Tarih

Kleopatra’nın Burnu Daha Kısa Olsaydı Dünya Farklı Olur muydu?

17. yüzyılda Fransız matematikçi, filozof ve teolog Blaise Pascal, ünlü aforizmasını kaleme aldı: “Kleopatra’nın burnu biraz daha kısa olsaydı, dünyanın çehresi bütünüyle değişirdi.” Bu söz, yalnızca dikkat çekici bir benzetme değil, aynı zamanda yüzyıllar boyunca sürecek bir felsefi tartışmanın da fitilini ateşledi.

Zeki ve yetenekli olan Kleopatra, insanlara dikkatini çekme konusunda bir yeteneğe sahipti. Bu özelliği, görünüşünden ziyade, Sezar ve Antonius’u etkileyen en önemli özelliğiydi. 

Bazı filozoflar, tarihin yönünün bu denli küçük bir fiziksel ayrıntıya gerçekten bağlı olup olamayacağını sorguladı. Diğer yandan tarih meraklıları daha dedektifvari bir yaklaşımla şu soruların peşine düştü.

Birincisi, eğer Kleopatra’nın burnu gerçekten daha kısa olsaydı, dünya farklı bir yer olur muydu? İkincisi ve belki de daha temel olan soru ise şu: Kleopatra’nın burnu gerçekten o kadar uzun muydu? İlk soruya yanıt vermek için tarihe kısaca göz atalım.

Blaise Pascal İle Neden Kleopatra’nın burnunun İlgisi Nedir?

Kleopatra (MÖ 69–30), Roma Cumhuriyeti’nin Roma İmparatorluğu’na dönüşmeye başladığı, çevresindeki toprakları iştahla ele geçirmeye hazırlandığı bir dönemde Mısır’ın kraliçesiydi. Tahtı, Roma diktatörü Julius Caesar’ın sağladığı dış destek sayesinde kardeşinin elinden almayı başardı. Rivayetlere göre Caesar’ı etkilemeyi başarmış, hatta ondan bir çocuk sahibi olmuştu.

Ancak Caesar, artan gücü nedeniyle Romalılar tarafından öldürülünce Kleopatra büyük bir sorunla karşı karşıya kaldı: Tahtını ve Mısır’ın bağımsızlığını nasıl koruyacaktı? Cevap olarak, yine bildiği yola başvurdu. Caesar’dan sonra Roma’da öne çıkan güçlü figürlerden Marcus Antonius’la ittifak kurdu ve onu da etkisi altına aldı.

Ancak bu kez işler planlandığı gibi gitmemişti. Antonius ve Kleopatra, Caesar’ın yeğeni Octavianus’un (sonradan Augustus Caesar) liderliğindeki rakip güçlere yenildiler. Rivayetlere göre Kleopatra, Octavianus’u da etkilemeye çalıştı; fakat bu girişimi başarısız oldu. Octavianus, Mısır’ı fethettikten sonra Kleopatra’ya nazik olmayan bir öneri sundu: intihar etmesi.

Blaise Pascal, 1623’te Fransa’nın Clermont-Ferrand kentinde doğdu ve hayatı boyunca sağlık sorunları yaşadı. Bu sorunlar onu 39 yaşında erken bir ölüme götürdü. Birçok çağdaşı gibi onun ilgi alanı da felsefeyle sınırlı kalmadı.

Pascal’a göre, bu siyasi çekişmelerin merkezinde Kleopatra’nın burnu yer alıyordu. Roma’nın önde gelen liderleri, ucunda hafif bir kanca bulunan uzun, kartal gagasını andıran burunlarıyla övünürdü. Hatta uzun burunu, baskın ve güçlü bir kişiliğin göstergesi olarak kabul eden oldukça elverişli bir fikri de benimsemişlerdi.

İşte Pascal’ın varsayımı tam burada devreye girer. Eğer Kleopatra, yeterince uzun ve “etkileyici” bir buruna sahip olmasaydı, Julius Caesar ve Marcus Antonius gibi uzun burunlu, güçlü Romalıları etkileyemezdi. Bu durumda Roma’nın, hatta tüm Batı dünyasının tarihi bambaşka bir yöne evrilebilirdi.

Günümüzde kaos kuramı ya da olasılık–bağıntısallık kuramı olarak adlandırılan yaklaşımın temelleri, aslında bu düşünceye dayanır. Bu yaklaşıma göre, önemsiz gibi görünen küçük bir ayrıntı, bu örnekte bir burun, zamanla son derece büyük sonuçlar doğurabilir.

Kleopatra’nın burnu gerçekte nasıldı?

Bugün hâlâ pek çok araştırmacı, başlıklarında “Kleopatra’nın burnu” ifadesine yer vererek, küçük sapmaların karmaşık sistemler üzerinde nasıl değişimlere yol açtığını inceler. Burun meselesi doğrudan gündemde olmasa da, altında yatan fikir değişmez.

Bir madalyonun üzerinde Kleopatra’nın yüzü.

İkinci soru çok daha karmaşıktır: Kleopatra’nın burnu gerçekten uzun muydu? Ne kadar uzundu? Bu soruyu yanıtlamak zordur çünkü Kleopatra, Mısır’ı genç yaşta Roma’ya kaybetmiştir. Tarihi genellikle kazananlar yazar. Kaybedenlerin portreleri, heykelleri ve paraları ya yok edilir ya da ortadan kaldırılır.

Kleopatra’ya ait olduğu düşünülen heykellerin sayısı bile tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar yalnızca bir ya da iki heykelin ona ait olabileceğini söylerken, kimileri bu sayının yirmiye kadar çıkabileceğini iddia eder. Ancak heykellerin hiçbirinde “Kleopatra VII” adını açıkça belirten bir yazı bulunmaz. Bu yüzden yapılan kimlik atamaları büyük ölçüde varsayımlara dayanır.

Kleopatra VII portresi. Envanter No: 38511. Roma, Vatikan Müzeleri, Pio-Clementino Müzesi.

Bugün Vatikan’da sergilenen mermer bir baş, araştırmacıların neredeyse tamamı tarafından Kleopatra’ya ait kabul edilen tek eserdir. Bu görüş, heykeldeki karakteristik “kavun dilimi” saç modeli, ensedeki topuz ve kraliyet tacına dayanır.

Ancak iş burnu incelemeye gelince durum hayal kırıklığı yaratır. Tıpkı birçok antik eserde olduğu gibi, bu başın da burnu kırılmıştır. Kleopatra’ya atfedilen diğer tartışmalı heykellerde de durum farklı değildir; onların da burunları eksiktir. Bu nedenle Kleopatra’nın burnunun gerçekten nasıl göründüğünü bugün kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Daha güvenilir bir burun dedektifliği için araştırmacılar, günümüze ulaşan az sayıdaki sikkelere yönelir. Özellikle biri dikkat çeker: Kleopatra’nın başkenti İskenderiye’de bastırdığı bronz bir sikke. Bu sikkede Kleopatra, uzun ve belirgin bir buruna sahiptir. Bu tasvir, Pascal’ın yüzyıllar sonra ortaya attığı varsayımla da uyumlu durur.

Ancak Marcus Antonius ile birlikte bastırılan daha geç tarihli sikkeler aynı etkiyi yaratmaz. Bu kez burun hâlâ uzundur, fakat boyun kalınlaşmış, yüz hatları ağırlaşmıştır.

Sonuç olarak

Peki Kleopatra’nın burnu gerçekten ne kadar uzundu? Büyük olasılıkla uzundu; ancak kaba değil, ince yapılı ve hafif kemerliydi. Roma’nın “asil” kabul edilen kartal burunlarıyla aynı çizgide duruyordu. Görünen o ki Kleopatra, burnunu da bir siyasi araç gibi kullandı. Mısır geleneğine uygun tasvirlerde onu küçülttü; Marcus Antonius’la birlikte kader mücadelesi verdiği dönemde ise boynunu ve burnunu belirginleştirerek gücü, kararlılığı ve Roma’ya denkliğini vurguladı.

Tüm bunlar, zeki bir lider olmanın parçasıydı. Kleopatra, burnu nasıl olursa olsun, kuşkusuz zeki bir liderdi. Dokuz dil konuşuyordu. Üstelik Mısır’ı yönetmeye devam ederken dermatoloji üzerine bilimsel metinler kaleme aldığı da düşünülüyor.

Bütün bunlar, Pascal’ın belki de yanıldığını düşündürüyor. Uzun bir burun olmasa bile, Kleopatra’nın yine aynı etkiyi yaratacağına ve tarihin akışında benzer bir rol oynayacağına pekâlâ inanabiliriz.


Kaynaklar ve ileri okumalar

  • Cleopatra’s Nose. Yayınlanma tarihi: 6 Aralık 2024. Kaynak site Jstor Daily Bağlantı: Cleopatra’s Nose
  • Liveley, G.. (2002). Cleopatra’s Nose, Naso and the Science of Chaos. Greece & Rome. 49. 27-43. 10.1093/gr/49.1.27.

Matematiksel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.