Tarih

Atalarımız Belki de Bizim Gibi Uyumuyordu

Yaşamımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz. Bu da uykunun bizim için açıkça çok önemi olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte ortaya atılan onlarca hipoteze rağmen uykunun tam olarak ne işe yaradığını anlamış değiliz. Uyku hakkında herkes tarafından kabul göre ortak bir hipotez olmaması uykunun evrimsel kökeninin anlaşılmasını da zorlaştırıyor.

Geçtiğimiz yıllarda Virginia Tech Üniversitesinden tarihçi Roger Ekirch, yazdığı “At Day’s Close: Night in Times Past” adlı kitabında “iki fazlı uyku ya da bölünmüş uyku denen uyku biçimini bizlere hatırlatmıştı. Sonuçta belki de büyükbabanız sizin gibi uyudu veya büyük büyükbabanız da. Ama ondan önceki uzak akrabalarınız bugünden çok daha farklı biçimde uyumuş olabilir. Bu da kısman günümüzde giderek artan sayıda insanın geceleri uykuya dalmakta ve kesintisiz bir uyku sürdürmekte yaşadığı sıkıntılara bir cevap olacaktır.

1800’lü yıllara geri gitme şansınız olsa, insanların çok farklı bir uyku düzenine sahip olduklarını görecekseniz. Belki de bugün düşündüğümüzde bize çok garip gelecek bir alışkanlığa. İnsanlar alacakaranlık zamanı uykuya yatarlardı. Bu uyku yaklaşık 3 ila 4 saat devam ederdi. Sonrasında bir kaç saat aktivite yapmak için gece yarısı civarında uyanılırdı. Bu aktiviteler dikiş dikmek, kitap okumak, odun kesmek gibi günlük ritüeller olurdu. Sonrasında da herkes yeniden uykuya dalarlardı. Yani insanlar kesintisiz 8 saat boyunca uyumuyordu. Toplum tarafından genel kabul iki parçalı bir uyku düzeni idi.

Roger Ekirch, konu ile ilgili gerekli bilgiyi toplayabilmek için bir çok araştırma yapmış. Bu esnada Homeros’un Odysseia‘sından, Nijerya’daki modern kabileler üzerindeki antropolojik incelemelere kadar çok çeşitli edebî ve bilimsel eseri incelemiş. Günceleri, mahkeme tutanaklarını gözden geçirmiş. Sonrasında da 500’ü aşkın yerde iki parçalı uyku düzeninden söz edildiğine rastlamış.

İki Parçalı Uykudan Neden Vazgeçtik?

Tarihçi Roger Ekirch, “birinci ve ikinci uyku”ya ilişkin göndermelerin 17. yüzyılın sonlarında kaybolmaya başladığını saptamış. Ekirch, Jan Saenredam’ın 1595 tarihli bu gravürünün gece meydana gelen hareketliliğin bir kanıtı olduğunu söylüyor.

Uyku alışkanlıklarımız hakkında bu kadar az şey bilmemiz garip, ancak Ekirch yazıların insanların binlerce yıldır bu şekilde uyuduklarını kanıtladığını söylüyor. Bu alışkanlıktan vazgeçmemiz ise modernleşmenin bir sonucu gibi gözüküyor. Sonuçta modern aydınlatmanın gelişiyle birlikte, her türlü gece etkinliğinde bir patlama yaşandı. İnsanları artık yatağa gitmeye zorlayan bir karanlık yoktu. Toplumda değişen tutuma ilişkin güçlü ipuçlarından biri, 1829’dan kalma bir tıp dergisi. Dergide, anne babalara, çocuklarını “birinci ve ikinci uyku düzeni”nden çıkmaya zorlamaları tavsiye ediliyor. Çocukların, bir hastalıkları yoksa, ilk uykularından sonra yeniden uykuya dalmalarına gerek olmadığı vurgulanıyor.

Sonuç olarak, sanayileşmenin teşvik ettiği verimlilik arzusuyla birleştiğinde, saatler giderek çok ihtiyaç duyulan şeyler haline geldi. Bununla birlikte de uyku ve dinlenme ihtiyacımız anlamını yitirmeye başladı. 19. yüzyılın sonlarında literatürde uykusuzluğunun ortaya çıkışı, iki bölümden oluşan uyku alışkanlığının ortadan kalkmaya başladığı döneme denk geliyor. Bu da eski alışkanlığımızdan vazgeçmemizin bir bedeli olabilir.

8 Saat Uyku Düzeni

1990’ların başlarında Thomas Wehr adlı psikiyatr, bir ay boyunca her gün 14 saat süreyle karanlıkta tutulan bir grup insan üzerinde araştırma yürüttü. Amacı bu uyku rutininin tekrar oluşturulup oluşturulamayacağını gözlemlemekti. Deneklerin uykularının düzene girmesi biraz zaman aldı. Ancak dördüncü haftada tüm deneklerde belli bir uyku düzeni oluşmuştu. Önce dört saat uyuyorlar, sonra bir iki saatliğine uyanıyorlar, ardından ikinci kez dört saatlik uykularına dalıyorlardı. Üstelik arada uyanık oldukları dönem en verimli dönemleri oluyordu. Uyku uzmanları bu çalışmayı etkileyici bulduysa da, genel olarak benimsenen “kesintisiz 8 saat uyumak şart” inancı pek değişmedi.

Modern toplumdaki bazı bireyler, gün boyunca uykunun arttığı ve üretkenliğin azaldığı uzun bir uyanık kalma döneminin yerine, gün içinde kısa dönemli uyumanın avantajlarını fark etmiş durumda. Ayrıca şekerleme diye tanımladığımız bu tarz uykunun hafıza ve öğrenme için önemli faydaları olduğunu ve ruh halimizi iyileştirdiğini gösteren kanıtlar var.

Araştırmacılar gece uyanıp bir daha uykuya dalamayan insanların yaşadığı sorunun kökeninde bölünmüş uyku alışkanlığımızı kaybetmemiz olduğunu düşünüyor.  O halde bu gece, gecenin herhangi bir saatinde uyanıverirseniz, sanayi devriminden önceki insanları düşünün ve sakinleşin. Gece, uyumadan da olsa, bir yatakta sadece yatıyor olmak, size yarar sağlayabilir…



Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz

Başa dön tuşu