Tarih

Michel Siffre: Zaman Algımızı Değiştiren Adam

Hiçbir doğal ışık kaynağına erişme şansınız olmadan yeraltında bir mağarada ne kadar yaşayabilirsiniz? Ayrıca bu deneyim sizi nasıl etkiler? Bir kişi bu sorunun cevabını bulmaya kararlıydı. Temmuz 1962’de kol saatini çıkardı ve Fransız Alpleri’ndeki Scarasson uçurumuna indi. Bu kişi Michel Siffre idi.

Michel Siffre

Beyin, zamanı düzenleyen ve farklı işlevlere bağlı birçok “iç saat” barındırır. Bellekle zamanı ilişkilendirme, geleceği planlama, solunum, kan basıncı, melatonin salgısı, hızlı motor tepkiler ve hatta göz kırpma bu saatlerle bağlantılıdır. Beyindeki bu zamanla ilgili işlevler, yaşamı ve sağlığı sürdürmek için gerekli biyokimyasal ritimlerle uyumlu bir tempo içinde çalışır.

Bununla birlikte, insanın zaman algısına katkıda bulunan başka biyolojik etkenler de vardır. Bunlar çoğu zaman yanılsama niteliği taşır ve yakın deneyimlere göre değişir.

1930’larda nöroendokrinolog Hudson Hoagland, beden sıcaklığı ile zaman algısı arasında bir ilişki olduğunu gösterdi. Deriden beyne duyusal bilgileri ileten elektriksel sinyalleri inceleyen Hoagland, kimyasal tepkimelerin ısıyla hızlanmasından yola çıkarak beden sıcaklığındaki artışların kısa süreli zaman algısını etkileyebileceğini öne sürdü.

Bu çerçevede Hoagland, biyolojik saatin elektrokimyasal bir “hafızaya” sahip olduğunu savundu. Bu hafıza, geçen zamanın süresini, bedendeki kimyasal süreçlerin değişim hızını kaydederek belirliyordu. Hoagland’ın kuramını destekleyen bazı çalışmalar da mevcuttur. Örneklerin en bilineni, Fransız mağara bilimci ve araştırmacı Michel Siffre’nin deneyleridir.

Mağara İzolasyon Deneyi Nasıl Gerçekleşti?

Siffre, 1962’de Fransa’nın güneyindeki Alpler’de yer alan bir buzul mağarasında iki ay boyunca tamamen yalnız yaşadı. Daha sonra ondan fazla yeraltı deneyi daha gerçekleştirdi. 1972’de ise Teksas’ta, küçük bir grupla birlikte bir mağarada altı ay geçirdi.

Bu deneylerin ortak noktası, zamanın geçişini gösterecek hiçbir aracın bulunmamasıydı. Katılımcılar ne zaman uyuyacaklarına ve yemek yiyeceklerine yalnızca bedensel ihtiyaçlarına göre karar verdiler. Yaşam ritminin, zaman algısını belirlemesine izin verildi.

Michel Siffre: Mağara Deneyi İle Zaman Algımızı Değiştiren Adam
Tüm bu süreç esnasında, kalp, beyin ve kas aktivitelerinin izlenmesi için başına ve vücuduna elektrotlar takılı biçimde yaşadı.

Siffre’nin ilk amacı buzulların jeolojisini incelemekti. Ancak kısa sürede, bilinçli olarak saatten ve zamansal ipuçlarından tamamen kopuk bir yaşam sürmeye karar verdi. Karanlıkta, zamanı bilmeden, yalnızca bedensel ritimlere dayanarak yaşadı.

1962’deki deney boyunca mağara girişinde bir ekip vardı. Her uyandığında, yemek yediğinde ya da uykuya daldığında dışarıdaki ekibe sinyal gönderiyordu. Her sinyalde, saniyede bir sayı saydığını varsayarak 1’den 120’ye kadar sayıyordu. Ancak kayıtlar, bu sayımın her seferinde yaklaşık beş dakika sürdüğünü gösterdi. Yani Siffre’nin zihninde iki dakika gibi hissedilen süre, gerçekte beş dakikaydı.

Bu deney, zaman algısının saatlere değil, büyük ölçüde bedensel ritimlere ve fizyolojik koşullara bağlı olduğunu açık ve somut biçimde ortaya koydu.

Michel Siffre’nin Zaman Algısı Deney Sonucunda Tamamen Değişmişti

Michel Siffre’nin kaldığı mağarada yalnızca tek bir ampul vardı. Ortam son derece karanlıktı ve günün geceye, gecenin gündüze döndüğünü hissettiren hiçbir ipucu yoktu. İki günün sonunda, belleği zamanı makul biçimde ayırt edemez hale geldi.

Michel Siffre: Mağara Deneyi İle Zaman Algımızı Değiştiren Adam
Siffre, kendini bir mağarada kendini tecrit ettiğinde, zamanın hızla geçtiğini fark etti

Siffre, “Uykum kusursuzdu” diye yazar. “Bedenim ne zaman uyuyacağına ve ne zaman yemek yiyeceğine kendisi karar veriyordu.” Uyku ve uyanıklık döngülerinin, yeryüzünde gün ışığı ve geceyle şekillenen alışıldık düzenden farklılaştığını fark etti. Biyolojik saati, bambaşka bir zaman düzenine uyum sağlıyordu.

Daha sonraki deneylerde, başka deneklerin de doğal olarak farklı uyku-uyanıklık döngülerine girdiği görüldü. Bazıları yaklaşık otuz altı saatlik bir uyanıklık dönemini, ardından on iki ila on dört saatlik bir uykuyu benimsedi. Siffre ise bazen yalnızca iki saat, bazen on sekiz saat uyuyordu. Ayrıca aradaki farkı ayırt edemiyordu.

Sonuç Olarak

Hoagland ve Siffre’nin çalışmaları, farklı çevrelerin insanların zamanı düşünme ve algılama biçimini nasıl değiştirdiği sorusunu gündeme getirdi. Bu soruya daha sistemli bir yanıt arayan çalışmalardan biri, 1970’lerin başında Alman kronobiyolog Jürgen Aschoff tarafından yürütüldü. Aschoff, 450 kişiyi üç ila dört hafta boyunca bir sığınakta izole etti. Katılımcıların günün saati ya da gecenin zamanı hakkında bilgi alabilecekleri hiçbir araç yoktu.

Denekler duşu ve küçük bir mutfağı olan rahat bir odada yaşadılar. Yemeklerini kendileri hazırladılar, yorulduklarında uyudular ve kendi günlük düzenlerini oluşturdular.

Bu süre boyunca beden sıcaklığı, hareket düzenleri, yatak hareketleri, idrar örnekleri ve zaman tahminleri düzenli olarak kaydedildi. Dış dünyayla iletişim, yalnızca rastgele zamanlarda çift kapılı bir sistemden erzak getiren görevli aracılığıyla yapılan mektuplaşmayla sağlandı.

Bu deneyler, zaman algısının yalnızca biyolojik saatle değil, aynı zamanda çevrenin sunduğu ya da ortadan kaldırdığı zamansal ipuçlarıyla da güçlü biçimde şekillendiğini açıkça ortaya koydu.


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir