Hazcılık (Hedonizm), Matematik ve Din

Hayatımız boyunca edinmeye çalıştığımız, hayal ettiğimiz her şeyi oturup bir düşünelim. Bize ne veriyor, bizden ne alıyor da onların peşinden koşuyoruz?

Elbette bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişim gösterir ve tek bir tanım kullanmak imkansızdır. Ancak daha önce ‘mutluluk’ üzerine yazdığımız yazılarda belirttiğimiz üzere, bu istekler (ya da hayaller, umutlar, beklentiler, adını siz koyun) genellikle bazı kavramlar üzerinde yoğunlaşır ve özündeki hedef, ‘mutluluğa kavuşma beklentisidir’.

Peki mutluluk neden peşinden bu kadar koşturur insanları? Çünkü mutluluğun insanlara asıl vaadi hazdır. Mutlu olduğunuzda hayattan haz alırsınız, haz aldıkça hayatı seversiniz. Peki bu kadar basit ve masum mu gerçekten hayattaki arayışımız?

Hedonizm yani hazcılığın çok köklü bir geçmişi var aslında. Derin bir felsefesi olan ve farklı tanımlarla sahneye defalarca kez çıkan hazcılık, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’un (M.Ö. 435-355) öğretisidir. Sokratesçi okullar iyiyi aramışlardır; bugün iyiliğe bile asla tek bir tanım koymamız mümkün değilken Aristippos’a göre iyi çok eskilerden beri netti. İyi eşittir haz. Haz veren her şey iyi, acı veren her şey de kötüdür. Yaşamanın amacı hazdır ve insan yaşamı süresince hazza yönelmeli, acıdan kaçınmalıdır.

Aristippos’un öğretisi farklı bakış açılarına göre olumlu veya olumsuz eleştiriler oluşturabilecek enteresan bir öğretidir. Temelde bir bireyin anlık kişisel isteklerinin diğer insanları düşünmeksizin karşılanmasını varlığın gerçek temeli olarak açıklayan bir öğretidir aslında (mesela burada ciddi bir çelişki var) ve bilginin özü için, anın hissiyatını işaret etmektedir. Bu yüzdendir ki anlık zevk düşkünlüklerini engelleyecek ve gelecekte neden olabilecekleri acıyı düşündürerek sorgulatacak bir ahlaki değerler sistemi oluşturmaya çalışmak gereksizdir.

Peki Matematiğin Bu Konu İle Alakası Var Mı?

Olmaz olur mu? Bu öğretinin daha sonraki versiyonlarının tanımlaması alâkayı fark etmemizi sağlayacaktır.

Epikurosçular ya da akılcı hedonistler, anlık zevklerin yüceliğini savunan hedonistlerin tersine, gerçek zevkin yalnızca akılla elde edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Kabaca yaptığımız bu tanımın matematiksel perspektiften yorumunu düşünelim.

Matematik, soyut bir bilim alanı olsa da tüm somutların çekirdeğindedir. Ne var ki, birçok matematikçinin mutluluğa, zenginliğe pek kolay ulaşabildiği görülmüyor. Burada belki de yeni bir kavrama odaklanmak bunun sebebini daha iyi açıklayabilir. Matematikçi Mutluluğu…

Matematik kolayca zenginliğe ve mutluluğa kavuşturmuyorsa neden getirdiği haz daha kalıcı, gerçekçi (soyutluğuna rağmen) ve bağımlı kılıyordur dersiniz?

Matematikçilerin matematiğe her şeye rağmen bağlı oluşları, matematiğin evrensel sırların içinden kopup gelmesinden olabilir. Öyle ki hayata bambaşka bir pencere açar ve o kendi soyut gökyüzüne sahiptir. Saç baş yoldurduğu zamanlarda bile gizeminin verdiği haz matematik sevenleri mutlu edebilir, ki sevgi kelebeği olma mutluluğundan bahsetmiyoruz. Mevcut beynimizin, beynimizin daha bir gelişmiş haline ulaşma çabasındaki tatlı kavgasında matematik önemli bir rol oynar ve bu sizi çoğu zaman anlık mutsuz etse de kalıcı mutlu edebilen düşünsel hazlar kazandırabilir. Yani matematikte genel kabul görmüş (çoğunlukla fiziksel) haz ve mutluluktan daha farklı bir tanıma sahip haz ve mutluluk vardır.

Bu Konunun Hem Matematik Hem Din ile Alâkası  Nedir?

Pascal’ın hedonizm, matematik ve din karmasıyla oluşturduğu Beklenen (Ortalama) Değer Teorisi.. 

Beklenen değer istatistik, finans ve olasılıkta önemli bir konu. Burada Pascal’ın teorisi ise özetle değer> bedel ise risk al, seçimini yap.. 

Olasılık açısından sadece düşündüğünüzde bile kendiliğinizden kolayca hesaplarsınız bu teoriyi.

Mesela 5 tl, 10 tl ve 20 tl lik paralardan sırasıyla 3, 2, 1  tane olan (toplam 6 adet para var) bir para torbasındaki beklenen değer (5×3 + 10×2 + 20×1)/6 = 9,166.. diye giden bir değer olacaktır. Yani bildiğimiz aritmetik ortalama [ 55 tl /6 adet ].

Peki Pascal bu teorisini matematik üzerinden hedonizm ve din ile nasıl birleştirdi?

Pascal bunu tercihlerine uygulamış sadece matematik değil felsefe de yapmış ve şöyle özetlemiş:

Mesela bir piyango düşünelim. Piyangonun bize çıkma ihtimali diyelim ki 100.000’de 1. Kazanacağımız para ise 100.000 lira olsun. Piyango biletinin ücreti ise 2 lira diyelim.

Şimdi bu senaryo üzerinden beklenen değer teorisinin gereği piyango bileti alırsak; 1/100000 x 100000 = 1 lira kazanacağız demektir. Çünkü beklenen değerimiz 1 lira. Peki bu 1 lira için 2 lira vermek akıl kârı mıdır? Pascal’ca mantıksız. O zaman din tercihinde de durum benzer şekilde sonuca ulaşılabilir diye düşünen Pascal bu mantığını dindarlık ve dinsizlik üzerine de uygulamış ve demiş ki :

Eğer ölümden sonra tekrar yaşam varsa dindar bir yaşam sonucu elde edilecek “kazanç” sonsuzdur çünkü sonsuz cennet, kayıp ise bir insan ömrü süresince katlanılacak emir ve yasaklar silsilesi yani kayıp bir insan ömrü…
Dinsiz, sadece haz odaklı hedonist bir yaşam sonucu elde edilecek kazanç bir insan ömrü, fakat kayıp ise cehennem yani sonsuz acı.

Bunları kıyasladığında:

Dindar bir yaşamdaki beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olma ihtimali) x sonsuz yaşam + (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (kaydebilen bir ömür)

Hedonist bir yaşamdan beklenen değer = (ölümden sonra hayatın olmama ihtimali) x (tüm hazların yaşandığı bir insan ömrü) + (ölümden sonra hayatın olma ihtimali) x (sonsuz cehennem)

İşin içine sonsuzluk girdiği için matematiksel olarak yukarıdaki denklemler, dindar yaşamdan beklenen değeri sonsuz iyi, hedonist yaşamdan beklenen değeri ise sonsuz kötü yapar.. sonucuna ulaşmış.

Bana son derece enteresan gelen bu teorinin pragmatik (faydacı) bir yaklaşımla kurulduğunu düşünüyorum ve samimiyetini pek hissedemiyorum açıkçası. Hele ki her dinin (yozlaşma konusuna girmeden) farklı bir yapısı ve yaşantısının olduğunu düşündüğümde ciddi bir paradoksa düşüyorum. Ya siz???

Ceren Demir

Kaynaklar

http://inters.org/pascal-science-religion

Lotteries, Rationality, Pascal’s Wager

Hedonism As Metaphysics Of Mind And Value

Pascal’s Wager (www.stanford.edu)

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology’ de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalışıyorum . Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça’ya merak saldım. Bahsettiğim tüm ‘bencil’ bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Beyinlerimizin İhtiyacı Olan Şey: 4’33” (Dört Dakika Otuz Üç Saniye)

Temelde öğretmenler, öğrencilerine öğrettiklerinin ve yaşattıklarının sadece bir test için akıllarında kalmasını değil, gelecekte ihtiyaç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');