Biyoloji ve Genetik

İtibarlarını Geri Verelim: Yarasalar Hakkında Bilmeniz Gereken Gerçekler

İnsanlar ile yarasalar arası uzun zamandır açık. Belki de bu hayvanlara kaybettikleri itibarlarını geri verme zamanı gelmiştir.

Gecenin karanlığında bir mağaranın içine girme cesaretiniz olursa, büyük bir canlı grubunun sizi korkutacak bir karşılamasına hazır olun. Elbette yarasalardan bahsediyoruz. Bir çok şaire, yazara ve en iyi film yapımcılarından bazılarına ilham kaynağı olmuş olan yarasalar, en son hayatımıza taşıdıkları potansiyel hastalık yapıcı virüsler nedeniyle girdi. Aslında onlara karşı hissettiğimiz korku durumu bundan çok daha eski. Hatta yarasalardan devamlı korkan biri için bir sendrom bile var. Chiroptophobia, yani kiroptofobi, adını Yunancada “kanatlı el” anlamına gelen Chiroptera sözcü­ğünden alıyor.

Bilinenin aksine gözleri mükemmel görüyor. Hatta bazılarının gözleri renkleri bizden üç kat daha iyi görüyorlar. Ayrıca tam isabetli ekolokasyon sistemi sa­yesinde en kabarık saçların bile yakınından uçmuyorlar. Yalnızca üç türün vampir eğilimleri var. Bir de hastalıklara sebep olan ve ekinlerimizi mahveden böcekleri yiyerek milyarlar­ca lira tasarruf etmemizi sağlıyorlar. Son olarak muz, avokado gibi pek çok tropik çiçeğin başlıca polen taşıyıcı­ları. Yarasalara itibarını geri vermek için büyük bir hamle yapmanın zamanı çoktan geldi.

Tarih Boyunca İnsan Yarasa İlişkisi Her Zaman Sorunlu Oldu

Bunda elbette yarasaların fiziksel özelliklerinin de suçu var. Vücutlarının, uzuvlarının ve yüzlerinin yapısı, ile­riye dönük gözleri ve dişlek gülüşleriyle birleşince si­nir bozucu şekilde insana benzerler. Eski çağdaki Romalı yazarlardan biri, “Yarasanın tabiatı ile şeytanınki arasında kan bağı bulunmaktadır” der. Belki de bu nedenle sanatçılar şeytanı temsilen yarasa kanatlı figür­ler çizmeye başladığında yarasalara karşı olumsuz yaftalama tamamlanmış oldu. Aydınlanma çağında, biyologlar yarasanın sınıflandırmaya sokulamayan aykırı anatomisin­den rahatsız olmaya devam etti.

Diğer hayvan­ların kanıyla beslenen tür hakkında haberler çıkınca yara­saların şöhreti iyice lekelendi. Yarasaların Transilvanyalı malum kontla ilişkilendirilmesi ise insan-yarasa ilişkisini neredeyse ortadan kaldırdı. 17-18. yüzyıl döneminde vampirizm Doğu Avrupa’nın büyük bir kesiminde saplantıya dönüştü. Buna, veba Salgını ve çiçek hastalığı gibi gizemli hastalıkların vampirlerin işi olduğu düşünülmesi neden oldu. Gazeteler vampirizmi gerçekmiş gibi haber yapıyor­du. Hükümdarlar Macaristan, Prusya, Sırbistan ve Rusya’da­ ki “vampir salgınlarını” araştırmak için elçi gönderiyordu. Mitolojik kan emicilerin haberleri ile gerçek kan severlerin haberlerinin çarpışması ise işleri iyice karıştırdı.

Vampir yarasa çizimi (Vespertilio vampyrus). Kaynak: https://www.naturepl.com

Ünlü taksonomist Cari Linnaeus, 1758’de yarasalara kötü lakabını verdi. Sınıflandırma alanının kutsal kitabında Vespertilio vampyrus’u “geceleri uykudakilerin kanını emen” tür olarak açıkladı. Ardından dünyanın dört bir yanında benzer isimli yarasalar türemeye başladı. Vam­pyressa (1843), Vampyrops (1865) ve Vampyrodes (1889) gibi isimlerin hepsi bu temanın çeşitli varyasyonlarıydı.

Vampirler on dokuzuncu yüzyılın başında halkın bilincine işlemişti. Yarasa gibi kanatların, yarasa gibi hare­ketlerin ve nihayetinde gerçek yarasaların bu hikayelere dahil olmasıyla yarasalar kan emen korkunç canavarlara dönüştü. Bram Stoker’ın Drakula adlı eserinin çok popüler olmasıyla yarasa gerçeği ile vampir kurgusu sonsuza dek iç içe geçti ve masum meyve yarasası, kötü adam rolünü üstlendi.

Vampir Yarasalar Kan Emer mi?

Vampirler, gerçek ve kurgunun bir karışımıdır. Aslında birkaç vampir yarasa türü vardır ve kanla beslenirler, ancak kana susamış insan avcıları değildirler. 

Aslında bilinen 1000’den fazla yarasa türünden sadece 3 tanesi kan emicidir. Bu 3 türün hepsi Kuzey ve Güney Amerika’da yaşar. Ayrıca vampir yarasalar kan emmez. Açık yarayı tıpkı süt içen bir kedi gibi yalarlar. Tükettikleri miktar çoğu zaman birkaç çay kaşığından fazla değildir. Ayrıca insanlara nadiren saldırırlar. Genellikle sığır ve ta­vuk gibi evcilleştirilmiş hayvanlardan beslenirler. Vampir yarasaların en kritik tehlikesi, ağızlarında bulunan kuduz virüsüdür. Ancak vampir yarasaların sadece %0.5’inde bu virüs bulunduğu bilinmektedir. Bu üç tür dışında kalan yarasalar, hayatlarında bir yudum bile kan tatmamıştır. Hepsi masum meyve yiyicilerdir. Ancak bilim dünyasında sonsuza dek kan emici lakabının yanıltıcı yükü­nü taşımakla lanetlenmişlerdir.

Yarasalar Neden Mağaralarda Yaşamayı Sever?

Onlar da tıpkı insanlar gibi sıcakkanlı memelilerdir. Bu nedenle, sıcaklık, sağlıklı yaşamları için çok önemli bir faktördür. Bir mağara, yarasaların ihtiyaç duyduğu optimum sıcaklığı sunarak çok fazla enerji harcamadan rahat etmelerini sağlar. Bir mağaranın tavanından baş aşağı sarkan yarasalar tipik olarak tehlikeden uzaktırlar. Bu noktada neden baş aşağı durdukları da merak edilen bir başka sorudur.

Çoğu yarasa yerden havalanamaz. Uçuşa başlamak çok fazla enerji gerektirir, bu da bir canlının böyle bir güç üretebilecek güçlü kaslara ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Ancak yarasalar bu biçimde evrimleşmemiştir. Bu nedenle uçabilmek için kaslarını akıllıca kullanırlar ve baş aşağı durmayı tercih ederler. Bu sayede, herhangi bir tehlike sezdiklerinde tutundukları yeri bırakırlar ve kolayca uçarlar. 

Bacak yapıları vücutlarının ağırlıkları ile baş etmeye uygun biçimde gelişmemiştir. Bu nedenle baş aşağı durmak aynı zamanda onlar için fiziksel bir ihtiyaçtır. Asılı durduklarında enerji harcamazlar çünkü vücut ağırlıkları çengel biçimindeki ayak parmaklarını otomatik olarak kitler. Bu nedenle öldüklerinde bile asılı kalmaya devam ederler.

Yarasaların görme yeteneği olsa da, karanlık mağaralarda bu işe yaramaz. Bu durumda, “görmek” için ultra yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanır. Bununla birlikte, bu tür ses dalgaları, işitme aralığımızın dışında kaldığından insan kulağı tarafından algılanamaz. Yarasalar tamamen karanlıkta ekolokasyon ile hızlı bir şekilde yönlerini bulabilmektedir. Yarasaların çıkardıkları sesler bir nesneye çarptığında, bu eko üretir. Eko nesneden seker ve yarasanın kulaklarına geri döner. Bu sayede de yarasa hedefteki nesnenin konumunu, boyutunu, yönelimini ve hatta sertliğini anlayabilir.

Yarasalar üreme alışkanlıkları nedeniyle yok olmaya son derece duyarlıdır. Çoğu tür yılda sadece bir yavru doğurur, bu nedenle nispeten yavaş bir hızda çoğalırlar. Oldukça uzun bir ömre sahip olduklarından (bazı türlerde 30 yıla kadar), bir dişi yarasanın kaybının üreme hızı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu hayvanlar kesinlikle şaşırtıcı özelliklere sahip. Başarılı adaptasyon sayesinde 50 milyon yıldan fazla bir süredir bir grup olarak hayatta kalmayı başardılar. Bu nedenle korkudan ziyade ilgimizi hak ediyorlar.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu