Türkiye’de Matematik Eğitimi Neden İlerlemiyor?

Ulusal ve uluslararası sınavlar başta olmak üzere, birçok değerlendirmede gözlenen, ülkemiz öğrencilerinin çoğunluğunun özellikle matematik alanında sergilediği performans, matematik eğitimi konusunda düşünmemiz gerektiğini bize haykırıyor.

En son yapılan Uluslararası Eğitim Değerlendirme Programı (PİSA) bu değerlendirmelerden sadece biri. Bilindiği üzere son olarak 2015’de, 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi. OECD’nin yürüttüğü PİSA testi her üç yılda bir yapılıyor.

Türkiye'de matematik eğitimi, pisa
Uygulanan bu sınavdaki matematik okuryazarlığı ortalama puanları

2018 yılında uygulanan son PİSA testinin de sonuçlarının çok farklı olması beklenmiyor. Ülke puanımızın yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere sürekli ortalamanın altında oluyor. Tüm ülkeler ortalamasına da baktığımızda bir düşüş olduğu gözlemleniyor.

Neyse ki, bu sınavlar dünyadaki ve ülkemizdeki öğrencilerin matematik algısı hakkında nasıl düşündükleri konusunda bizlere eşsiz bir veri deposu sağlıyor. Bu çalışmadan edinilen veriler, beynin işleyişindeki önemli yeni bulgularla birleştiğinde, Türkiye’nin öğrencilerine uygulaması gereken eğitim programı hakkında önemli ipuçları veriyor.

PİSA Matematik okuryazarlığı değerlendirmesi sadece öğrencilerin matematik bilgilerini değil, aynı zamanda farklı bağlamlarda öğrencilerin matematiği yorumlama kapasitesini ve konuya yaklaşımlarını da sorguluyor ve öğrencilerin üç farklı öğrenme stili ile soruları cevapladıklarını bizlere yansıtıyor.

Bunlardan birinci grup öğrenciler ağırlıklı olarak ezberlerine güvenirler. Bu öğrenciler problemlerin nedenini değil de ‘NASIL’ çözüldüğünü sürekli tekrarlayıp ve “ezberleme” yöntemleri kullanarak matematikte yeni konuları kavramaya ve öğrenmeye çalışırlar. İkinci gruptaki öğrenciler yeni kavramları daha bilinçli düşünerek, daha önce iyi bildiği kavramlarla ilişkilendirerek çalışırlar. Üçüncü grup öğrenciler ise, kendilerini tanıyıp öz değerlendirmede bulunurlar. Bunu kişisel öğrenmelerini rutin olarak değerlendirerek ve dikkatlerini henüz öğrenmedikleri kavramlara odaklayarak yaparlar.

PİSA sonuçları bir de bu açıdan yorumlanacak olursa, her ülkede, ezber yönteminin en düşük başarıya sahip olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’nin üst sıralarında bulunan ülkeler içinde de PİSA matematik değerlendirmesinde yetersiz kalan öğrencilerin ezber yaptıkları anlaşılıyor. Bu durum analiz edildiğinde, ezber yöntemini kullanan öğrencilerin, ilişkisel ve öz-değerlendirme yöntemlerini kullanan öğrencilerin, yaklaşık yarım yıl gerisinde olduğunu gösteriyor.

Örneğin Fransa ve Japonya’da ezber yöntemi kullanan öğrencilerinin, öz-değerlendirme ve ilişkilendirme yöntemlerini birleştiren öğrencilere göre bir yıldan fazla okula gitmelerinin gerektiği vurgulanıyor. (www.scientificamerican.com/math)

Araştırmalar ezberlemenin, işlem sırasını neden-sonuç ilgisi ile değil ezberleyerek yapmanın ve işlem hızının ölçüt olmasının öğrenme ve başarıyı olumsuz olarak etkilediğini gösteriyor.

Türkiye’de ezbere dayalı matematik öğretimi yöntemi çok sık kullanılıyor. Peki niye?

Çünkü Türkiye’deki okullarda rutin olarak matematiği usule uygun bir şekilde öğrenciye sunuyor, ezberlemek ve bunları uygulamak için elimizden geleni yapıyoruz. Bir grup öğretmenler, ders planını ve yıllık müfredatı yerine getirebilmek adına, öğrencilerin matematik konularını derinlemesine keşfetmeleri için yeterli zaman vermiyor. Çünkü mevcut programı yetiştirememekten dolayı endişe ediyor.

Diğer bir grup öğretmenler ise öğrendikleri gibi öğretiyor, alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar. Ve pek çok öğretmenimiz, öğrencilerin matematiği en iyi nasıl öğrendiği (açık, kavramsal, sorgulamaya dayalı) hakkında yapılan güncel araştırmaları ne yazık ki takip etmiyor.

Ezber eğitim konusunda ABD de problem yaşıyor. Bunu değiştirmeye yardımcı olmak için 2014 yılında Stanucford Üniversitesi’nde Youcubed adlı yeni bir merkez açtılar. Temel görevi ispata dayalı uygulamaları öğretmenlere, diğer eğitim profesyonellerine, velilere ve öğrencilere iletmek.

Bu amaçla, beynimizin soyut matematiksel kavramlarla nasıl mücadele ettiğini dikkate alan öneriler geliştiriyorlar. Bilinen bir şeyi etkileyici bir anlayışla teşvik etmenin önemi de dahil olmak üzere geniş bir öneri yelpazesinin yanı sıra, “beyninizi büyüten hatalar” ve “her şeyi öğrenebileceğinize inanıyorum” gibi mesajlar ile ilgi çekici dersler ve görevler sunuyorlar. (www.scientificamerican.com/math)

Matematiği öğrenmenin temelinde öğrencilerin ihtiyaç duydukları sayı kavramının iyi algılanması yatıyor. Bu temel, sayıları esnek ve yaratıcı şekilde kullanma ile ilgili. 

(Konuyla ilgili açıklayıcı bir video için: https://www.youcubed.org/resources/what-is-number-sense/ ).

Sayı algısı olmayan öğrenciler, sadece bir algoritma kullanarak sonuca ulaşabiliyorlar. Sayı algısını oluşturmak için öğrencilere sayılara farklı şekilde yaklaşma, sayıları görsel olarak görme, kullanma ve bunları birleştirmeleri için farklı yöntemlerle oynama fırsatı verilmelidir.

Ne yazık ki, ilköğretim öğrencileri hatta okulöncesi öğrencileri bile zaman zaman baskı altında tutularak matematiksel işlemleri ve formül tablolarını ezberlemeleri isteniyor. Bu da matematiğe olumsuz bir bakış açısı ile kaygıyı oluşturuyor. Böylece sayı kavramının algılanmasının gelişmesi engellenebiliyor.

Avusturya’daki Innsbruck Tıp Üniversitesi’nden psikolog Margarete Delazer ve meslektaşları 2005 yılında, matematiksel formülleri ve gerçekleri iki farklı yöntemle öğrenen öğrencilerin fonksiyonel MR görüntülerini aldılar: bu yöntemlerden biri çeşitli stratejileri göz önünde bulundurarak ezberlemek ve diğerleri bu matematiksel formülleri ve gerçekleri sorgulayarak keşfetmeleri için teşvik edildi. Taramalar sonucu elde edilen verilere göre, bu iki yaklaşımı kullanan öğrencilerin tamamen farklı beyin yollarını kullandığını ve geliştirdiğini ortaya koydu.

Çalışma aynı zamanda ezberleyemeyen öğrencilerin matematik gerçeklerini daha güvenli bir şekilde öğrendiklerini ve uygulamada daha iyi olduklarını ortaya çıkardı. Araştırmanın sonucu açıktı: ‘temel sayısal ilişkilerin anlaşılmasında’ ezberlemek işe yaramıyordu. (www.scientificamerican.com/math)

Araştırmalar gösteriyor ki, öğrenciler sayı ve sembollere görsel olarak yaklaştıklarında matematiği daha iyi anlamaları sağlanıyor.

Sembolleri ve sayıları düşünürken veya kullanırken rakamlarla görselleştirdiğimiz de tahmin ettiğimizden farklı beyin yolları kullanırız.

Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden psikolog Joonkoo Park ve meslektaşlarının 2012 yılında yaptıkları çalışmada, özellikle çıkarma konusunda becerikli olan kişilerin (kavramsal olarak toplamadan daha zor olduğunu düşünen) sorunları çözmek için birden fazla beyin yolu kullandığını gösterdi.

Birçok öğrencinin matematikte başarılı olmasını engelleyen bir başka faktör HIZ!

Türkiye’de öğrencilerin matematik başarısını ölçmede hız faktörü kullanılıyor. Hızlı hatırlamaya değer verip, çok küçük yaşlardaki öğrencileri bile zamana karşı testler ile başarılı başarısız olarak değerlendiriyoruz.

Ancak yapılan araştırmalar, insan beyninin stres yaşadığında matematiksel gerçekleri çalışma hafızasında manipüle ettiğini gösteriyor. Zaman odaklı uygulanan testler öğrencilerin çalışma hafızasını zayıflatıyor ve bu öğrencide matematik öğreniminde kaygılanmasına sebebiyet veriyor.

Dünyanın önde gelen matematikçilerinin bazılarının matematikte hızlı olmadığı, hız konusundaki ironidir. 1950’de matematiğin en yüksek ödülü olan Fields madalyasını alan Laurent Schwartz, otobiyografisinde matematikte yavaş bir düşünür olduğunu, ‘önemli olan faktörleri, derinden anlamanın ve bunların birbiri ile ilişkilerinin ne anlama geldiğini anlayana kadar aptal olduğuna inandığını’ yazdı. Zekanın yattığı yer burasıdır. Hızlı ya da yavaş olmanın gerçeği gerçekten önemli değildir.

Matematiği gerçekten öğrenmek için yavaş olmak gerekiyor. Eğer zaman odaklı başarı ölçen testler ve prosedür olarak uygulanan müfredat ile matematik öğrenimi devam ederse öğrenciler daha fazla kaygı besleyecek ve uzaklaşacaklar.

Eğer bizler sınıflarda matematik öğretimini, zihinsel mesajlar ile birlikte açık, görsel ve yaratıcı bir sorgulama ile sunmaya başarabilirsek inanıyorum ki, daha fazla öğrenci matematiğin gerçek güzelliği ile ilgilenecektir. PİSA puanları artacak ve daha da önemlisi, toplumumuz çocuklarımızın sınırsız matematiksel potansiyelini daha anlamlı değerlendirebilecektir.

Bütün bunlarla birlikte günümüzde yaşam kalitesini düşüren en önemli faktörlerden birinin stres olduğu biliniyor. Sınıflarda stresin oluşmasına, birbirinin aynı olan testlerde her seferinde daha fazla doğruya daha kısa sürede ulaşılması beklentisinin önemli bir payı olduğunu öğrencilerimizden gözlemlemekteyiz. Oysaki, öğrenme hakkında yapılan nörobilimsel araştırmalar stres ve endişenin, hafıza, pozitif motivasyon ve bir şey üzerinde odaklanarak çalışma gibi beynin ana fonksiyonlarına olan negatif etkisini ortaya çıkarıyor. Öğrencilerimizin bilişsel ve duygusal gelişimi için bu stresli ortamdan uzak tutulması gerekiyor. 

Okullar, çocuklara duygusal rahatlık ve keyfin yanı sıra bilgiyi de sağlayan güvenli birer liman olabilir. Belli miktarda stresin de gerekli olduğu düşünülecek olursa, okulun ve öğretmenlerin, öğrencinin stresini kontrol etmesine yardımcı olan, pozitif bir duygusal ortam yaratmak için çeşitli stratejiler kullanarak, öğrencilerinin duygusal güç kazanırken çok daha etkili öğrenmesine zemin oluşturan bir yapıda olmalarının önemi her geçen gün daha iyi anlaşılacaktır.

Özetle bilim diyor ki; eğer öğrencilerin ezbere bilgileri zaman ile test edilirse stres olumsuz anlamda devreye giriyor ve stresli olan öğrencilerin ise bilgisi asla kalıcı olmuyor.

Volkan Karakeçili

Matematiksel

Volkan KARAKEÇİLİ

Herkese merhaba. Bir garip matematik öğretmeni. Pınar’ın eşi, Çınar ve Mete’nin babasıyım. Matematik ile içselleşmem ilkokul 3.sınıfta iken öğretmenimin yine öğretmen olan babama ‘bu çocuk büyüyünce matematik öğretmeni olacak, bu lafımı unutma’ demesi ile başladı. Yıllarca çeşitli sınavlara öğrenci hazırladıktan sonra çocuklarınım referansı ile kendi güncellememin zamanının geldiğini düşünüp Z-kuşağı için matematiğin anlam kazandığı programlama, kodlama, dijital oyun tasarımı, yapay zeka ve veri madenciliği konuları üzerine çalışmalara başladım. Matematiği kullanarak bilimin içinde kalmaya çalışıyorum aynen M. Kemal Atatürk’ün dediği gibi : “Bilim deyince, ondan hakikat diye öne sürdüğü önermelerin pekin olmasını ister; pekinlik ise en mükemmel şekliyle matematikte bulunur. O halde bilim o disiplindir ki; önermeleri matematikle ifade edilir. O zaman matematiği kullanmayan disiplinler bilimin dışında kalacaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı