Psikoloji

Analitik Psikolojinin Kurucusu Carl Jung Bize Ne Anlatır?

Günümüzde Sigmund Freud, “Psikanalizin Babası” olarak bilinir. Freud, Tanrı ya da kader gibi kendimiz dışındaki güçlerle yönetildiğimiz fikri yerine, zihinlerimizin, özellikle de bilinçdışının iç işleyişleri ile motive ve kontrol edildiğimiz fikrini ortaya atmıştı. Devamında kültürel açıdan çok farklı olmalarına rağmen dünyanın her yerindeki toplumların çarpıcı benzerlikler paylaşmasından etkilenen İsviçreli psikiyatr Carl Junq onun fikrini daha ileriye taşıyarak bilinçdışını oluşturan unsurları ve onların işleyişlerini derinlemesine araştırmıştı. Carl Gustav Jung günümüzde (26 Temmuz 1875 – 6 Haziran 1961), analitik psikoloji alanını kuran etkili bir psikolog olarak tanınmaktadır.

Kısaca Carl Jung

Cari Gustav Jung, eğitimli bir ailenin oğlu olarak İsviçre’nin küçük bir köyünde doğar. Depresyon ataklarından mustarip olmasına rağmen annesine çok yakındır. 1900 yılında mezun olduğu Basel Üniversitesi’nde önce tıp eğitimi alır Daha sonra da Zürih Üniversitesi’nde psikiyatri eğitimini tamamlar. 1903’te varlıklı bir ailenin kızı olan psikolog Emma Rauschenberg ile evlendiler ve beş çocukları oldu. Jung’ın eşine karşı her zaman sadık olmadığı bilinse de evlilikleri 52 yıl boyunca Emma hayatını kaybedene dek sürdü.

Carl Gustav Jung’un gençlik zamanlarından bir kare.

Jung profesyonel kariyerine 1900 yılında Zürih Üniversitesi psikiyatri kliniğinde Jung, önde gelen bir psikiyatrist ve “şizofreni” teriminin yaratıcısı Eugen Bleuler’in (1857–1939) asistanı olarak başladı. 1902 yılında okült (gizli, görünmeyen) fenomenler ve onların Psikoloji ve Patolojiyle bağlantıları konusunda tezini tamamlayarak Doktorasını yaptı. Daha sonra Paris’te bilinçdışı ve hipnoz üzerine çalışmalar yürüten Pierre Janet ile çalıştı. Ancak onun hayatındaki dönüm noktalarından birisi Sigmund Freud’un “Rüyaların Yorumu” isimli kitabını okuması olacaktı. İlerleyen süreçte tanışma şansı edinen ikili yakın arkadaş oldular. Hem Jung hem de Freud, insanların davranışlarını etkileyen bilinçdışı güçleri anlamaya çalışmakla ilgilendiler. Bununla birlikte, Freud ve Jung, psikolojik teorinin çeşitli yönleri üzerinde anlaşamadılar.

Sonunda bu fikir ayrılıkları ikilinin yollarının ayrılmasına neden olacaktı. 1913’ten itibaren Jung, Freudyen psikanalizden ayırmak için kendi çalışmasına analitik psikoloji adını verdi. Devamında Jung, psikanalitik dünyada hızla yükseldi, bir psikanalitik derginin editörü ve Uluslararası Psikanaliz Derneği’nin başkanı oldu. I. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Jung Afrika, Amerika ve Hindistan’a giderek yerliler üzerinde çalışmalar yaptı.

Carl Jung ve Freud. Freud, insan davranışlarına yön veren temel faktörün, bastırılmış cinsel arzuların bilinç dışı zihin üzerindeki etkisi olduğunu düşünürken Jung, cinsellik yanı sıra insan davranışlarının daha önemli motivasyonları olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca Jung, Freud’un Oedipus kompleksi fikrine kesinlikle katılmamıştır.

Freud ve Jung Arasındaki Bazı Temel Farklılıklar

Jung ve Freud arasındaki temel anlaşmazlıklardan biri, bilinçaltına ilişkin farklı anlayışlarıydı. Freud, bilinçdışı zihnin, bastırılmış düşüncelerimizin, travmatik anılarımızın ve temel cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin merkez üssü olduğuna inanıyordu. Zihnin yapısını üç bölümde ele alıyordu: id, ego ve süper ego. İd, bilinçdışı dürtülerimiz idi ve yalnızca hazzı tatmin etmeye çalışırdı. Ego, gerçeklikle etkili bir şekilde başa çıkmamızı sağlayan bilinçli algılarımız, anılarımız ve düşüncelerimizdir. Süperego, bu sistemdeki son parçadır. Ahlak ve toplum normlarına göre şekillenir. Çocukluk döneminde aile tarafından verilen kuralların içsel temsilcisidir.

Jung da Freud gibi, bastırılmış ve yasaklanmış fikirlerin bilinçaltına sürüldüğüne, bilinçli olarak bilinç dışında tutulduğuna inanıyordu. Ancak Freud’dan farklı olarak Jung, bilinçdışını kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı olarak ikiye ayırdı. Kişisel bilinçdışı, unutma ya da bastırma nedeniyle bilinçten kayıp giden kişisel deneyimleri içeriyordu. Kişisel bilinçaltının içeriği, bireyin yaşam deneyiminden geldi. Bununla birlikte, kolektif bilinçdışı, insanlığın tüm evrimsel mirasını elinde tutuyordu.

Ayrıca bu iki adam mizaç olarak da birbirinden farklıdır. Jung’un belki de ailesinden gelen nedenlerle mistik bir eğilimi vardı ve ömür boyu doğaüstü inançlar ve uygulamalara (Okültizm) ilgi duymuştu. Freud ise, dinin çocuksu bir nevroz biçiminden biraz daha fazlası olduğuna inanan ateşli bir rasyonalistti. Freud doğal olarak Okültizme de saygı duymuyordu.

Eski zamanlardan kalma anılar: Arketipler

mandala ve matematik
Mandalalar, Budist ve Hindu rahipler tarafından yaratılan dini sanat eserleridir. Jung, Doğu dinlerine güçlü bir ilgi duydu ve mandalayı kişiliğin bir sembolü olarak gördü. Jung ve takipçileri için, dört köşesi merkezi bir daireye bağlı olan mandala yapısı, kişisel gelişim yolunu temsil eder. Kişisel gelişimimizde, kişiliğimizin karşıt güçlerini (dört köşe) kapsamlı, her şeyi kapsayan, öz farkındalıkta (merkez daire) birleştirmeye çalışıyoruz. Bu farkındalığı kazanmak için, tıpkı mandala’nın dış köşeleri daireye doğru içe dönük olduğu gibi, içe dönmeliyiz.

Jung’un mistisizme olan ilgisi tüm yaşamı boyunca devam etti. Hayatının sonlarına doğru diğer kültürlerin maneviyatla ilgili uygulamalarını keşfedebilmek için bir çok seyahat yaptı. New Mexico’daki Pueblo Kızılderililerini ziyaret etti, Kenya ve Hindistan’a gitti ve çeşitli Doğu dinlerini araştırdı. Sembollerin nesilden nesile geçen kalıtsal hafızanın bir parçası olduğunu, zaman dilimleri ve farklı kültürler arasında sadece küçük değişiklikler geçirdiklerini düşündü. Tüm dini geleneklerdeki sembolizmi evrensel arketiplerin ifadeleri olarak gördü.

Arketipler, kalıtım yoluyla geçen duygu veya davranış kalıpları olarak düşünülebilirler. Belli bir dizi davranışı ya da duygusal ifadeyi anlamı olan bütün bir model olarak fark etmemizi sağlarlar. Bunu içgüdüsel olarak yapıyor görünsek de Jung içgüdü gibi görünenin aslında arketiplerin bilinçdışı kullanımı olduğunu söyler. Jung bu bakış açısıyla, psikolojiyi, evrimsel biyolojiyi ve birçok farklı kültürün manevi geleneklerini birleştirir.

Pamuk Prenses masalı ufak tefek değişikliklerle dünyanın her yerinde anlatılır. Jung masalların ve mitlerin. arketip karakterler kullanmalarından dolayı evrensel bir popülariteleri olduğuna değinir.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz

Başa dön tuşu