Ödev Konusuna Farklı Bir Açıdan Bakalım

Bugün eğitim sistemini örnek gösterebileceğimiz bir çok ülke ‘ödevin öğrenciye faydalı mı yoksa zararlı mı’ olduğunu tartışırken; ülkemizde de    -az da olsa- ödevin öğrenciyi olumsuz etkilediğini düşünenler var.

Ödevin çıkış noktasından başlayabiliriz.

‘Disiplinli bir öğretmen olarak bilinen Roberto Nevilis, öğrencilerinin okuldaki eğitimden tam faydalanamadıkları düşüncesi ile birlikte, şiddet içermeden ceza vermek amacıyla eğitim sistemine ev ödevi kavramını sokmuş oldu. (1095)’

Bu olayı farklı yorumlayıp, farklı bakış açılarıyla değerlendiren bir çok beğeni ve eleştiriyle karşılaşabilirsiniz. Tam olarak bu sebepten mi yaptığını elbette -gerçekte- bilemiyoruz.

Günümüze kadar, eğitim sisteminin vazgeçilmezi gibi görünen ev ödevlerinin, öğrencinin kişilik gelişimine katkısı neler olabilir?

Planlı olmak mı, disiplin mi..?

Her gün belirli bir zamanı -seçme şansının olmadığı demek zorundayım- kendisinden istenilen şeyleri yerine getirerek sevgi ve saygınlık kazanmak mı?

Burada bana: ‘öğrenmek’ adına kazandırdıklarını bir kenara mı bırakalım?’ gibi bir soru sorabilirsiniz; tabi ki hayır.

Öğrenmeye etkisi olduğunu inkâr edemeyiz. Fakat her öğrenme, bireyin; merak veya keşfetme duygusuyla, isteyerek yaptığı bir şey olmayabilir. Zorunluluk ve ihtiyaçtan kaynaklı öğrenme: ve buradaki zorunluluk ta: ‘yap ve saygınlık kazan’ olabilir.

Emin olun öğrencilerin büyük çoğunluğunun, ödevin kendisine kazandırdıklarından haberi yok. Ödev onlar için tamamen bir zorunluluktan ibaret. Bu noktada John Holt’un bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.

Okuldaki çocuklar, doktora gitmiş çocuklar gibidir. Doktor verdiği ilacın ne kadar iyi geleceğini söyleyebilir, oysa çocukların tek düşündüğü, iğneyse ne kadar acıyacağı veya ilaçsa tadının ne kadar kötü olacağıdır. Onlara kalsa, hiç ilaç almazlar.

Okul çocuklarının gözünde durum şöyledir: Okul, gitmeni sağladıkları, orada senden bazı şeyler yapılmasını istedikleri ve bunları yapmaz veya doğru yapmazsan hayatının mutsuz hale getirilmeye çalışıldığı bir yerdir.

Çocuklara göre okulun başlıca amacı öğrenmek değildir (bu anlamsız sözcük her ne anlama geliyorsa); okulda günlük ödevler yapılır veya minimum çaba ve isteksizlikle baştan savulur. Her ödevin kendi içinde bir sonu vardır. Öğrenciler ödevin nasıl bitirildiğiyle ilgilenmezler. Sadece yaparak ondan kurtulabiliyorlarsa yapacaklardır, eğer deneyimleri onlara bunun yeterli olmayacağını söylerse başka yollara başvuracaklardır. Bu yollar da doğallıkla ödevin verilme amacına ters düşen aykırı yollar olacaktır.                /Çocuklar Neden Başarısız Olur- John Holt/

Anlatmak istediğim -savunduğum şey- ; ödevleri bir çırpıda eğitim sistemimizden kaldırmak elbette değil. Birçok değişik sebepten öğretmenlerin, öğrencileri çok çeşitli araştırmalara yöneltecek, onlara düşünme ve sorgulama sürecini yaşatacak kısacası öğrenci gelişimine katkı sağlayacak ödev veremediğini düşünüyorum.

Bu konuda öğretmenlere; hem öğrencinin ödevi hazırlayacak zamanı bulamayacağının bilincinde olduğu için hem de kendisinin ödevi tam olarak, net bir şekilde değerlendirmede yeterli zamanı olmadığının bilincinde olduğu için; kızmamak gerekir. Ayrıca ailenin ‘akşamları dersleriyle meşgul olan çocuk görme arzusu, bunu çalışma ve başarılı olmaya eşdeğer görme algısı veya boş duran çocukla ilgilenme sıkıntısı gibi sebeplerin de öğretmen üzerinde oluşturduğu baskıları görmezden gelemeyiz.

Bugün verilen bir çok ödevin -kaynak kitap adı altında- dört işlem becerisini geliştirmekten başka olumlu özelliğini sayamayacağım. Fakat bunun yanında ertesi gün bitmesi gereken sayfalarca ödevin öğrencinin gözünde nasıl göründüğünden başlayarak; olumsuz etki bırakacak bir yığın madde sıralayabilirim.

Birçok öğrencinin, sadece rakam ve sembol kargaşasından başka bir şey görmediğini düşünüyorum. Her öğrencinin ödevi okumadan kaynaklı algılama hızı, dikkat eksiliğine bağlı bitirme süresi ve bitirdikten sonra elde ettiği kazanım farklıdır.

Öğrencilerin henüz eğitim hayatı başlarında okula kaygı ile gelmesi bir süre sonra okula olumsuz tavır alması yani mutsuz öğrenci profili; hem aileyi hem de öğretmeni olumsuz etkilemez mi?

Günümüz şartlarının gerekliliği mi? Eğitim sisteminin uygun gördüğü mü?

Bilemiyorum fakat, günlük altı saat dersin belki son bir saati ödev saati olabilir. Her öğrenci istediği arkadaşının yanına geçip birlikte ödev yapabilirler. Böylelikle ‘arkadaşından öğrenme’nin kazanımını yakalamış olabiliriz.

Burada ‘ödev günün tekrarıdır’ düşüncesini savunanların beni eleştireceğini biliyorum; fakat bir babanın veya annenin çocuğunu karşısına alıp, ‘anlat bakalım, bugün okulda neler yaptınız’ gibi meraklı sorularla geçireceği yarım saatle günün tekrarı yapılabilir. Ödev saati içinde ise öğretmen sınıf içinde dikkatli gözlem yaparak hangi öğrencinin eksik kaldığını gözlemleyebilir. Dikkat eksiliği, okuma hızı sıkıntısı olan öğrencilere, ödevlerinde biraz destek olarak evde saatlerce ödev yapmaktan kurtarabilir.

Ayrıca, öğrenciye evde kitap okuyacak zamanın kalmasını sağlayabilir.

Sağlıkla ve huzurla kalın;)

BONUS:

Birileri dinlerse eğer, okunan şey daha değerli olur. Birileri dinlerse eğer, insan mecbur sesli okur. Okuyan severse dinleyen kişiyi, sesine duygularını katarak okur. (Bir kitap beğenin çocuğunuzla, birlikte okuyacağınızı söyleyin. Bir sayfa siz okuyun o dinlesin, bir sayfa o okusun siz dinleyin.)

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Kahraman Karaçolak

Kahraman Karaçolak
İsmimden önce kullanılmasını asla istemediğim -çoğu zaman da kullanmayı tercih etmediğim- ünvanımı kazanmak için ben de gerekli parkurları tamamladım ve son olarak dört yıl bir kazığa bağlı olarak durdum. Türkiye eğitim sistemi içinde öğrenim görmüş herhangi biriyim. Herhangi birilerinden farklı bir okul okudum diyemem. Standart bir aile yapım ve herkese benzer bir sosyal çevrem var... Öğretim işinin, etken çatılı fiille değil de, edilgen çatılı fiille daha eğlenceli ve kolay yapılacağını savunuyorum: yani aslolan 'öğretmek' değil, 'öğrenmek'tir. Bu sebeple yaptığım işi tanımlarken -hafif te esprili bir dille- Akıl Eğiticisi demekten keyif alıyorum. Eğitimin karşılıklı olduğuna inanıyorum, bana göre ne kadar eğitirsen o kadar eğitilirsin. A.Einstein'in bir sözünün tüm dünya bireylerinin ortak yaşam felsefesi olması dileğiyle; sağlıkla ve huzurla kalın: 'Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.'

Bunlara da Göz Atın!

Matematiksel Bozukluklar

Yine mi matematik öğretmeni! “ diye öfkeyle kapıyı çarptı Aslı. Bu eve gelen 5. matematik …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.