SOSYAL BİLİMLER

Birleşme Yanılgısı: Akla Yakın Hikâyeler Neden Kandırabilir?

Zihnimiz, ikilem yaratan durumlar için mantıklı görünümlü safsatalar üretir. Üzerine düşünüldüğünde rahatlıkla görebileceğimiz gerçekleri bir toz bulutu kaplamış gibidir.

Bu yazımızda, zihnimizdeki temel oran ihlâli yanılgımıza benzer bir düşünce hatasını ele alacağız: Birleşme yanılgısı. Keyifli okumalar.

Birleşme Yanılgısı Nedir?

“İnsan zihni, belirsizlikler karşısında bocalar. Bu bocalamanın üstesinden gelmek için bazı ‘kestirmeler’ (heuristics) oluşturmuştur.

Bu kestirme yollar, fazla düşünmeye gerek kalmadan hüküm vermemizi sağlar. Bu sayede tepki süremiz kısalır, önemli kararları kolayca verebiliriz.” Örneğin:

Klaus 35 yaşında. Üniversitede felsefe okudu ve ondan beri Üçüncü Dünya meseleleriyle ilgileniyor. Üniversiteden sonra iki yıl boyunca Kızılhaç’ta Batı Afrika’da, ardından üç yıl Cenevre’de Kızılhaç Ana Merkezi’nde çalıştı.
Burada bölüm yöneticiliğine kadar yükseldi. Sonra işletme mastırı yaptı ve “Girişimciliğin Toplumsal Sorumluluğu” üzerine tez yazdı.

Sorumuz şu: Hangisi daha büyük olasılıktır?

A) ”Klaus büyük bir bankada çalışmaktadır.”
B) “Klaus büyük bir bankada çalışmaktadır ve bankanın üçüncü dünya vakfından sorumludur.”

A mı, B mi?

Çoğu insan gibi düşünüyorsanız, B diyeceksinizdir. Ne yazık ki yanlış cevap çünkü B cevabı Klaus’un sadece büyük bir bankada çalışmasını değil orada fazladan bir şartı daha yerine getirmesini içeriyor.

Oysa hem bankacı olup hem de bankanın üçüncü dünya vakfında çalışan insanların sayısı, bir bankada çalışan insanların sayısının ufacık bir kısmı. Bu yüzden A cevabı çok daha muhtemel. B cevabının size daha muhtemel görünmesinin sebebi birleşme yanılgısı.

Bu düşünce hatası, Nobel ödüllü Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından araştırıldı.

Neden birleşme yanılgısına düşüyoruz?

“Akla yakın” ve “mantıklı” hikâyeler için sezgisel bir kavrayışımız olduğu için. Klaus ne kadar inandırıcı, etkileyici, canlı tasvir edilirse bu düşünce hatasına düşme tehlikesi o kadar yüksektir. Size soruyu “Klaus 35 yaşında. Hangisi daha muhtemeldir?

A) Klaus bir bankada çalışmaktadır.

B) Klaus Frankfurt’ta bir bankada, 24. katta, 57 numaralı ofiste çalışmaktadır” şeklinde yöneltseydim, bu tuzağa düşmezdiniz.

Bir örnek daha verelim: Hangisi daha muhtemeldir?

A) “Frankfurt Havaalanı kapalıdır. Uçuşlar iptal edilmiştir.”

B) “Frankfurt Havaalanı kötü hava şartları nedeniyle kapatılmıştır. Uçuşlar iptal edilmiştir.”

A mı B mi? Bu kez mutlaka doğru düşünmüşsünüzdür.

A daha muhtemel çünkü B ilaveten bir şartın, yani kötü hava şartlarının varlığını içeriyor. Havaalanı bomba ihbarı, kaza ya da grev yüzünden de kapatılmış olabilir. Fakat bu şeyler “mantıklı” bir hikâyenin karşısında aklımıza gelmez; en azından –az evvel sizin yaşadığınız gibi– bunlara karşı duyarlılaştırılmadıysak.

Birleşme yanılgısından uzmanlar bile muaf değil. 1982’de gelecek araştırmaları konulu, uluslararası bir kongrede uzmanlar –ki hepsi akademisyendi– iki gruba ayrıldı.

Daniel Kahneman, A grubuna 1983 yılı için şu senaryoyu masaya getirdi:
“Petrol tüketimi %30 düşüyor.”

B grubuna verilen senaryo ise şuydu: “Petrol fiyatlarının fahiş artışı petrol tüketiminin %30 azalmasına neden oluyor.”

Katılımcıların verilen senaryonun ne kadar muhtemel olduğunu değerlendirmeleri gerekiyordu. Sonuç netti: B grubu kendilerine verilen senaryoya A grubuna kıyasla çok daha fazla inanmıştı.

Kahneman iki tür düşünme tarzı olduğundan yola çıkıyor: Birincisi sezgisel, otomatik, doğrudan düşünme. Diğeri bilinçli, rasyonel, yavaş, zahmetli, mantıklı düşünme.

Ne yazık ki sezgisel düşünme, bilinçli düşünme henüz daha harekete geçmeden çok önce sonuçlar çıkarıyor.

Neden olasılıkları hep ihmal ediyoruz?

Olasılık kavramlarının öğrenilememe nedenlerinden biri de bu yazıda ele aldığımız türdeki kavram yanılgılarıdır. Kavram yanılgıları, öğrenme sürecinde öğrenmeyi etkileyici önemli etkenlerdir.

Yapılan araştırmalar, kişilerin olasılık kavramlarını anlamayı sezgisel olarak gerçekleştirmekte olduklarını, bu sezgilerin büyük bir çoğunluğunun yanlış ve yanıltıcı olduğunu ve sonradan düzeltilmesi oldukça zor kavram yanılgılarına neden olduğunu kanıtlamıştır.

Aynı zamanda, kişilerin önceden sahip oldukları ön birikimler de, bazen kavram yanılgılarına neden olurlar. Yani, kavramların doğru bir şekilde algılanabilmesi, onların bu kavram ile ilgili önbilgilerinin -sezgilerin değil- yeterli düzeyde olmasına bağlıdır.

Bu tutumu, günlük hayatımızdaki pek çok belirsizliğe yansıttığımızı ve pek çok durumda sezgisel düşünme nedeniyle odaktan uzaklaştığımızı söylemek mümkün.

Fakat değiştirmek de mümkün. Bir sonraki düşünsel yanılgınızda yazımızı hatırlamanız dileğiyle…

KAYNAKÇA:

Rolf Dobelli / Hatasız Düşünme Sanatı “Birleşme Yanılgısı” (NTV Yay. Çev: Itır Arda)

Olasılık Kavramlarının Öğrenilmesinde Karşılaşılan Zorluklar, Bu Kavramların Öğrenilememe Nedenleri / Dilek Sezgin MEMNUN ( İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt: 9 Sayı: 15 Bahar 2008 s:89–101)

Matematiksel

Gamze Dönmez

Okumayı pek çok eyleme tercih eden, araştırmayı, öğrenmeyi, öğretmeyi ve yeniden öğrenmeyi seven, amatör olarak öykü yazarlığı yapan bir ilköğretim matematik öğretmeniyim. Öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, olasılık, geometri ve mantık çokça dikkatimi çeken alanlardan. Merak uyandırıp geri çekilmenin merak gidermekten daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bilimin, bilmenin ve bilenin gücüne inanıyorum. Paylaşmak güzeldir!

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu