Hepimiz zaman zaman şansın bizim için ne anlama geldiğini düşünürüz. Ancak “birinin lüksü başkasının çöpüdür” sözünde olduğu gibi, şansın anlamı çoğu zaman bakış açısına bağlıdır. Bu nedenle şu soruyla başlayalım: Şans tam olarak nedir? Gerçekten şans diye bir şey var mıdır?

Şans Nedir?
Oxford English Dictionary’e (OED) göre “şans” (luck) kelimesi İngilizceye Almanca luk ya da gelucke kelimelerinden geçmiştir. Bu kelimeler hem “mutluluk” hem de “şans” anlamına gelir. Kelime başlangıçta kumarbazlar tarafından kullanılmış, zamanla genel dile yerleşmiştir.
Sözlük “şans” için birkaç farklı anlam verir. İlk olarak şans, “bir kişinin çıkarları açısından olumlu ya da olumsuz olayların rastlantısal biçimde gerçekleşmesi” olarak tanımlanır. İkinci olarak ise şans, “başarı, refah ya da avantajın, çaba ya da hak edişin sonucu olarak değil, tamamen rastlantı sonucu ortaya çıkması” anlamına gelir.
Hepimizin şans hakkında kendi tanımı ve şansın nasıl işlediğine dair kendi inançları vardır. Ancak bu konuyu inceleyen bilim insanları için şans, sonucu kendi becerimiz ya da çabamızla açıklayamadığımız durumlarda başarıyı ya da başarısızlığı açıklamak için kullanılan bir nedensellik kategorisidir.

Bir olayın neden gerçekleştiğini anlamaya çalışırken elimizdeki tüm bilgileri kullanırız. Geçmiş deneyimlerimize başvururuz, yani hafızamıza döneriz. Aynı zamanda duyularımızın o anda bize verdiği bilgilere dayanırız. Bunun yanında beklentilerimizi, umutlarımızı ve olayların nasıl gelişmesini istediğimizi de düşünürüz.
İnsan zihni bütün bu bilgileri bir araya getirerek olup biteni açıklamaya çalışır. Amacımız, olayın neden gerçekleştiğini anlamak ve arkasındaki nedeni belirlemektir.
Birçok olay kendi çabamızın ya da çaba göstermeyişimizin sonucudur. Çoğu zaman içten içe biliriz ki yaptığımız ya da yapmadığımız bir şey o sonucun asıl nedenidir. Ancak bazen çabanın hiçbir etkisi yokmuş gibi görünür. Bir olay tamamen kontrolümüzün dışında gerçekleşir. İşte bu tür durumlarda olayı “şans” olarak adlandırırız.
İnsan Zihni Nedenselliği Anlamakta Zorlanır
Bilimsel açıdan bakıldığında rastgelelik, kelimenin tam anlamıyla öngörülemezlik anlamına gelir. Matematikte rastgelelik tanımı büyük ölçüde seçme sürecine dayanır. Yani önemli olan sonuç değil, sonucun nasıl elde edildiğidir. Eğer seçim süreci rastgele ise ortaya çıkan sonuç başka bir olaya benzese bile bu durum önemli değildir.

Biz insanlar ise rastgelelik hakkında farklı bir beklentiye sahibiz. Çoğu zaman sürece değil, sonuca bakarız. Bu da bizi kolayca yanıltır. Örneğin bir parayı on kez attığımızı ve üç kez yazı, yedi kez tura geldiğini düşünelim.
Bu sonucu gören birçok kişi paranın hileli olduğunu düşünür.. Çünkü adil bir parada sonuçların daha dengeli olması gerektiğini varsayar. Oysa bu para hileli değildir. Bu yalnızca rastlantının bir sonucudur.
Olasılık yasaları gerçekten de uzun vadede yazı ve tura sonuçlarının yaklaşık olarak eşit sayıda ortaya çıkacağını söyler. Ancak bu uzun vadede geçerlidir. “Uzun vade”nin ne kadar uzun olduğu ise çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha büyüktür.
Şimdi başka bir yazı tura dizisini düşünelim. Diyelim ki on atışın hepsinde yazı geldi. Böyle bir sonuç gerçekten rastgele olabilir mi? Çoğu insana göre bu sonuç pek rastgele görünmez. Ancak aslında bu sonuç tamamen mümkündür ve rastgele bir sürecin doğal bir parçasıdır.
Her para atışında yazı ya da tura gelme olasılığı eşittir; yani yüzde elli–yüzde ellidir. Para her yeniden atıldığında bu olasılıklar tekrar aynı noktaya döner. Evren bizim önceki atışlarımızı takip edip “çok fazla yazı geldi, sıradaki tura olmalı” diye müdahale etmez.
Rastgele olaylar bazen diziler hâlinde ortaya çıkar.. Yani aynı sonuçlar arka arkaya gelir. Ancak insanlar genellikle rastgele olayların belirli bir düzen oluşturmaması gerektiğini düşünür. Bu nedenle beklenmedik bir desen gördüğümüzde bunun artık rastgele olamayacağını varsayarız.
Rastgelelik Algısı Özneldir
Birbiri ardına iyi şeyler olduğunda genellikle iki varsayımda bulunuruz. Önce, iyi şeylerin nadiren gerçekleştiğini düşünürüz. Ardından aynı kişinin başına art arda gelmelerinin mümkün olmadığını varsayarız. Evrenin böyle işlemediğine inanırız.
Bu düşünce ile gözlemlediğimiz olaylar arasındaki boşluğu ise çoğu zaman bir “desen” yaratarak doldururuz. Rastgele olaylarda bir düzen ararız ve bu düzenin bir nedeni olması gerektiğini düşünürüz. Eğer bunun nedeni rastlantı değilse, o zaman devreye “şans” dediğimiz kavram girer.
Bilim insanları bu eğilimimizi açıklamak için bazı kavramlar geliştirmiştir. İstatistikçiler Jerzy Neyman ve Egon Pearson, insanların karar verirken iki tür hata yaptığını göstermiştir.
- Birinci tür hata, yani Tip I hata (yanlış pozitif), gerçekte anlamlı bir durum olmadığı hâlde anlamlı bir şey varmış gibi yorumlamaktır. Rastgele bir gürültüde bir desen görmek buna örnektir.
- İkinci tür hata ise Tip II hata (yanlış negatif) olarak adlandırılır. Bu durumda ise aslında anlamlı olan verileri önemsiz sanır ve ortada bir anlam olmadığını düşünürüz.

Alman nörolog ve psikiyatrist Klaus Conrad ise şizofreni üzerine yaptığı çalışmalar sırasında “apofeni” terimini ortaya attı. Apofeni, gerçekte bir bağlantı bulunmadığı hâlde insanlar tarafından olaylar arasında anlamlı ilişkiler görülmesi durumunu ifade eder.
Daha yakın dönemde psikolog ve yazar Michael Shermer de benzer bir eğilimi tanımlamak için “patternicity” (örüntü görme eğilimi) kavramını kullandı. Bu kavram, anlamsız ya da rastgele veriler içinde anlamlı desenler bulma eğilimimizi anlatır.
Yaz günü gökyüzündeki bulutlara bakıp yüzler görmeye çalıştıysanız ya da bir pizzanın üzerinde bir figür fark ettiğinizi düşündüyseniz, aslında “pareidolia” denilen bir deneyim yaşamışsınız demektir. Pareidolia, rastgele şekiller içinde anlamlı bir görüntü görme eğilimidir. İnsan zihni çoğu zaman anlam arar ve bu nedenle rastgelelik içinde bile düzen ve anlam bulmaya çalışır.
Bu kavramların ortak noktası şudur: İnsan zihni rastgeleliği kabul etmekte zorlanır ve aslında yalnızca gürültüden ibaret olan veriler içinde anlam aramaya eğilimlidir.
O Zaman Şans Nedir?
Peki insanlar rastgeleliği kabul etmekte bu kadar zorlanıyorsa, şans dediğimiz şey nedir? Michael Shermer bu soruya da bir açıklama getirir. Shermer “agenticity” adını verdiği kavramla, insanların dünyadaki olayları görünmez ve bilinçli bir gücün yönettiğine inanma eğilimini anlatır.
Belki de çok eski dönemlerde insanlar rastgele olaylarla karşılaştıklarında — yani “şeyler sadece olduğunda” — bu görünmez ve öngörülemez güce bir isim verdiler. Bu isim de “şans” oldu.
Pittsburgh Üniversitesi’nden filozof Nicholas Rescher ise şansın insan yaşamının temel bir gerçeği olduğunu söyler. Ona göre şans, insanlık durumunu anlamada önemli bir rol oynar. Çünkü evren özünde adil değildir ve biz insanlar bunu fark edecek kadar akıllıyız. İyi insanların başına kötü şeyler gelebilir, kötü insanların başına ise iyi şeyler. Ne yaparsak yapalım, bu gerçeği tamamen değiştiremeyiz.
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- Lang M, Krátký J, Xygalatas D. The role of ritual behaviour in anxiety reduction: an investigation of Marathi religious practices in Mauritius. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. 2020 Aug 17;375(1805):20190431. doi: 10.1098/rstb.2019.0431. Epub 2020 Jul 29. PMID: 32594878; PMCID: PMC7423266.
- The big idea: should we be thinking about luck differently?. Kaynak site: The Guardian. Yayınlanma tarihi: 7 Ekim 2024. Bağlantı: The big idea: should we be thinking about luck differently?
Matematiksel



