Einstein, Descartes, Gauss ve Lenin: İncelenmiş 4 Beyin Ve Farklılıkları

Çoğu insan büyük düşünürlerin zihinlerini merak eder. Dünyayı etkileyen zihinler nasıl işliyor? Bizim zihnimiz ile onların zihinleri arasında önemli bir fark var mı? Bir biçimde hepimiz bir biçimde bu bilgiyi bilmeyi isteriz. Sinirbilimciler, meraklarının bir kısmını büyük düşünürlerin beyinlerini inceleyerek gidermeye çalışır. Bu kişilerin beyinlerinin normal beyinden farklarını anlamaya çalışırlar.

Ancak hatırlatalım. Beyin morfolojisi her zaman davranış farklılıklarıyla ilişkili değildir. Sonuçta, bir beynin şekli zaman içinde belli günlük motor becerilerin pratiği veya bunama gibi şeyler nedeniyle de değişecektir. Ayrıca, Mevcut veriler, beyin yapısının genel zeka üzerinde çok az bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Yani büyük bir beyin daha işlevsel bir beyin anlamına her zaman gelmez. Bu ön bilginin ardından dört dehanın beyninin bizimkinden ne kadar farklı olduğunu öğrenelim.

Albert Einstein’ın Beyni

Günümüzde Einstein’ın beyni Pennsylvania, Philadelphia’da Mütter Müzesinde sergilenmektedir.

Einstein, 1955 yılında hayatını kaybettikten sonra patalojist Thomas Harvey tarafından otopsi yapıldı. Otopsiden sonra Einstein’ın beyni çıkartıldı. Sonrasında farklı açıdan fotoğraflandı. Farklı uzmanlar tarafından incelenmesi için sırasında Einstein’ın beyni 240 ayrı parçaya bölünerek her bir parçadan ayrı doku örnekleri alındı.

Pek çok bilim insanı bu doku örneklerine bakarak Einstein’ın dehası için bir açıklama bulmaya çalıştı. Einstein’ın beyni ortalama insan beyninden daha hafif, 1230 gram ağırlığındaydı. Frontal korteksi ortalamadan biraz daha büyüktü. Bu da etrafındaki olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini kurma yetisini ileri götürmüş olabilirdi. Ayrıca, alt parietal lob (algılanan nesnenin yerini ve yönünü saptamak, okuma, yazma ve aritmetik yeteneklerimizi barındırmak gibi işlevlere sahip olan beyin bölümü ) ortalamadan daha büyüktü.

Diğer bir deyişle, Einstein sanılanın aksine ortalamadan ufak bir beyne sahipti. Ancak onu farklı kılan, analitik zekasını destekleyen bazı beyin bölgelerinin, genel beyin hacmine oranının daha büyük olması idi. Başta da dediğimiz gibi beynin büyüklüğünü tek başına zeka ile ilişkilendirmek doğru değildir. Önemli olan beynin bölgelerinin dağılımı, birbirlerine göreli oranları (kısmi oranları) ve birbirleriyle olan etkileşimleridir.

Rene Descartes’ın Beyni

Descartes meşhur “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünün sahibi olan Fransız filozof. Felsefi görüşleri modern çağın aydınlanması olarak kabul edilmektedir. Matematikçiler ise kendisini daha ziyade Kartezyen Sistemini bize kazandırmasıyla bilir.

Günümüzde başta da ele aldığımız Einstein’ın beyninin hikayesini pek çok kişi bilir. Aslında benzer bir çalışma Descartes’ın beyni içinde yapılmak istenmişti. Ancak 1650 de öldüğü düşünülünce, bilim insanları onun üzerinde çalışmak istediği zaman maalesef beyni çoktan bozuma uğramıştı. Yine de bilim insanları, kafatasının şeklini inceleyerek beyninin normalden farklı olup olmadığına dair ipuçlarını araştırdı.

Araştırmacılar Descartes’ın beyninin, 200 yıldan beri saklanan şu anda da Paris’teki Doğal Tarih Ulusal Müzesi’nde tutulan kafatasının iç kısmında bıraktığı izleri takip ederek 3-boyutlu bir resmini çıkarmayı başardı. Descartes’ın beyni büyük ölçüde “normaldi”. Büyüklüğü standartlara uyuyordu. Ancak frontal korteksindeki bir çıkıntı vardı. Beyin üzerinde yapılan çalışmalara göre, bu bölüm kelimelerin anlamını işleyen bölgeydi.

Carl Friedrich Gauss’un Beyni

Muazzam başarılara imza atmış büyük matematikçilerinden biri olan Carl Friedrich Gauss 1855’te öldü. Beyni o zamandan beri Göttingen Üniversitesi’nde dinleniyor. Hem Gauss’la arkadaş olan hem de insanların antropolojik ölçüm çılgınlığının öncülerinden olan anatomist Rudolf Wagner, Gauss’un beynini inceledi ve sakladı.

İncelemeler sonucu beynin 1.492 gram olarak ortalamadan biraz daha büyük olduğunu, ancak bunun dışında anatomik olarak oldukça normal olduğunu bildirdi. Aynı yıl, tıp bilgini ve Göttingen Üniversitesi’nin anatomik patoloji koleksiyonunun kurucusu Conrad Heinrich Fuchs de ölmüştü. Wagner, onun beynini de incelemiş ve bulgularını yayınlamıştı.

Ne yazık ki Gauss’un beyni, Einstein’ın beyni kadar şanslı olmadı. Şimdi zamanda ileri sarın. 1998’de bir araştırması Renate Schweizer Gauss’un beynini incelemek istedi. Gauss olarak etiketlenen beynin MRI taramalarında buldu. Ancak taramalar baktığı zaman olduğunu bildiği ve incelemek istediği bölge orada gözükmüyor gibiydi. Bunun yerine MRI görüntüleri, Fuchs’un beyninin çizimleriyle mükemmel bir eşleşmekteydi. Sonucunda hata fark edildi ve düzeltildi. Beyinler artık doğru etiketli kavanozlarında korunuyorlar.

Vladimir Lenin’in Beyni

Vladimir Ilyich Lenin’in bedeni Kremlin Sarayı yakınlarındaki Moskova Kızıl Meydanında adını taşıyan bir anıt mezarda sergilenmekte.

1917 Rus devriminin ünlü lideri olan Lenin’in beyni, öldürülmesinden kısa süre sonra Joseph Stalin’in emriyle korumaya alındı. Sovyet hükümeti, tanınmış Alman bilim insanı Oskar Vogt’u Lenin’in beynini incelemek amacıyla görevlendirdi. Vogt, çalışmalarını Moskova’ya gidip gelerek beş yıla yakın bir süre sürdürdü. Moskova Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nde hazırladığı raporu 19 Kasım 1929’da açıkladı.

Vogt için en çarpıcı bulgu, Lenin’in beyninin üçüncü katmanında yer alan sinir hücrelerinin görece çok sayıda ve daha geniş olması idi. Vogt, bu sıra dışı bulgu nedeniyle Lenin’in beynindeki üçüncü katmanın diğer insanlara göre daha geniş ve dördüncü katmanın da daha dar olduğunu vurguladı. Vogt’a göre bu farklılık sonradan yaşanan bir etkiye bağlı olmaktan çok gelişimseldir. Bir rivayete göre Rusya, büyük liderin beynini hala gizli servis merkezlerinde tutmaktadır.

Sonuç olarak sinirbilim hala beynin şeklinin, zekâyı nasıl etkilediğini ve bu ilişkilerin ne kadar önemli olabileceğini anlamaya çalışıyor. Ancak görülen o ki deha beyni ile bizim beyinlerimiz arasında pek de önemli farklılıklar yok. Bu noktada bir sözü hatırlamak lazım elbette; “Deha’nın yüzde biri ilham ise yüzde doksanı terdir”.



Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Nurgul Kendirlioglu

Selçuk Üniversitesinde Matematik Lisansımı bitirdikten sonra Kocaeli Üniversitesinde Yüksek lisansımı tamamlayıp, Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdim. Aslında nereli ve nereleri bitirdiğimiz çok da önemli değil... Matematiğe, bilime ve insanlığa dair farkındalık kazandırabilirsek, sanki var olduğumuz dünya daha yaşanılabilir olacak. Zira doğum ve ölüm arasında kalan zamanda, işe gitmek,fatura ödemek, tv izlemekten daha başka şeyler yapmak için dünyada olduğumuzu düşünüyorum.Okumayı, dinlemeyi, izlemeyi, yeni ve insanlığa faydalı güzel şeyleri keşfetmeyi ve paylaşmayı seviyorum... Keyifli okumalar dilerim. :)
Başa dön tuşu