Sokrates, tarihin en ünlü filozoflarından biridir. En çok da, “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözüyle hatırlanır. Peki, Sokrates bu sözle ne anlatmak istemiştir? Ve bu söz neden bu kadar önemlidir?

Sokrates, M.Ö. 470 yılında Atina’da, zanaatkâr bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası heykeltıraş, annesi ise ebedir. Aile mirasının büyük kısmını abisi aldığı için Sokrates, yaşamını yoksul bir adam olarak sürdürmek zorunda kaldı. Ancak bu maddi yoksunluk, onun Antik Çağ’ın en büyük filozoflarından biri olarak anılmasını engellemedi.
Sokrates, doğduğu şehir Atina’nın siyasal çalkantılarla sarsıldığı bir dönemde yaşadı. Bu çalkantıların sonunda kent, yaşanan sorunların bedelini ona yükleyecek ve onu ölüme mahkûm etme noktasına gelecekti. Onu bugün tanımamızı sağlayan bilgiler ise büyük ölçüde öğrencisi Platon’un eserlerinden gelir. Çünkü Sokrates hiçbir metin kaleme almadı; düşüncelerini sokaklarda, agorada, insanlarla gerçekleştirdiği açık tartışmalarla aktardı.

Sokrates’i kendisinden önceki filozoflardan ayıran temel özellik, doğanın sırlarını çözmeye değil, insanın nasıl yaşaması gerektiğine odaklanmasıydı. Adalet, erdem, iyilik ve “iyi yaşam” gibi sorular, onun felsefesinin merkezine yerleşti. Bu yönelim, etik düşüncenin ayrı bir disiplin hâline gelmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak tam da bu sorular, onu Atina’nın yöneticileriyle karşı karşıya getirdi; zengin ailelerin gençlerini “yoldan çıkarmakla” suçlandı.
Sokrates’in Öğretileri ve Felsefi Görüşleri

Sokrates’in düşüncesinin merkezinde önemli bir iddia yer alır: Bilgi bir erdemdir. Ona göre, şeylerin gerçek doğasını anlamadan iyi davranmak, cesur olmak ya da adil bir biçimde hareket etmek mümkün değildir. İnsan ancak bilgisi sayesinde eylemlerinin farkına varır ve bu farkındalık erdeme kapı açar.
Bu yüzden Sokrates’in felsefesi, kendini ve başkalarını tanıma çabasına dayanıyordu. Nitekim Delfi Tapınağı’nda yazılı olan “Kendini bil” sözü, bu düşüncenin bir yansıması olarak Sokrates’e atfedilmiştir.
Sokrates, günlerini sokaktaki insanlarla konuşarak geçirirdi. Bugün “Sokratik diyalektik” olarak adlandırdığımız bu yöntem, karşılıklı soru sorma ve tartışma esasına dayanıyordu. Düşüncelerini düzenli ve sistemli bir biçimde anlatmak yerine, muhatabına sorular sorar, onu düşünmeye ve kendi sonuçlarına ulaşmaya zorladı.
Sokrates çoğu zaman tartışmaya bilinmezlik perdesiyle başlardı. Sorular ilerledikçe, muhatabını ustaca sıkıştırır ve onu, kendi varsayımlarının saçmalığa dönüştüğü bir noktaya taşırdı. Bu yöntem, yani reductio ad absurdum, karşısındakini düşüncelerini yeniden değerlendirmeye mecbur bırakırdı.

Sokrates’in yöntemi, dinleyicilerini düşünmeye zorlayan bir diyalog süreciydi. İnsanları pasif birer dinleyici olmaktan çıkarır, tartışmanın aktif bir parçasına dönüştürürdü. Sorularını her zaman geniş bir çerçeveden başlatır; konuşma ilerledikçe dikkatini daha somut kavramlara yöneltirdi. Böylece tartışma, kendiliğinden derinleşen bir düşünce yolculuğuna dönüşürdü.
Bu yolculuğun merkezinde hep aynı sorular dururdu: Cesaret nedir? Sevgi nedir? İyilik nedir? Adalet nedir? Ve “iyi” dediğimiz şey aslında ne anlama gelir? Sokrates’in amacı, insanların bildiğini sandığı bu temel kavramları yeniden düşünmesini sağlamak, sorgulama yoluyla anlamı keskinleştirmekti. Onun gözünde felsefe, doğru cevaplara ulaşmaktan çok, soruların insanı içten içe dönüştürmesiydi.
“Bildiğim Tek Şey Hiçbir Şey Bilmediğimdir” İfadesi Çelişkili midir?
Yaygın bir yanılgı, Sokrates’in “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözünü, kendi bilgeliğini alçakgönüllü bir şekilde yüceltmek amacıyla söylediği yönündedir. Oysa Sokrates’in asıl vurguladığı şudur: İnsan hiçbir şeyi kesin olarak bilemez.
İnançlar geliştirebilir, fikirler ortaya koyabiliriz; ancak bunların doğruluğundan hiçbir zaman tam anlamıyla emin olamayız. Bu düşünce, yüzyıllar boyunca filozofların tartıştığı derin ve etkili bir felsefi iddia olarak varlığını sürdürmüştür.

Sokrates’in ünlü sözünün arka planı, Delfoi kâhininin verdiği bir yanıtla başlar. Kâhine “Sokrates’ten daha bilge biri var mı?” diye sorulduğunda cevap “Hayır” olur. Sokrates bu sözün doğruluğunu sınamak ister ve kendisinden daha bilge birini bulmak için Atina’daki siyasetçilerle, şairlerle ve zanaatkârlarla konuşmaya başlar.
Bu görüşmeler ona şaşırtıcı bir şey gösterir: İnsanlar belli bir alanda başarı kazandıklarında, sanki her konuda bilgeymiş gibi davranırlar. Oysa hiçbiri, dünyanın gerçek doğası hakkında kesin bilgiye sahip değildir. Sokrates de değildir; fakat onu diğerlerinden ayıran tek şey, kendi cehaletinin farkında olmasıdır. Bu farkındalık, onun bilişsel alçakgönüllülüğüdür.
Sokrates’e göre insanların asıl sorunu bilmemeleri değil, bilmediklerini bilmemeleridir. Bu yüzden kâhinin sözü ona artık anlam kazanır: Bilge insan, bilgeliğinin sınırlarını görebilendir. Tanrısal bilgi sınırsızdır; insan bilgisi ise her zaman eksik ve sınırlıdır.

Bu sözün çelişkili olup olmadığı, yüzyıllardır tartışma konusu olmuştur. Kimileri, Sokrates’in bu ifadeyle yalnızca cehaletini kabul ettiğini düşünür. Kimilerine göre ise bu söz, insan bilgisinin doğasına dair derin bir farkındalığın ifadesidir.
Sokrates’in yaşadığı dönem de bu kuşkuyu besleyen bir zemindir; siyasi çalkantıların hüküm sürdüğü Atina’da, hiçbir kesin yargıya güvenilemeyeceğini sık sık gözlemlemiştir. Üstelik kendisi de hayatı boyunca her şeyi sorgulamış, hiçbir düşünceyi dokunulmaz kabul etmemiştir.
Sonuç olarak
Sonuç olarak, bu söz tek bir yoruma indirgenemez. Ancak ister bir alçakgönüllülük ifadesi, ister insan bilgisinin kırılganlığını hatırlatan bir uyarı olarak değerlendirilsin, taşıdığı derin anlam ve bilgelik açıktır.
Sokrates’in bu sözleri, bizi yalnızca kendi inançlarımızı yeniden düşünmeye değil, düşünme biçimlerimizi de sorgulamaya davet eder. Bir bilgiye sahip olduğumuzu sandığımız anlarda bile şüpheyi elden bırakmamamız gerektiğini hatırlatır.
Günümüzde pek çok insan, kendisine sunulan bilgileri sorgulamadan doğru kabul ederken, Sokrates’in bu sözleri düşüncenin hiçbir zaman durmaması gerektiğini vurgular. Kısacası, bu ifade bize, inançlarımızı sürekli sorgulama cesaretini göstermemiz gerektiğini hatırlatır.
Kaynaklar ve İleri Okumalar
- “All I Know Is That I Know Nothing”: What Did Socrates Mean? ; Bağlantı: “All I Know Is That I Know Nothing”: What Did Socrates Mean? (thecollector.com) ; Yayınlanma tarihi: 21 Ocak 2023
Matematiksel





