Ertelemenin Bilimi

Yarınki ödevinizi yapmayı erteler, bilgisayar oyunu oynarsınız. Toplantı için sunum hazırlamayı erteler, sosyal medyada biraz daha gezinirsiniz. Diyete başlamayı bir sonraki pazartesiye erteler, önünüzdeki kekten bir dilim daha alırsınız. Tüm bunları yaptıktan sonra ise kendinize hep şunu söylersiniz:

“Bir daha ki sefere kesinlikle ertelemeyeceğim.”

Ama bilirsiniz ki yine zamanında başlamayacaksınız. Peki, ya sizin durumunuz? Ertelemeyi alışkanlık haline getirmiş olabilir misiniz?

Erteleme, zor ya da istenmeyen işlerden kaçınma herkesin zaman zaman içine düştüğü bir durum. Belirli işleri “sonra” yapmaya karar veriyorsunuz. “Sonra” geldiğinde ise bir sonraki “sonra”ya geçiyorsunuz. Bu böyle sürüp gidiyor. Ancak her erteleme kararının size verdiği anlık rahatlıkların ardından büyük bir sıkıntı kendini gösteriyor. Ne yazık ki artık erteleyecek bir “sonra”nız yok. İşte o zaman bir telaş ve korkuyla işe başlıyorsunuz.

Peki sizin için tembel diyebilir miyiz? Korkmayın, size tembel demek haksızlık olur. Hatta kalan kısacık zamanda ne kadar yoğun ve stresli çalış-mak zorunda kaldığınızı düşünürsek “çalışkan” olarak dahi tanımlanabilirsiniz.

Bu durum tembel ya da çalışkan olmanızdan çok işe yaklaşımınızla ilgili.
Ancak uzmanlara göre sürekli erteleme haliniz yalnızca planlama eksikliğinizden kaynaklanmıyor. Bu yaklaşımın altında daha karmaşık psikolojik nedenler var.

Yaşamımızın pek çok alanında bir işi yapmaktan kaçınmamızın ya da işi yapmayı ertelememizin nedeni hissettiğimiz korku ve endişe. İşi daha en başından “çok zor” olarak tanımlamamız, nasıl bir iş ortaya koyacağımızdan emin olamamamız, sonunda aptal durumuna düşmekten korkmamız gibi nedenler…

Bu nedenle özellikle okul yıllarında, her türlü başarının notlarla değerlendirildiği bir ortamda ertelemek, öğrenciler için bir savunma mekanizması haline gelebiliyor.

Madem başarısız olmaktan ve yargılanmaktan korkuyoruz, başarılı olmamızı engelleme riski taşıyan bu süreci neden tercih ediyoruz?

Bu tercihin sorumluları beynimizde. O an yapmamız gerekeni yapmak isteyen prefrontal kabuk ve kaytarmak isteyen limbik sistem. Onlar yüzünden bir yanımız aklımızdaki şey her neyse onu yapmayı düşünürken diğer yanımız gezmek, yemek yemek, bilgisayarda oyun oynamak, sinemaya gitmek gibi o an yapmamamız gereken ne varsa onları yapmak istiyor.

Erteleme alışkanlığı olanlarda limbik sistemin galibiyeti söz konusu oluyor elbette. Peki, ikisi arasındaki mücadele nasıl gerçekleşiyor?

Prefrontal kabuk, beyin kabuğu olarak da bilinen kıvrımlı yapının ön kısmında yer alır. Alnımızın hemen arkasında bulunan bu bölge, bilgileri bir araya getirip karar vermemizi sağlar. Onun sayesinde problem çözebilir, karar verebilir ve sosyal ortamdaki davranışlarımızı belirleyebiliriz.

Prefrontal kabuğu beynimizin uzun vadeli planlarımızdan ve irademizden sorumlu kontrol odası olarak da düşünebilirsiniz. Ancak işleyiş mekanizması otomatik değil bu kabuğun. Harekete geçmesi için bizim onu dürtmemiz gerekli. Çünkü karar vermek gönüllü olarak yaptığımız bir davranış.

Limbik sistem için ise önemli olan duygularınızdır. Beyin kabuğunun altında yer alan bu bölge prefrontal kabuğun aksine otomatik çalışır. Bu yüzden de anlık ödüllendirme ve tepkilerle ilgilenir, çevrenizdeki dürtülere hızla cevap vermenizi sağlar.

Bu yüzden de örneğin diyetteyken karşınıza bol çikolatalı bir ıslak kek geldiğinde ya da yarına yetişmesi gereken ödeviniz varken gözünüz yatağınıza iliştiğinde çevresel dürtüler devreye girer. Limbik sistem prefrontal kabuğu yener ve o keki yemeye ya da yatağınızda biraz kestirmeye karar verirsiniz. Limbik sistemi sizi huzursuz, mutsuz eden durumlardan kurtaran bir acil durum düğmesi olarak düşünebilirsiniz.

Yani, bu acil durum düğmesi kısa bir süreliğine de olsa kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor. Peki ya sonra?

Sonrası tahmin ettiğiniz gibi.

Bu döngüyü kırmadığınız ve yapacağınız işi ertelediğiniz her durumda aslında yapmanız gereken şeyle ilgili olumsuz algınızı güçlendirmeye başlıyorsunuz. Bir şey yapmama alışkanlığınızı pekiştiriyorsunuz. Bu da içine düştüğünüz kısır döngünün devamını sağlıyor.

Uzmanlar bu durumu yenmenin pek çok yöntemi olduğunu ancak her yöntemin herkes için geçerli olamayabileceğini belirtiyor. Yine de bu konuda herkesin işine yarayabilecek bazı önerileri var.

  • Öncelikle kendinize karşı acımasız olmaktan vazgeçip olumlu düşünmekle başlayın. Çünkü yapamayacağınızı düşünmeniz sizi harekete geçmekten alıkoyar.
  • Kendinize her fırsatta bu işin zor olmadığını, işin nasıl yapılacağını bildiğinizi, bilmiyorsanız dahi yaparken öğrenebileceğinizi hatırlatın.
  • Stresinizi daha da artırarak sizi ertelemeye itecek yöntemlerden uzak durun. Örneğin uzun bir yapılacaklar listesi hazırlayıp günün her dakikasını planlamak iyi bir fikir olmayabilir. Bunun yerine işe daha esnek yaklaşarak başarı hissini ve ödüllendirmeyi ön plana alan bir yöntem gerekli.
  • Gözünüze büyük görünen işleri parçalara ayırın ve adım adım ilerledikçe kendinizi ödüllendirin.

Tüm bu öneriler kulağa mantıklı ve motive edici gelse de elbette erteleyen insanlar için hayata geçirmek biraz zaman alabilir. Ne de olsa alışkanlıkları bırakmak kolay değil. Ancak mümkün olduğunca az stresle, başarılı bir sonuç elde etmek istiyorsanız iplerin sizin elinizde olduğunı bilmeniz önemlidir.

Konu ile ilgili bir başka yazımıza göz atmak isterseniz: https://www.matematiksel.org/ertelemenin-dayanilmaz-hafifligi/

İleri Okumalar:

Referans Yazı, alıntılama kaynağı: “Üşenme, Erteleme, Vazgeçme!” – Pınar Dündar, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi Temmuz 2015

Matematiksel

Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı