Anlamamız Önemli: Asperger Sendromu Nedir?

Temple Grandin, Amerikalı hayvan bilimi uzmanı ve Colorado Devlet Üniversitesi’nde profesör, yazar ve bir otizm aktivistidir. Kendisi Hug box ismi verilen, otistik çocukları sakinleştirmek için kullanılan bir cihaz geliştirmiştir. Asperger sendromu olan Dr. Temple Grandin’in hayatı ve hikayesi, 2010 yılında çekilen bir filme de konu olmuştur. Filmi izlediyseniz ya da kendisinin 2010 yılında TED’de yayınlanan konuşmasını izlediyseniz Asperger sendromu hakkında fikir edinmek isteyebilirsiniz.

Ancak öncelikle kısaca otizm konusunda değinmemiz gerekmektedir. Otizmin tarihçesi bir dizi tesadüflerle başlar. 1943 yılında, Leo Kanner adında bir doktor yeni bir psikiyatrik sendrom tanımlar. Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi’nin çocuk psikiyatri­si bölümünün başkanı olan Kanner, gözetimindeki çocuklardan birkaçının “erken infantil otizm” diye isimlendirdiği bir rahatsızlıktan mustarip olduklarını fark etmişti.

Kanner ve Asperger makalelerini birbirlerinden haberdar olmadan yazdılar ve asla bir araya gelip tanışmadılar. Bununla birlikte, rahatsızlığın ayırt edici özelliklerini tanımlamak için aynı tabiri kullandılar. Her ikisi de bu terimi İsviçreli psikiyatr Eugen Bleuler’den alıntıladılar. Kanner ve Asperger’in vaka incelemelerinde tanımladıkları çocuklar birbirleriyle o denli yakın benzerlikler arz ederler ki, bugün bile bunların aslında iki farklı sendrom olup olmadığını sorgulayanlar vardır. Ancak şans Kanner’dan yanaydı.

Asperger Sendromu İle Nasıl Tanıştık?

Hans Asperger, 1906 yılında dünyaya geldi.6 Viyana’da büyüdü ve tıp eğitimini orada tamamladı. Uzmanlık alanı olan çocuk hastalıkları, onu üniversite dahilinde 1918 yılında kurulan pediatri kliniğinde görev almaya sevk etti Asperger (solda) ve ekibi, Viyana’da
üniversiteye ait Pediyatri Kliniği’nde çocukları test ederken.

Onun tanımlamasının devamında psikiyatri kurumlarıyla çocuk bakım ve tedavi klinikleri, otizm tanımına uyan çocukları teşhis etmeye başladılar. Daha önce hiç kimsenin fark etmediği bu rahatsızlık birdenbire herkeste görülmeye başlanmıştı. Bu durum, yeni bir psikiyatrik rahatsızlığın kâşifi olarak Kanner’in ününü pekiştirdi.

Bu esnada Asperger’in ismi ise 1981 yılına yani otizm uzmanı Lorna Wing, Asperger’in tanımladığı rahatsızlığın “Asperger sendromu” adı altında otizm spektrumuna dahil edilmesini önermesine kadar gölgede kaldı. Asperger’in çalışması, yayınlanmasından bu yana geçen on yıllar boyunca İngilizce dilindeki araştırmacılardan neredeyse hiç ilgi görmemişti.

Bu değişmek üzereydi. Wing, Asperger’in otizmden farklı benzersiz bir sendrom olduğunu savunmaya başladı. Wing’in çabaları başarılı oldu. Önerdiği terim olan “Asperger sendromu” kısa sürede klinik yerel dile girdi. 1990’lara gelindiğinde, dünya çapında kabul gördü. Bunun devamında otizm artık tekil bir durum olarak görülmüyordu. Sendromun tanımlanmasıyla birlikte vaka sayısında hızla arttı.

( Viyana’da bulunan Tıp Üniversitesi’nden Herwig Czech, Hans Asperger’in sekiz yıllık araştırmasını mercek altına alarak, ‘Molecular Autism’ adlı internet dergisinde yer alan akademik çalışmasında bazı iddialarda bulundu. Asperger’in çocukları sıkça ‘Am Spiegelgrund’ kliniğine yönlendirmesi nedeniyle, 2. Dünya savaşında Almanya’nın ötenazi politikası ile sıkı bağlara sahip bir bilim insanı olduğunu ortaya koydu. Konumuz dahilinde olmadığı ve kesin kanıtlanamadığı için detaya girmiyoruz. Ancak konu ile ilgili bir iddiayı buradan okuyabilirsiniz.)

Asperger Sendromu İle Otizm Arasındaki Fark Nedir?

Kanner tipi otizm, 1980’den bu yana DSM -III Vaka Kitabı’nda yer almaktadır. Asperger sendromu, ilk defa 1994 yılında DSM -IV ‘te yer aldı. Her iki sendromun da vaka kitaplarına dahil edilmesi aralarındaki ilişki üzerine yapılan tartışmalara son vermedi. Aksine daha da alevlenmelerine neden oldu.

Tipiik Otizm belirtileri

Hastalığın doğası, konumu ve nedeni üzerine bir uzlaşma belirtisi olmamasına rağmen, günümüzde her iki sendrom da nörobiyolojik kökenli rahatsızlıklar olarak görülmektedir. İki sendromunda en büyük benzerliği her ikisinin de sosyal iletişimi olumsuz yönde etkileyen gelişimsel bozukluk olmalarıdır. Asperger’in bir zamanlar otizmden farklı olduğu düşünülüyordu. Ancak bu fikir günümüzde kabul görmüyor. Asperger sendromu 2003 yılında otizmin türlerinden biri olarak kabul edildi.

Her otistik çocuk aynı otizm belirtilerini göstermez veya bu belirtileri aynı derecede yaşamaz. Bu yüzden otizm bir spektrumda kabul edilmektedir. Hem otistik bozuklukta, hem de Asperger bozukluğunda, toplumsal etkileşimde nitel bozulma, davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntüler söz konusudur. Ancak, Asperger bozukluğu ile otizm arasındaki en önemli fark Asperger bozukluğunda, dil ve bilişsel gelişmede gecikmenin olmamasıdır.

Otizm bir spektrum biçiminde düşünmektedir. Asperger sendromu bu spektrumun içindedir.

Otizmli bireyler kendilerini erken yaşta belli ederken Asperger sendromu olan birey çoğu zaman okul çağında yaşadığı sosyal ilişki problemleriyle kendini belli eder. Otizmle kıyaslandığında Asperger sendromlu bireylerin öz bakım becerileri gelişmiştir. Bu sebeple diğer bireylerle aralarındaki fark ancak sosyal ilişkilerdeki aksamalarla meydana çıkar.

Sonuç Olarak;

Son birkaç yıldan bu yana, bazıları ölümden sonra olmak üzere giderek daha fazla sıklıkta Asperger tanısı konmaktadır. Albert Einstein, besteci Bela Bartök ve felsefeci Ludwig Wittgenstein’ın adları da sık sık bu sendrom ile anılıyor. İnternette “Asperger sendromu” için bulunan iki buçuk milyon arama kaydı arasında, Asperger sendromundan mustarip insanların otobiyografilerinin yanında, çeşitli testler, destek grupları,
terapiler, çareler üreten eğitmenler, tartışma grupları ve pedagojik tavsiyeler için el kitapları vardır. Bir tanı koyma yetimiz olmasa da sürecin oldukça tartışmalı olduğunu, Hans Asperger’in bulgularının 4 vaka ile sınırlı olduğunu bilmemiz önemlidir. Hepimiz birbirimizden farklıyız. Bu farklılıkları isimlendirmek ise ne yazık ki mümkün değil.



Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)
Başa dön tuşu