
2020’de Mike Hughes, Dünya’nın düz olduğunu kendi gözleriyle kanıtlamak için ev yapımı bir roketle gökyüzüne çıkmaya çalıştı. Hedefi yaklaşık 100 kilometre yüksekliğe ulaşıp Dünya’ya yukarıdan bakmaktı.
Bu hikâye ilk bakışta yalnızca sıra dışı bir macera gibi görünür. Oysa düz Dünya düşüncesinin temelindeki önemli bir fikri açıkça gösterir. Bazı insanlar bilimsel ölçümlerden çok kendi gözleriyle görebilecekleri kanıtlara güvenir.
Peki Dünya’nın küresel olduğu yüzyıllardır biliniyorken düz Dünya fikri neden hâlâ yaşamaya devam ediyor?
Dünya’nın Düz Olduğu Fikri Ne Kadar Eski?
Dünya’nın düz olduğu düşüncesi modern çağda ortaya çıkmadı. Tarih boyunca bazı toplumlar Dünya’yı düz bir yüzey ya da disk gibi tasvir etti. Homeros’un İlyada’sında Akhilleus’un kalkanı üzerine işlenen dünya da bu tür bir tasvire örnektir.
Ancak Antik Yunan’da Dünya’nın küresel olduğu düşüncesi giderek güç kazandı. Aristoteles, farklı bölgelere gidildikçe gökyüzünde görülen yıldızların değiştiğine dikkat çekti. Ay tutulmaları sırasında Dünya’nın Ay üzerine düşen gölgesinin yuvarlak olması da küresel Dünya düşüncesini destekliyordu.
MÖ üçüncü yüzyılda Eratosthenes bu fikri ölçülür hale getirdi. Farklı şehirlerde Güneş ışınlarının oluşturduğu gölgeleri karşılaştırarak Dünya’nın çevresini hesapladı ve gerçeğe oldukça yakın bir sonuç elde etti.

Daha sonraki yüzyıllarda El-Bîrûnî gibi bilim insanları da Dünya’nın boyutlarını farklı yöntemlerle hesapladı. Denizcilerin Dünya’nın çevresini dolaşması ve modern çağda uzaydan yapılan gözlemler de aynı sonucu destekledi.
Buna rağmen düz Dünya fikri tamamen ortadan kalkmadı. Asıl ilginç olan da budur. Dünya’nın küresel olduğunu gösteren bilgi iki bin yıldan uzun süredir elimizdeyken bu düşünce nasıl yeniden ortaya çıktı?
Modern Düz Dünya Hareketi Nasıl Başladı?
On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Dünya’nın küresel olduğu artık yeni bir fikir değildi. Yine de 1849’da İngiliz yazar Samuel Rowbotham, bu eski tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. “Parallax” takma adını kullanan Rowbotham, Zetetic Astronomy adlı çalışmasında Dünya’nın düz olduğunu savunuyordu.
İddiasını desteklemek için sık sık İngiltere’deki Old Bedford Nehri’ne gidiyordu. Rowbotham, kanalın uzak ucundaki teknelerin hâlâ görülebildiğini gösteriyor ve Dünya eğri olsaydı bunun mümkün olmaması gerektiğini söylüyordu.

Gözlem ilk bakışta ikna edici görünüyordu. Ancak Rowbotham atmosferin ışığı nasıl büktüğünü hesaba katmıyordu. Farklı sıcaklık ve yoğunluktaki hava katmanları, uzaktaki nesnelerin gerçek konumlarından farklı görünmesine neden olur. Bu yüzden ufkun hemen ötesindeki bir cismi görmek, Dünya’nın düz olduğunu göstermez.
Yıllar sonra aynı kanal bu kez Alfred Russel Wallace’ın deneyine sahne oldu. Scientific Opinion adlı haftalık dergide, Rowbotham’ın yanıldığını kanıtlayana 500 sterlin ödül verileceği duyurulmuştu. Wallace bu meydan okumayı kabul etti.
Atmosferik kırılmanın etkisini azaltmak için gözlem hattını daha yükseğe taşıdı ve kanal boyunca direkler üzerine diskler yerleştirdi. Ortadaki diskin diğerlerinden biraz daha yukarıda görünmesi, Dünya’nın eğriliğiyle uyumluydu.
Ancak ödülü ortaya koyan John Hampden, Rowbotham’ın görüşlerini benimseyen sıkı bir düz Dünya savunucusuydu. Sonucu kabul etmedi. Wallace’ı yıllarca hedef aldı, hakkında suçlayıcı yazılar yazdı ve tehdit etti. Böylece basit bir kanal deneyi, düz Dünya tartışmasının yalnızca ölçüm ve gözlemle ilgili olmadığını da göstermiş oldu.
Düz Dünya Düşüncesi Nasıl Bir Harekete Dönüştü?
Rowbotham’ın fikirleri onunla birlikte ortadan kalkmadı. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Universal Zetetic Society gibi örgütler düz Dünya düşüncesini canlı tutmaya devam etti. Bu hareketin dikkat çeken isimlerinden biri Lady Elizabeth Blount’tu. Blount 1893’te Universal Zetetic Society’ye katıldı ve toplumdaki konumu sayesinde harekete üst sınıflardan da destekçiler çekti. .
Universal Zetetic Society’nin düşünsel mirası daha sonra International Flat Earth Research Society gibi örgütlere taşındı. Örgüt 1956’da İngiltere’nin Dover kentinde yeniden faaliyete geçti. Ancak düz Dünya düşüncesi uzun süre küçük ve marjinal bir hareket olarak kaldı.

İnsanlar Neden Hâlâ İnanıyor?
Düz Dünya düşüncesini yalnızca bilgi eksikliğiyle açıklamak yeterli değildir. Bu inançta kişisel deneyime verilen önem ve bilimsel kurumlara duyulan güvensizlik büyük rol oynar.
Savunucularının sık tekrarladığı düşüncelerden biri, gerçeği ancak kendi gözleriyle gördüklerinde kabul edebilecekleridir. Ufkun düz görünmesi, uzaktaki gemilerin görülebilmesi ya da uçakların burunlarını sürekli aşağı çevirmemesi gibi gündelik gözlemleri küresel Dünya modeline karşı kanıt olarak yorumlarlar. Bu gözlemlerin fiziksel açıklamaları olsa da çoğu zaman bu açıklamaları yeterli bulmazlar.
Bu noktada komplo düşüncesi devreye girer. NASA’nın görüntüleri, bilimsel ölçümler ya da uzay araştırmaları güvenilir kabul edilmediğinde karşıt kanıtların tamamını reddetmek mümkün hale gelir.
“Bana göre düz Dünya taraftarlarının artışına neden olan iki şey var. Birincisi, özgürlüğü savunan ve özgürce konuşabildiğiniz, fikirlerinizi aktarabildiğiniz bir ülkede yaşıyoruz. İkincisi de başarısız bir eğitim sistemi olan bir ülkede yaşıyoruz. Sistemimizin yalnızca ne bilmeniz gerektiğini değil, bilgi ve kanıtlar hakkında nasıl düşüneceğinizi de öğretmesi gerekiyor. Bu tür bir eğitimimiz yoksa, her şeye inanma riskiyle karşı karşıya kalırsınız.”
Neil deGrasse Tyson
Mike Hughes’ın hikâyesi bunun en uç örneklerinden biridir. Dünya’nın biçimini kendi gözleriyle görmek için kendi roketlerini yaptı ve sonunda Kármán çizgisine kadar çıkmayı hedefledi. Ancak Şubat 2020’deki son uçuşta roketinin paraşütlerinden biri erken açıldı. Araç kontrolden çıktı ve Kaliforniya çölüne çakıldı. Hughes kazada hayatını kaybetti.
Sonucunda tartışma yalnızca Dünya’nın şekli hakkında değildir. Asıl mesele hangi bilgiye güveneceğimiz ve bir iddiayı doğru kabul etmek için nasıl bir kanıt arayacağımızdır.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Donald R. Prothero; Weird Earth: Debunking Strange Ideas about Our Planet; ISBN-10 : 1684350611
- I watched hundreds of flat-Earth videos to learn how conspiracy theories spread. And what it could mean for fighting disinformation. Yayınlanma tarihi: 27 Haziran 2022. Bağlantı: https://theconversation.com/
Matematiksel



