SOSYAL BİLİMLER

Stanford Hapishane Deneyi – Güç Ne Zaman Zorbalığa Dönüşür?

Bir başka bedende, bir başka zihinde kısacası, bir başkasının yerinde olmayı hayal edip: “Onun yerinde olsam…” diye başlayan cümleleri duymuş ve kurmuşuzdur. Düşüncelerimizin temelinde, konumumuz gereğiyle bize verilmeyen hakları kazanma ve yönlendirme isteği yatar.

Bu yazımızda, uygun şartlar sağlanarak küçük bir simülasyon ortamı oluşturulduğunda, farklı vasıflar yüklenen kişilerin özlerine ne kadar sadık kalabildiğini inceleyeceğiz.

Keyifli okumalar!

Abraham Lincoln, insanın asıl karakterinin eline güç verildiğinde ortaya çıkacağını savunmuştu. Tam da bu iddiasına uygun bir deney 1971’de Philip Zimbardo adlı psikolog tarafından gerçekleştirildi.

Stanford Hapishane Deneyinin Başlama Süreci

Zimbardo liderliğindeki bir grup araştırmacı tarafından, Stanford Üniversitesi’nin, Psikoloji Bölümü’nün bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishane için yirmi dört lisans öğrencisinden oluşan ekip belirlendi.

İki hafta sürecek bu deneyde seçilen kişiler kendileri için onlara sormadan belirlenen mahkûm veya gardiyan rollerini icra edecekti. Deneklere, önceden bunun iki haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 15 dolar alacakları bildirildi.

Mahkûmlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yüklendi. Gardiyanlara ise deney boyunca sözlerini geçirebilmek için oldukça sert davranmaları ancak şiddete kesinlikle başvurmamaları tembihlendi.

Zimbardo, sonradan yayınlanan görüntülerde, deney öncesinde gardiyanları eğitirken şunları söylüyordu:

“Mahkûmlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak.

Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle bunun sonucunda, kendilerini güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce…”

Rollere Giriş Nasıl Oldu?

Gardiyanlar; düz, hâkî gömlek ve pantolon, düdük, tahta sopa, göz temasını engelleyecek aynalı güneş gözlükleri kullanacaklardı. Mahkûmlar, ön ve arkasında kimlik numarası olan gevşek birer tulum, lastik sandalet, naylon çoraptan yapılmış şapka taşıyacaklardı ve mahkûmların ayakları zincir ile bağlı olacaktı.

Mahkûmların kalacakları hücre oldukça küçüktü. Her hücrede 3 mahkûm bulunacak, her biri bebek yatağında yatacaktı. Buna karşılık; gardiyanlar geniş alanlara sahip olacak, üç kişilik, sekiz saatlik vardiyalarla çalışıp vardiyadan sonra eve gidebileceklerdi.

Tutuklanma Süreci ve Kurallar

Mahkûmlar, yerel polis teşkilatının işbirliği ile 14 Ağustos günü hiç beklenmedik şekilde evlerinde tutuklandı. Silahlı soygunla suçlanan mahkûm denekler parmak izleri alınıp fotoğrafları çekildikten sonra, gözaltında tutuldukları karakoldan, gözleri bağlı bir şekilde gardiyan rolündeki denekler tarafından hücrelerine götürüldü.

Hapishane müdürü, gardiyanlarla birlikte geliştirdikleri kuralları mahkûmlara okudu. Bu kurallardan bazıları şu şekildeydi:

• Mahkûmlar, üniformalarının üzerindeki numara ile çağrılacaktı. (Buradaki amaç mahkûmları kimliksizleştirmekti.)

• Mahkûmların her gün üç öğün abartısız bir yemek ve üç defa gardiyan eşliğinde tuvalete çıkma hakkı vardı.

• Hücrede kişisel eşyalara izin verilmeyecek ve mahkûmların görünüşü aynı olacaktı.(Üniformaların aynı olması, mahkûmların saçlarının gerçek hapishanelerdeki gibi traşlı gözükmesini sağlayacak çorap başlıklar, çevrenin baskısını hissedecekleri ayak zincirleri…)

• Günde üç defa mahkûm sayma işlemi yapılacaktı. (İlk sayım sadece on dakika sürmüşken sonraki sayımlar birkaç saati geçmişti.)

• Oldukça dar olan hücrelerin her birinde üçer mahkûm kalacak, gardiyanlar ise geniş alanlarda duracaklardı.

Olayların Başlaması

Nispeten problemsiz geçen iki günün ardından olaylar patlak vermeye başladı. İlk olarak hücrelerden birindeki mahkûmlar, gardiyanları artık dinlemeyeceklerini belirterek saldırgan tavırlar gösterdiler. Bu isyana gardiyanlar kayıtsız kalamadı.

Gayet normal olan üniversite öğrencileri günden güne rollerini daha da benimsediler. Gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar.

Örneğin, isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar.

Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı.

3. günde 8612 numaralı mahkûm çılgınca tavırlar sergilemeye başlayınca onun tahliyesine karar verildi. Zimbardo, bu mahkûmla ilgili olanları şöyle anlattı:

“8612 numaralı mahkum delice davranmaya başladı, bağırıyor, çığlık atıyor, küfrediyor ve kontrolsüz öfke nöbetleri geçiriyor. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenmemiz epey bir zaman aldı ve sonunda onu salma kararı verdik.”

Deneyin 6. gününde çığırından çıkan mahkûm ve gardiyan tavırları nedeniyle Zimbardo deneyi sonlandırma kararı aldı.

Deneyin Bulguları

• Herhangi bir koşulda, rastgele seçilen üniversite öğrencilerinin davranışlarının, tahsis edildikleri pozisyona inandıkları ölçüde rolden etkilendikleri tespit edildi.

• Gardiyanlar bir süre sonra gerçekten gardiyan olduklarına inanarak zorbalık eğilimi göstermiş, mahkûmlar ise zorbalığın karşısında öğrenilmiş çaresizlik geliştirerek şiddet görmeyi kabul etmişti.

• Deney sürecinde beş mahkûm depresyon, ağlama, öfke, akut anksiyete belirtileri gösterdiğinden serbest bırakıldı. İki mahkûm, ödeme için kaldıklarını belirtti.

• Deneyin on dört gün yerine sadece altı gün sonra sona ermesine mahkûmlar oldukça memnun olurken gardiyanların üzgün olduğu görüldü. (Zimbardo buna “Güç Patolojisi” diyordu.)

• Bu yeni deneyimle başa çıkma tarzlarında bireysel farklılıklar söz konusuydu. Bazı mahkûmlar baskıcı atmosfere katlandı. Bazı gardiyanlar sert fakat adil iken bazıları da kendine özgü zorbalıklarda bulunarak rollerinin de ötesine geçti.

Sonuç

Deneyle ilgili pek çok farklı görüş ortaya atılmış; kimi uzmanlar bilinen “gardiyan – mahkûm” davranışlarının rol gereği benimsendiğini, kimileri de rollerin baskıyla birlikte fazla zamana gerek kalmadan içselleştirildiğini savunmuştur.

Deneyde hapishane amiri olarak gözlem yapma fırsatı bulan Zimbardo, katılımcıların deneyimlerinin oldukça gerçekçi olduğunu, başlangıçta rol yapıyor olsalar bile sonrasında bu davranışları benlik olarak gördüklerini belirtmiştir.

Deney esnasında her bireyin aynı role aynı tavrı sergilememesinin de onların kişiliklerini koruyabilmeleriyle ilişkili olduğu belirtilmiştir.
Kendisinden sonra başka araştırmaları tetikleyen bu deney, 2015 yılında, The Stanford Prison Experiment filmiyle sinemaya da uyarlanmıştır.

KAYNAKÇA:

http://www.holah.karoo.net/zimbardostudy.htm
https://evrimagaci.org/stanford-hapishane-deneyi-guc-insanlarin-gozunu-nasil-donduruyor-944
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Stanford_hapishane_deneyi

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Gamze Dönmez

Okumayı pek çok eyleme tercih eden, araştırmayı, öğrenmeyi, öğretmeyi ve yeniden öğrenmeyi çok seven, amatör olarak öykü yazarlığı yapan bir ilköğretim matematik öğretmeniyim. Öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, olasılık, geometri ve mantık en çok dikkatimi çeken alanlardan. Merak uyandırıp geri çekilmenin merak gidermekten daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Bilginin ve bilmenin gücüne sonsuz saygı duyuyorum. Paylaşmak güzeldir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı