ZİHİN AÇAN YAZILAR

Küçülme Hareketi: Daha Az Çalışarak Gezegeni Kurtarma Planı

Küçülme hareketi, iklim değişikliğine dikkat çekmek ve daha az çalışarak sosyal refahı daha yüksek hayatlar yaratmak için ekonomiyi kasıtlı olarak küçültmeyi hedef alan bir hareket.

1972 yılında MIT’den bir grup araştırmacının ekonomi büyüdükçe ve nüfus arttıkça, insan uygarlığının ne olacağı sorusuna cevap aramak için yaptıkları bir araştırma, sonlu sayıda kaynağa sahip bir gezegende sonsuz bir üstel büyümenin mümkün olmadığını gösterdi. Bu araştırmaya göre, petrol gibi yenilenebilir olmayan kaynakların tükenmemesi gibi bir durum söz konusu değil.

Uygarlık tarihinin başından beri, büyüme, iş güvenliği ve refahla eş anlamlı bir kavram olarak düşünülmüştür ve gayrısafi yurtiçi hasıla İkinci Dünya Savaşından beri bir ülkenin genel refahını ölçmek için kullanılan esas göstergelerden biri olmuştur.            

Fakat, insanın tarih yolunda ilerlemeye devam etmesiyle birlikte, büyümenin karbon emisyonundan kaynaklanan gezegen ısınmasına ve bununla birlikte gelen biyolojik çeşitlilik kaybına neden olduğu görülmüştür.

Büyümenin bu olumsuz etkileri bazı aktivist, araştırmacı ve karar alıcıları büyüme fikrinin iyi bir fikir olup olmadığını sorgulamaya yöneltmiştir.

Büyümeye karşı gelişen bu şüpheci yaklaşım, bu yazının konusu olan ve ekonomik büyümenin karbon emisyon artışından bağımsız düşünülemeyeceğini savunan küçülme hareketini doğurmuştur.

Küçülme hareketi, iklim değişikliğine dikkat çekmek ve daha az çalışarak sosyal refahı daha yüksek hayatlar yaratmak adına, gayrısafi milli hasıla değerlerinde büyük ölçüde bir azalma olacağını bile bile, enerji ve malzeme kullanımında belirgin bir azalma çağrısı yapan çevreci bir harekettir.

Küçülmek yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarını arttırarak karbon emisyonunu azaltma yolunu seçen gruplar olsa da, küçülme hareketini benimsiyenler bunu yeterli bulmuyor.

Küçülme hareketi, kamusal hizmete erişim kolaylığı, daha kısa çalışma saatleri ve işten geriye kalan zamanın arttırılmasına odaklanan büyük bir sosyal değişimle birlikte, ekonomik başarı ve ilerlemenin korunabileceğini savunuyor.

Bu yaklaşıma göre, bu sosyal değişim sadece iklim değişikliği ile mücadele etmekle kalmayıp, bizi içinde bulunduğumuz işkolik kültürden de özgür bırakacak.

Küçülme Hareketinin Başlangıcı

Bugünün küçülme hareketinin kökleri Fransa’ya dayanıyor. Paris-Sud Üniversitesi’nden ekonomik antropoloji profesörü Serge Latouche’un La Monde Diplomatique gazetesi için yazmaya başladığı décroissance (küçülme anlamına gelen Fransızca sözcük) konulu yazılar, 1972 yılında yayımlanan Büyümenin Sınırları isimli rapordan yola çıkarak yeni bir soru etrafında tartışmaya başladı. Bu yazılara göre, artık sorulması gereken soru büyümenin bir limitinin olup olmadığı değildi.

Yeni soru, dünyanın bütün ekonomik ve politik yapısı büyüme üzerine kuruluyken, büyümeye gönüllü olarak limit koyabilmenin yollarını aramak üzerine şekillendirilmeliydi.

Buna göre, ekonomik küçülmeyle birlikte insanın iyi olma halini yüksek seviyelerde tutmanın mümkün olduğu bir toplum oluşturulmalıydı.

O zamandan beri, genç, yaşlı ayırt etmeksizin birçok insan bu yeni sorunun etrafında toplanarak, küçülme hareketini, başarılı ve iyi olma halini ölçme şeklimizi temelden değiştirecek bir yol olarak benimsediler.

Onlara göre, bu hareket, finansal büyümeyi ve sosyal adaletsizliği irdelemenin yanı sıra gezegeni kurtarmanın da bir yoluydu. Küçülme hareketi ile ilgili ilk uluslararası konferans 2008 yılında 140 kişinin katılımıyla Paris’te gerçekleşti.

2008 yılından beri beş kere daha düzenlenen bu konferansların en sonuncusu 2018 yılında, bu sefer 700 kişilik bir katılımla organize edildi. Burada ayrıca, küçülme haraketi ile ilgili yazılan akademik makale ve kitapların sayısındaki artışa dikkat çekmekte de yarar var.

Acil Durum Frenini Çekmek Yeterli mi?

The Autonomous University of Barcelona’da çalışan çevre bilimci ve politik ekolojist Giorgos Kallis’s göre bunca zamandır süregelen büyüme odaklı bir ekonomik düzenden çıkış için sadece acil durum frenini çekmek yeterli değil. Kallis’e göre ekonomiyi altüst etmeden yavaşlatmak için ekonomik sistemle ilgili fikirlerimizin tümünü yeniden yapılandırmalıyız.

Küçülme hareketini savunanlar bu yeniden yapılandırma sürecini zihinlerinde şöyle canlandırıyor: ekonomide daralmaya yol açacak malzemenin ve enerjinin tüketiminde bir azalma sağladıktan sonra, halihazırda var olan zenginlik yeniden dağıtılmalıdır.

Böylece, tüketime odaklı bir toplumdan ziyade, toplumsal değerlerin, daha basit hayatlar kurma ekseninde düzenlendiği yeni bir toplum yaratılmalıdır.

Küçülme sonuç olarak daha az eşyaya sahip olmak anlamına geliyor. Bu ise doğal olarak, çok sayıda insanın çalışmasına ihtiyaç duyulmamasını, marketlerdeki bu marka çeşitliliğine daha az yer verilmesini, daha az hızlı moda ve daha az ucuz ve tek kullanımlık eşyalar üretilmesini gerektiriyor.

Bu ayrıca, pratikte, bedava kamu hizmetinde bir artışa ihtiyaç duymak anlamına da geliyor. Sonuçta insanlar sağlıkta, barınmada, eğitimde ve ulaşımda para harcamak zorunda kalmazsa, bu kadar çok para kazanmak zorunda kalmazlar.

Şunu unutmamak gerekir ki, bireyler daha az eşya satın alarak küçülmevari bir yaşam tarzını benimsemiş olsalar dahi, modelin içine inşa edilmiş bu kamu hizmetleri olmadan küçülmeye sadık kalmak kolay olmayacaktır.

Şu anda oynadığımız oyun ve genel hayat kalitemiz tüketmeye yönelik şartlarla belirlenmektedir. Daha az çalışmak, daha az para kazanmak ve malzeme tüketimini azaltmak, tüm toplum, bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik hareket etmezse, çoğu insanın hayatını olumsuz yönde etkiler.

Kurmaca Düşler Ülkesi

Büyüme odaklı bir ekonomik düzenden çıkış için sadece acil durum frenini çekmenin yeterli olmadığını savunan Kallis, küçülmenin çok az sayıda gerçek dünya örneği olduğu için, 2015 yılında yayımladığı makalesinde, küçülme kavramını açıklamada kendisine yardımcı olması açısından Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler kitabındaki Anarres’e bir göndermede bulundu.

Kitabı okuyanların hatırlayacağı üzere, Anarres, daha kapitalist olan komşu gezegen Urras’a kıyasla mütevazı kaynaklara sahip olmasına rağmen, eşitlikçi yapısı sayesinde hayatın daha adil ve anlamlı olduğu bir gezegen.

Kallis’e göre bizim hayalimizdeki iyi hayat tam olarak böyle bir şey. Daha basit, daha çok üretmeye ve daha hızlı koşmaya çalışmadığımız, daha çok eşyaya sahip olmayı seçmek zorunda kalmadığımız bir hayat.

Küçülmeye Eleştirel Bir Bakış

Küçülme hareketini eleştirenler, bu hareketin ileriye yönelik pratik bir yaşam tarzı oluşturmasından ziyade, sadece bir ideoloji olduğunu savunuyor.

Buna göre, ekonomiyi küçültmek karbon emisyonunu başarıyla sıfıra indirmez ve halihazırda eşit olmayan gelir dağılımı da göz önüne alınınca, ekonomiyi daraltmak en çok, enerji ve yiyeceğe en fazla ihtiyaç duyan insanları yoksun durumda bırakır.

University of Massachusetts Amherst’de ekonomi profesörü olarak çalışan Robert Pollin, küçülme hareketinin savunduğu birçok fikre katılmasına rağmen, böyle bir sistemin çalışabilirliğine kesinlikle karşı çıkıyor. Pollin ekonomiyi yüzde on oranında küçültmenin, karbon emisyonunu ancak yüzde on oranında azaltacağı fikrine sahip.

Pollin’e göre ekonomideki bu yüzde onluk küçülme bile dünyayı Büyük Durgunluk zamanlarındaki haline kıyasla en az iki kat daha kötü bir durumun içine sürükler.

Milenyum Zamanında Küçülme

Son yapılan Yale İklim Anketine göre Amerikalıların yarısından çoğu çevreyi korumanın ekonomik büyümeden daha önemli olduğu konusunda hemfikir. İnsanları, onlarda heyecan uyandırmayan eşyalardan kurtulmaya teşvik eden Marie Kondo gibi Netflix figürlerinin popülerliği maddiyatçı olma halinin insanlar arasında giderek artan bir his olduğunu gösteriyor.

Bu durumda küçülmeye doğru bir yönelme, insanları minimalizme teşvik etmenin yanısıra, büyümenin çoğu insan için büyük kazançlar elde etmek anlamına gelmediği bir sistemde tükenmişlik duygusu oluşturma ihtimali açısından da ele alınmalıdır.

Daha çok ve daha ucuza erişimin olmadığı küçülme zamanlarında insanların doğal olarak büyümeden kaynaklı faydaların adil dağıtılmadığı gerçeğiyle yüzleşmeleri kaçınılmazdır.

Ekonomik bir düşünce kuruluşu olan Economic Policy Institute’ün yaptığı araştırmadan elde edilen sonuçlar da bu gerçeği doğrular nitelikte. Araştırmaya göre, CEOlar 1965 yılında çalışanlarının kazandığı paradan 20 kat daha fazla para kazanırken, 2013 yılına gelindiğinde bu oran 296 sayısına ulaşmış.

Yine araştırmadan elde edilen bulgulara göre, 1973 yılından 2013 yılına kadar geçen sürede çalışanların saatlik ücretleri sadece yüzde 9 oranında bir artış gösterirken, üretkenlik yüzde 74 oranında artmış durumda. Bu ise, çalışanların maaşlarına yansıyandan çok daha fazla ürettikleri anlamına geliyor.

Tüm bunların ortasında, küçülme, genel büyüme zamanlarında bile tükenmiş jenerasyon olarak isimlendirilen milenyum insanlarına, özdeğerin parasal değere bağlı olmadığı ve temel gerekliliklere ulaşmak için aşırı bitkin hissedene kadar çalışmaya ihtiyaç duyulmayan bir dünya teklif ediyor.

Belki de küçülme hareketinden, ekonomik sistem söz konusu olduğunda kendimizi tek yolun üzerinde yürüdüğümüz yol olabileceğine inandırmak yerine, bu mecburiyet hissinden özgürleşmeye çalışmamız ve daha iyi bir sistem geliştirmek gibi bir ihtiyacımız olduğu gerçeğini bir an önce kabullenmemiz gerektiği yönünde öğrenilecek bir ders vardır. Ne dersiniz?

Kaynak ve İleri Okuma: https://www.vice.com/en_us/article/bj9yjq/the-radical-plan-to-save-the-planet-by-working-less

Matematiksel

Fatma Ayca Cetinkaya

Matematik alanındaki lisans derecemi Ankara Üniversitesi'nden, yüksek lisans ve doktora derecelerimi Mersin Üniversitesi'nden aldım. Halen Mersin Üniversitesi Matematik bölümünde Doktor Öğretim Üyesi unvanıyla çalışmaktayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu