Biyoloji ve Genetik

Dünyamızın Çöplük Olmaya Doğru Gidişinin Denklemi

İnsanlık olarak dünyayı değiştiren etkenlerin en önde gideniyiz. İnsan faaliyetlerinin çevreyi derinden şekillendirdiği yeni jeolojik dönem ise Antroposen dönemi olarak biliniyor. İçinde bulunduğumuz Antroposen evresi, ilki 3.5 milyar yıl önceki evrimsel aşama olan Mikrobiyal Evrim ile ikinci aşama olan 650 milyon yıl önceki “Kambriyen Patlaması”ndan sonraki evre olarak görülüyor. Peki bu durumu matematiksel olarak formüle etmek mümkün mü? Mümkün. Bunu yapmak, harekete geçmenin yaşamsal önemde olduğu şu günlerde sanayileşmiş toplumların aldığı riskleri vurgulamak bakımından da tartışmasız derecede önemli bir girişim.

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden Will Steffen ve  Owen Gaffney dünya yaşamını besleyen öğelerin değişim hızlarını baz alan bir “Antroposen Denklemi” geliştirdiler. Bu denklem içerisinde atmosfer, okyanuslar, ormanlar ve sulak alanlarla, su yollarını, buz tabakasını ve yaşamın göz alıcı çeşitliliğini kapsayan birtakım faktörleri barındırıyor.

Antroposen Denklemi

Denklemde, dört milyar yıl boyunca dünya sisteminin değişim hızı (E) astronomik (A) ve jeofiziksel (G) güçlerle beraber iç dinamiklerin (I) bileşik bir fonksiyonu şeklinde gösterilmiştir.

Geçtiğimiz 7000 yıldan bu zamanlara olan bir süreyi temel alırsak, küresel sıcaklık artış hızı yüzyıl başına 0.01 °C civarındadır. Şu anki (son 45 yıllık) artış hızı ise yüzyıl başına 1.7 °C seviyesinde gitmektedir ve bu da bir önceki durumdan 170 kat daha hızlı bir gidişatı işaret etmektedir. Atmosferimize salınan karbon miktarı (uçamayan) dinozorların tarih sahnesinden silindiği 66 milyon yıl öncesinden bugüne gelindiğinde en yüksek seviyeye ulaşmış halde. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde dünyamızdaki yaşamın değişim hızının son 40-50 yıldır tam anlamıyla sanayileşmiş toplumların (H) bir fonksiyonu olarak belirtildiği sonucuna rahatlıkla varabiliriz.

Eşitlikte astronomik ve jeofiziksel güçler, şimdilik iç dinamikler de dahil olmak üzere sıfıra yakınsamaktalar çünkü doğalarındaki yavaşlığa veya nadir oluşumlarına bakılırsa matematiksel açıdan bu çıkarım yapılabilir. Bütün bu kuvvetler halen daha bir baskı uygulamaktalar; yalnız şu sıralar odaklanma sıralamasında insan etkisinden çok daha arka plandalar. Bu denklem son derece cesur bir beyanı içeriyor. Böyle bakıldığında insanlarla doğal sebeplerin karşılaştırılması tartışmaları ortadan kalkıyor. İnsan 1 numaralı faktör!

Güvende Hissetmemiz Yanlış

Endişelenmeliyiz. Son 2.5 milyon yılda, bizler buzul çağları ve zaman zaman sıcak dönemler arasında gidip gelirken dünyamız potansiyel olarak son derece dengesiz ve alışılmadık bir sürece girdi. Çok esnek ve dirençli bir gezegende yaşamaktan fazlasıyla uzak olmakla beraber aslında pimi çekilmeye hazır bir bomba gibiyiz. Sanayileşmiş toplumlar, kontrol mekanizmalarını el yordamıyla bulmaya çalışırlarken Holosen’in, yani son 11.700 yılımızın bizlere verdiği sahte bir güvenlik ve istikrar(!) hissiyatıyla ve tümüyle yanılgı içinde yaşamaktalar.

Dünyamızın yapısını, buzullar arası dönemden çıkartıp amansız suların içinde boğuşacağımız bir döneme sokmuş bulunuyoruz. Dikkate değer biçimde tehlikedeyiz. Dünyanın değişim hızının en kısa zamanda sıfır seviyesine düşmesini sağlamak zorunluluğu bir yanda dursun, önümüzdeki yıllar milenyumun rotasını belirleyebilir. Maalesef henüz hâlâ baskın konumdaki neoliberal ekonomik düzenimiz, koşulların Holosen-benzeri bir yapıda olduğunu ve sonsuz bir gezegende sınırsız kaynaklar içinde yaşadığımızı sanmaya devam etmekte. Çünkü varlığı insanların yanılsamalar içinde yaşamasını gerektiriyor.

Aksine, hepimizin “biyosfer pozitif” bir “Antroposen Ekonomisi”ne ihtiyacı var ve ekonomik gelişmelerin karbonu tutması, salmaması gerekiyor; biyoçeşitliliği güçlendirmesi, yok etmemesi gerekiyor; suları ve toprakları temizlemesi, temiz tutması, kirletmemesi gerekiyor.

Önümüzdeki derin riskleri gösteren bu denli büyük miktarda veri varken bunları görmezden gelmek ne kadar tedbirsizce bir davranış olarak görülüyorsa, jeopolitik açıdan zorlayıcı bir zamanda olduğumuz da tam bir gerçek. Kanıtlara dayalı dünya görüşlerinin ve hatta uluslararası işbirliklerinin sorgulanıp gözden geçirilmeleri zamanı çoktan gelmiş ve geçiyor.

Şaşırtıcı gelebilir fakat 1990’larda Beyaz Saray stratejisti ve ideoloğu Stephen Bannon, Biyosfer 2 isimli projenin CEO’su olarak Arizona’da insanların potansiyel uzayı kolonize etme fikrine altyapı oluşturması için yapay bir yaşam alanı denemesine girişmiş; ancak bu Biyosfer 2’nin hassas insan-doğa dengesi, tam bir kaosa dönerek çökmüş ve proje 1994’te rafa kaldırılmış.

Biyosfer 1’imiz (yani dünyamız) kısa vadede bir tehlike içerisinde değil, bizler, insan toplumları olarak bu tehlikenin içerisindeyiz. Bu konuda ortak çıkarlarımız daha yüksek olamazdı. Kararlı yapıya ulaşmamız için gerekli olan yaşamsal önemdeki bilgilerimiz ve girişimde bulunma isteğimiz günümüzde yaşanılan acı gerçeklere karşı verilen savaşlar yüzünden çok yönlü yara almış ve tehlikeye girmiş durumda. Kendimizi düzeltmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Yapmıyoruz. Cehalet ve belirsizlik bahaneleri ise, harekete geçmemizi engelleyen makul sebepler olarak karşımızda artık daha fazla durmamalı.

Göz Atmak İsterseniz

Kaynak: New Scientist

Kaynak Makale: The Anthropocene Review, doi: 10.1177/2053019616688022

A. Caner Sönmez

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu