Sahte Bilim ve Safsatalar

Kayıp Şehir Atlantis Bir Efsane mi Yoksa Gerçek mi?

Belki de popüler kültürün en ünlü efsanevi yeri Atlantis’in kayıp adası / kıtasıdır. Yüzlerce edebi eserde, şiirde, müzik kompozisyonunda, sanat eserinde, paranormal ve Yeni Çağ edebiyatında, bilim-kurgu filminde ve çizgi romanda Atlantis yer alır. Atlantis efsanesi hakkında binlerce kitap, magazin ve website bulunmaktadır. Neyse ki kökeni zamanın sislerinde kaybolan birçok efsanenin aksine, Atlantis’in hikayesinin ilk olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktığını tam olarak biliyoruz. Atlantis adı Platon’un ünlü diyaloglarından ikisi olan Timaeus ve Critias’ta yer alır. Bu diyaloglar, mükemmel bir toplumu neyin yaratacağıyla ilgilidir. Sokrates, çevresindekilere mükemmel bir toplum örneği düşünüp düşünemeyeceklerini sorar. Kendi Atina’larının mükemmel bir topluma yaklaştığını dile getirir. Critias Atlantis’i mükemmel toplumunun tersi bir örnek olarak sunar.

Atlantis Efsanesi

Critias, varsayılan Atlantis ülkesi hakkında ayrıntı da verir. Atlantis, Herkül’ün Sütunların” (yani Cebelitarık Boğazı, Akdeniz’in ağzı) ötesinde Atlantik Okyanusunda bulunmaktadır. Deniz tanrısı Poseidon, Atlantis’ten sorumludur. Burası Libya ve Küçük Asya’nın (şimdiki Türkiye) birleşiminden daha büyüktür. Kuzey ucundaki dağlar, yaklaşık 555 kilometre genişliğinde ve 370 kilometre uzunluğunda büyük bir ovayı çevrelemektedir. Kentin duvarları, kırmızı, beyaz ve siyah kayalardan yapılmış, pirinç, kalay ve değerli metal orichalcum ile kaplanmıştır. Atlantisliler tüm Batı Akdeniz’i ve güney Avrupa’yı fethetmiş ve hepsini köle yapmıştır. Sonunda Atinalılar Atlantislilere karşı bir direniş başlatırlar. İşgal edilen bölgeleri kazanıp özgürleştirirler. Atlantisliler yenildikten sonra, adaları bir gecede bir depremle batar uygarlık ortadan kaybolur.

O zamandan beri soruyoruz? Yukarıda anlatılanlar zalim Atlantis imparatorluğu ile Atina’nın demokratik toplumu arasındaki zıtlığı göstermek için Platon tarafından kullanılan bir metafor mu? Bilim insanları biraz daha geriye baktıklarında tarihçi Midilli Hellanicus ( MÖ 491 – 405) tarafından Atlantis adında bir yerin öyküsünün daha önce aktarıldığı bilgisine ulaştılar. Platon diyaloglarını yaklaşık 100 yıl sonra kaleme almıştı. Platon’un esin kaynağı Hellanicus olabilir. Ancak kaynak ne olursa olsun Platon’un anlatılarının Yunan tanrılarının hikayeleriyle, imkansız olaylarla ve garip coğrafyalarla dolu olduğunu biliyoruz.

Atlantis Platon’dan Paranormal’e Nasıl Geçti?

Athanasius Kircher’in 1669 tarihli bu haritası, Atlantis’i Atlantik Okyanusu’nun ortasına yerleştirdi. 

Yunan, Helenistik ve Roma İmparatorluklarının sona ermesinden sonra, Atlantis efsanesi Orta Çağ boyunca Yahudi ve Hıristiyan bilim insanları tarafından incelendi. Zaten yaygın olan bu efsaneye zaman içinde daha birçok spekülasyon ve mit katmanı ekledi. 1500’lerde, bilim insanları Atlantis’in aslında yeni keşfedilen Amerika kıtası olduğunu öne sürmeye başladılar. Mısır biliminin kurucusu ve jeolojide öncü 17. yüzyıl bilgini Athanasius Kircher, Atlantis’in Atlantik’in ortasında küçük bir kıta olduğuna inanıyordu. 1596’da Flaman coğrafyacı Abraham Ortelius Atlantis’in kıtalar birbirinden ayrıldığında battığına dair bir varsayım öne sürdü. Sir Thomas More, Atlantis’ten etkilenerek Ütopya’yı kaleme aldı. 1623’te Sir Francis Bacon, Yeni Atlantis adını verdiği kitabında Amerika’daki ütopik toplumların vizyonlarını anlattı. 1800’lerin ortalarında, birçok bilim insanı Atlantis ve Mayalar gibi Mezoamerikan kültürleri arasında bir tür bağlantı olduğuna karar verdi.

Donnelly’in kitabında yer alan, Atlantis İmparatorluğu’nun varsayılan boyutunu gösteren bir harita

Bu yazarlardan en etkili olanı, 1882 tarihli Atlantis: The Antediluvian World adlı kitaptı. Yazar Ignatius Donnelly bilinen tüm medeniyetlerin Atlantis’in torunları olduğunu iddia ediyordu. Kitap Atlantis’in Nuh tufanı tarafından yok edildiğini ileri sürüyordu. Donnelly zamanla Platon’un hikayesini popülerleştirmenin ötesine geçti. Atlantis mitinin bir parçası haline gelen kendi fikirlerini ekledi. Kitaptaki fikirlerin hiçbiri hakkında bilimsel incelemeler yapılmadı. Bu fikirler birçok farklı paranormal kült için başlangıç ​​noktası olarak kabul edilir. Devamında 1870’lerde Rus Helena Blavatsky ve ortağı Henry Steel Olcott tarafından teosofi cemiyeti kuruldu. 1888’de yayınlanan The Secret Doctrine adlı kitabında mistik fikirlerini dikte ettiler.

Atlantisliler Kimlerin Atasıydı?

Kitapta Atlantislilerin doğa üstü güçleri olan iyi insanlar olduğu ve yaklaşık bir milyon yıl önce yaşadıkları ortaya atıldı. Soyu Atlantis’ten gelenlerin de Aryan Irkına dönüştüğü iddia edildi. Hitler’in ve beraberinde tüm dünyayı etkileyen Aryan ırkı yani saf ırk fikrinin çıkış noktası da bu kitap olarak bilinir. Daha sonra Atlantislilerin kimlerin atası olduğuna dair uzun tartışmalar çıktı. Ortaya birbirinden ilginç fikirler atıldı. Medyum Edward Cayce (1877–1945) Atlantis’te yaşayanlarla trans halinde iletişime geçtiğini söyledi oldukça ilgi çekti. Tahminleri arasında, Atlantis’in 1960’larda yeniden yükseleceği olsa da bu elbette gerçekleşmedi.

Peki Atlantis Neredeydi?

Modern bilim, Atlantik’teki Herkül Sütunları’nın ötesinde, efsanenin kaynağı olan batık bir kıtanın olduğuna inanmamız için bize herhangi bir neden veriyor mu? Basit cevap elbette hayır. 1950’lerde Marie Tharp ve Bruce Heezen, Atlantik Okyanusu tabanının ilk tam haritasını oluşturmak için ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirdiler. Ancak Atlantik’in hiçbir yerinde, herhangi bir büyüklükte batık ada veya plato yoktu. Yıllar içerisinde oşinografi ve okyanus taban haritalanmasındaki gelişmelere rağmen Atlantis’in izine rastlanmadı. Süreç içinde insanlar Atlantis’i başka yerlerde aramaya karar verdiler. Kayıp kıtayı Yunanistan’a hatta Atlantik Okyanusu’ndan uzak birçok yer de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanına yerleştirdiler. Bu yerler arasında Antarktika, Küba, Bahamalar, Hindistan, Endonezya ve hatta Bermuda Üçgeni bulunmaktaydı. Ortaya atılan iddialar tek bir yazıda kaleme alınamayacak kadar çeşitli. Ancak kesin olan bir şey var ki birileri Atlantis hiç bir yerde yoktu. Dahası, tektonik levhalar Atlantis’in var olmasının imkansız olduğunu göstermektedir. Ülkeler kaydıkça, deniz tabanı zamanla kısalmanın aksine yayılmıştır. Kısacası, Atlantis’in batacağı herhangi bir yer yoktur. Ancak yine de Atlantis hakkında konuşmaya başladığında okült, doğaüstü ve sözde tarihle olan bağlantılar bir şekilde bir araya gelecektir. Bu nedenle Atlantis efsanesi bir biçimde canlılığını hiç yitirmeyecektir.

Kaynaklar:

  • ‘Lost’ City of Atlantis: Fact & Fable; https://www.livescience.com/
  • Donald R. Prothero; Weird Earth: Debunking Strange Ideas about Our Planet; ISBN 978-1-68435-136-7

Matematiksel

Sibel Çağlar

7 yıl Kadıköy Anadolu Lisesinin devamında lisans eğitimimi Marmara Üniversitesi İng. Matematik öğretmenliği üzerine tamamladım. Devamında 20 yıl çeşitli özel eğitim kurumlarında matematik öğretmenliği ve eğitim koordinatörlüğü yaptım. 2015 yılında matematiksel.org web sitesini kurdum. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.