Klasik Yunan tıbbına dair bilgilerimizin önemli bir bölümü, doğrudan Hipokrat’ın kaleminden çıkmamış olsa bile onun adıyla anılan yazı koleksiyonuna dayanır. Bu külliyatın en eski metinlerinden biri, “Kutsal Hastalık” adlı eserdir. Bu eserde sözü edilen “kutsal hastalık” ise günümüzde epilepsi, halk arasında bilinen adıyla sara hastalığıdır.

Epilepsi Nedir?
Antik çağlardan itibaren epilepsi, kötü ruhlar ya da tanrılar tarafından ele geçirilmenin bir biçimi olarak görülüyordu; bu nedenle Antik Yunanlılar ona “Kutsal Hastalık” adını vermiştir.
Ancak MÖ 5. yüzyılda Hipokrat’a atfedilen Kutsal Hastalık Üzerine (Peri Hierēs Nousou) adlı eserde bu inanca açıkça karşı çıkılmış ve hastalığın doğaüstü değil, tamamen doğal nedenlere dayandığı savunulmuştur.
Hipokrat, bu hastalığın diğer hastalıklardan hiçbir farkı olmadığını, yalnızca insanlar tarafından yanlış yorumlandığı için “kutsal” olarak nitelendirildiğini ileri sürer. Daha sonra Galen de bu görüşü destekleyerek epilepsinin fiziksel bir rahatsızlık olduğu fikrini güçlendirmiştir. Buna rağmen, söz konusu inanç binlerce yıl boyunca varlığını sürdürmüştür.

Epilepsinin tıbbi açıklaması 17. yüzyılda yaygınlaşmaya başlasa da, hastalık uzun süre akıl hastalığı ve karakter zayıflıklarıyla ilişkilendirildi. 1892 gibi geç bir tarihte bile Dr. Joseph Price, bir tıp dergisinde hastalığın “fiziksel nedenlerin dışındaki kökenini” sefahat, çikolata, kahve ve aşk şarkılarıyla ilişkilendirmiştir. Aynı dönemde bazı hekimler, aşırı mastürbasyonun epilepsiye yol açtığına inanarak hastaları hadım etmiştir.
Bilimsel ilgi artsa da hastalığın gerçek nedeni uzun süre tam olarak anlaşılamadı. Yaygın olan görüş, epilepsinin beyindeki kan akışıyla ilgili bir sorun olduğu yönündeydi; ancak bu görüş yanlıştı.
Epilepsinin Nedenini Nasıl Öğrendik?
1930’lar, epilepsinin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası oldu. Hans Berger’in elektroensefalografiyi (EEG) geliştirmesiyle birlikte, hastalığın beyindeki kontrolsüz elektriksel faaliyetlerden kaynaklandığı anlaşıldı. Buna rağmen Dünya Sağlık Örgütü, epilepsiyi ancak 1960’larda resmî olarak nörolojik bir hastalık şeklinde sınıflandırdı.
Bugün biliyoruz ki epilepsi, beyindeki ani ve düzensiz elektriksel boşalımların yol açtığı nöbetlerle kendini gösteren bir sinir sistemi hastalığıdır. Bu nöbetler çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkıyor gibi görünse de, çeşitli tetikleyicilerle ilişkilidir. Stres, yanıp sönen parlak ışıklar ve bazı görsel desenler bu tetikleyiciler arasında yer alır.
Epilepsi nörolojik bir hastalıktır. Ancak epilepsili bireyler genel nüfusa kıyasla bazı ruh sağlığı sorunları açısından daha yüksek risk taşır. Bununla birlikte, özellikle nöbetleri kontrol altına alınan birçok epilepsili birey herhangi bir ruh sağlığı sorunu yaşamaz.

Yaygın bir başka yanlış inanış da epilepsi ile öğrenme güçlükleri arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Pek çok kişi bu iki durumun mutlaka birlikte görüldüğünü düşünür. Oysa epilepsi, öğrenme güçlüğü olan bireylerde (ve otizmli kişilerde) genel nüfusa göre daha sık görülse de, bu her iki durum her zaman birlikte ortaya çıkmaz.
Epilepsi bazen bir beyin hasarının ardından da ortaya çıkar. Ayrıca, ağır nöbetlerin zamanla beyin üzerinde olumsuz birikimli etkiler yaratabileceğine dair bazı bulgular vardır. Bununla birlikte, epilepsili birçok kişinin bilişsel işlevleri ve zekâ düzeyi bu durumdan etkilenmez.
Epilepsi İle İlgili Mitler Nelerdir?

Bazı gelişmekte olan ülkelerde epilepsinin bulaşıcı olduğuna dair inanış hâlâ yaygındır. Bu yüzden insanlar, kamusal bir alanda nöbet geçiren birini gördüklerinde çoğu zaman ondan uzaklaşır.
Bazı geleneksel kültürlerde ise farklı inanışlar sürer. Bunlardan biri, epilepsinin ahlaki hataların bir cezası olduğu düşüncesidir. Buna, bir yandan da bazı epilepsi hastalarının ilahi güçlere sahip olduğuna dair inanç eşlik eder.
Epilepsiyle ilgili bir başka yaygın mit, aslında bu hastalığa sahip olmayan tarihsel kişiliklere epilepsi atfedilmesidir. Nörolog John Hughes’un 2005 yılında yayımlanan incelemesine göre, geçmişte epilepsi hastası olduğu iddia edilen 43 önemli kişinin hiçbirinde bu hastalığa dair ikna edici bir kanıt bulunmamaktadır.
Bu isimler arasında Aristoteles, Isaac Newton, Charles Dickens ve oyuncu Richard Burton da yer alır. Örneğin Newton’un zaman zaman içine kapanması ve duygusal dalgalanmalar yaşaması epilepsiyle ilişkilendirilmiştir. Richard Burton’da görülen nöbetlerin nedeni ise alkol yoksunluğudur.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Novarino G, Baek ST, Gleeson JG. The sacred disease: the puzzling genetics of epileptic disorders. Neuron. 2013 Oct 2;80(1):9-11. doi: 10.1016/j.neuron.2013.09.019. Epub 2013 Oct 2. PMID: 24094099; PMCID: PMC3984878.; https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3984878/
- Epilepsy; Bağlantı: https://www.mayoclinic.org
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



