitti. “Deney berbattı ve yalan söyledim ama karşılığında iyi para aldım” diye düşündüler. Aldıkları para, yalanı açıklamak için yeterli bir dış gerekçeydi. Bu yüzden zihinsel bir rahatsızlık yaşamadılar.
Bir dolar alan grupta ise böyle bir dış gerekçe yoktu. Yalan söylemişlerdi ama bunun karşılığında anlamlı bir ödül almamışlardı. Bu durumda rahatsızlık içe yöneldi. Çelişkiyi azaltmanın yolu, inancı değiştirmek oldu. Deneyin aslında o kadar da kötü olmadığına kendilerini ikna ettiler. Böylece zihinsel rahatsızlık yatıştı.
Sonuç Olarak
Bu durum, gönüllü işlerin neden iyi hissettirdiğini ve ücretsiz stajyerlerin neden bu kadar çok çaba gösterdiğini de açıklar. Ortada güçlü bir dış ödül olmadığında, insan davranışını haklı çıkarmak için içsel bir ödül üretir.
Bilişsel uyumsuzluğun işleyişi budur. Kişinin kimliğiyle yaptığı şey arasında ortaya çıkan rahatsız edici belirsizlik, dünyayı daha katlanılabilir bir biçimde yeniden yorumlayarak çözülür. Festinger’in ifadesiyle, insan “dünya görüşünü, hissettikleriyle ya da yaptıklarıyla uyumlu hale getirir.”
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- Vaidis DC, Bran A. Respectable challenges to respectable theory. Cognitive dissonance theory requires conceptualization clarification and operational tools. Front Psychol. 2019;10:1189. doi:10.3389/fpsyg.2019.01189
- What Is Cognitive Dissonance?; yayınlanma tarihi: 22 Temmuz 2020; Bağlantı: https://www.verywellmind.com/
- Cancino-Montecinos S, Björklund F, Lindholm T. Dissonance reduction as emotion regulation. Attitude change is related to positive emotions in the induced compliance paradigm. PLoS One. 2018;13(12):e0209012. doi:10.1371/journal.pone.0209012
Matematiksel



