
Dünyadaki kalıpları veya ilişkileri ölçmemiz, saymamız ve anlamamız gerektiğinde, matematik temel bir araçtır. Bununla birlikte, şaşırtıcı olan, matematiğin bazen ilk düşünüldükten uzun bir süre sonra, fizikte esrarengiz bir şekilde yararlı olduğunu kanıtlayabilmesidir. Sonucunda matematik, günlük hayattaki sayma ve hesaplama gibi basit işlerimizi kolaylaştırdığı gibi evreni kavrama konusunda da bize yol gösterir. Fizikçiler de evrenin işleyişini matematik ile anlamaya çalışır. Bu nedenle ikisinin birbirinden ayrılamaması çok da şaşırtıcı bir sonuç değildir.
Bunun en güzel örneği, 19. yüzyılda matematikçi Bernhard Riemann tarafından geliştirilen Riemann geometrisidir. Riemann, fikirlerini ortaya attığında fizik hakkında hiçbir şey düşünmüyordu. Ancak 20. yüzyılın başında Albert Einstein genel görelilik teorisini Riemann geometrisi olmadan ortaya koyamazdı. Einstein, Riemann geometrisi kullanarak uzayın eğri olduğunu bize gösterdi. Bu da iki branşın birbirinden kolay bir şekilde ayrılamayacağının bir örneği oldu. Günümüzde de saf matematiksel düşünceler modern fiziğe yol göstermeye devam ediyor.

Brown Üniversitesi’nden fizikçi Sylvester James Gates’e göre, “Newton ilk fizikçiydi. Zirveye ulaşmak için yeni bir matematik alanı icat etmek zorunda kaldı; biz buna kalkülüs diyoruz.” Kalkülüs bazı klasik geometri problemlerinin çözülmesini kolaylaştırdı. Ancak Newton’un esas amacı, fizikte gözlemlediği hareketi ve değişimi analiz etmenin bir yolunu bulmaktı.
Matematik ile Fizik İlişkisi Karşılıklıdır
Bir fiziksel teorinin matematiksel bir tanımı bulunduğunda, genellikle bu şaşırtıcı derecede basittir. Bu, cümle arka plandaki matematiğinin kolay olduğu anlamına gelmemelidir. Bunun anlamı fizikteki ilerlemenin her zaman daha karmaşık bir matematik gerektirmemesidir.
Fizikte atılımlar, birisi bir soruna bakmanın yeni bir yolunu keşfettiği zaman gerçekleşir. Bu da genellikle daha önce bu amaç için düşünülmemiş bir matematiksel konunun işin içine dahil olması ile gerçekleşir. Ancak bazen de bunun tam tersi olur. Fizikte ortaya atılan fikirler erişilemez görünen matematik problemlerini çözmemizde işe yarar. Buna güzel bir örnek fizikçilerin parçacıklarla yaptıkları çalışmalarından verilebilir.
Riemann’ın zamanından beri matematikçiler manifoldlarla ilgilendiler. Bunlar, yakından bakıldığında okulda öğrendiğimiz sıradan Öklid uzayına tıpatıp benzeyen geometrik nesnelerdir. Bununla birlikte, genel yapıları, düzlemden veya 3B uzaydan çok daha karmaşık olabilir. Hatta üçten fazla boyuta sahip olabilirler. Ve bu tür manifoldların resimlerini çizemediğimiz veya onları kağıt hamurundan yapamadığımız için, onlar hakkında matematikçilerin hâlâ anlamadığı pek çok şey var. İşte bu noktada işin içine fizik karışır. Bize bazı anlamlı sonuçlar elde etme fırsatı sunar.

Sicim teorisi, matematik ve fizik arasındaki etkileşimin en yakın örneğidir. Çoğu insan size, evreni üç uzamsal boyut ve bir zaman boyutu olarak algıladığımızı söyleyecektir. Ancak sicim teorisinde 10 adet boyut mevcuttur. Bu sicimler, fizikçilerin belirli manifoldların çiftler halinde geldiğini keşfetmelerini sağladı; bu, matematikçilerin tamamen gözünden kaçan bir gerçekti. Yaklaşım geometride devrim yarattı ve 100 yıldır açık olan geometrideki soruları yanıtladı. Bu fikir matematikte yeni araştırma yollarına yol açtı. Bunun devamında da sicim teorisi, matematikçiler için neredeyse bir oyun alanı haline geldi.
İkili Arasındaki Çizgi Biraz Bulanıktır

Matematikte kullandığımız bir tekniğin fizikçilere yardımcı olduğu ya da fizikteki yeni bir buluşun matematikçilere tamamen yeni matematiksel nesneler veya teoriler yaratmaları için ilham verdiği örnekler çeşitlidir. Öyleyse doğa doğası gereği matematiksel midir? Bu soru matematikçileri değil filozofları ilgilendirir. Ancak birçok fizikçi, matematiğin fiziksel gerçekliğin doğası hakkında derin bir şey ifade ettiğini düşünüyor. Buna bir örnek Nobel Fizik ödülü sahibi Eugene Wigner (1902-1995) tarafından 1960 yılında kaleme alınan aşağıdaki cümledir.
“Fizik yasalarının formüle edilmesinde matematik dilinin gösterdiği mucizevi uyum, bizim ne anlayabileceğimiz, ne de hak ettiğimiz bir lütuftur. Bunun kıymetini bilmeli ve geçerliliğini gelecekte de koruması ve diğer bilim dallarına yayılarak bizi şaşırtmaya devam etmesi için dua etmeliyiz.”
Göz atmak isterseniz
Kaynaklar ve ileri okumalar için:
- The unreasonable relationship between mathematics and physics; yayınlanma tarihi: 3 Nisan 2018; Bağlantı: https://plus.maths.org/
- The coevolution of physics and math; Yayınlanma tarihi: 24 Nisan 2018; Bağlantı: https://www.symmetrymagazine.org/
Dip Not:
Matematiksel, 2015 yılından beri yayında olan ve Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım
Matematiksel