Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes Karakterini Nasıl Yarattı?

“Önümüzdeki yüz yıl içinde yalnızca Sherlock Holmes ‘u yaratan adam olarak tanınacaksam hayatımı başarısız olarak değerlendiririm.” Ancak ne yazık ki Sir Arthur Conan Doyle’den söz edildiğinde Sherlock Holmes ‘un dışındaki yapıtlarını anımsayabilen pek çıkmaz. Sir Arthur Conan Doyle’un suçları gözlem ve akıl yoluyla çözme becerisine sahip kurgusal dedektifinin ünü onun ününü çoktan geçmiş durumdadır.

Hafızalara böylesine kazınmış bir dedektifi nasıl yarattığını anlamanız için öncelikle Arthur Conan Doyle’un hayatı hakkında biraz daha detay bilmeniz gerekmektedir.

Kısaca Sir Arthur Conan Doyle

Öncelikle birçok insan Doyle’un İskoç olduğunu bilmez. Hayatının en güzel yıllarını İngiltere’ de geçirse de 22 Mayıs 1859’da Edinburg’da doğmuş ve büyümüştür. Edinburg o dönemde dışardan bakıldığı zaman göz kamaştırıcı güzellikte ancak içeriden bakınca ise yozlaşmış bir kent olarak bilinmektedir. Böyle bir ortamda büyümesi, ona konu bulmak için aslında avantaj sağlayacaktı.

Çocukken çok da iç açıcı bir yaşama sahip olamaz. Babası sürekli başarısızlık duygusu ile boğuşan ünlü bir ailenin küçük oğluydu. 17 yaşında babası ile evlenen annesi kökenlerinin kraliyet soyundan geldiğini düşünüyor ve hayal dünyasında yaşıyordu. Bu yüzdendir ki oğluna efsanevi Kral Arthur’ın adını vermişti. Arthur Conan Doyle böyle bir ortamda, dengesiz ailesinden kaçmanın yollarını düşünerek büyüdü. İlerleyen yıllarda da tıp okumaya karar verdi.

Arthur Conan Doyle (1859 – 1930)

Kariyerine başlamak için İngiltere Portsmouth ‘da karar kıldı. Hiçbir bağlantısı ve dolayısıyla hiçbir hastası yoktu. İş yerini açmıştı ama sonuç alamıyordu. Asla gelmeyecek hastalarını beklerken vakit geçirmek için öyküler yazmaya başladı. Yazdıkları zannettiğiniz gibi dedektif değil korku öyküleriydi. Para kazanamasa da bu sıralarda ileride eşi olacak genç bir kızla tanıştı ve evlendiler. İlginç bir biçimde evlendikten sonra işleri yoluna girdi. O da korku öyküleri yerine dedektif öyküleri yazmaya karar verdi.

Sherlock Holmes Karakteri Nasıl Doğdu?

Sir Arthur Conan Doyle’un suçları gözlem ve akıl yoluyla çözme becerisine sahip kurgusal dedektifi, Conan Doyle’un tıp fakültesi profesörlerinden biri olan Dr. Joseph Bell’den sonra aklına gelmişti. Bu karizmatik doktor sadece görünüşünü ve tavırlarını inceleyerek bir hastanın mesleğini ve diğer kişisel ayrıntılarını belirleyebildiği gösterilerle öğrencilerini etkilemişti.

Conan Doyle, Bell’den ders almanın yanı sıra, bir süre onun yanında da çalıştı ve teşhis yöntemlerine daha yakından baktı. Yıllar sonra Conan Doyle, Bell’e “Sherlock Holmes’u kesinlikle size borçluyum.” diye yazacaktı.

Joseph Bell bu dedektif hikayelerine büyük ilgi duydu. Sherlock Holmes’un ünü arttıkça, Joseph Bell’inki de arttı. Hatta bir dönem, Edinburgh polisi Bell’den suçları çözmelerine yardım etmesini istedi.

Aslında ilk öykülerinde Sherringford Hope adında bir dedektif yarattı. Sonrasında da eşinin önerisi ile soyadını Hope’dan Holmes ‘a değiştirdi. Bu soyadını o sıralarda konu ile ilgili bir kitap yayınlamış olan kriminoloji psikoloğu ve hukukçu Oliver Wendell Holmes’dan aldı. Sherlock adını ise en sevdiği müzisyen ünlü viyolonist Alfred Sherlock’tan aldı.

Daha sonra Sherlock Holmes ‘a John Watson adında bir ortak tasarladı. Watson da bir doktordu. Doyle bir yerde kendi kişiliğini ikiye bölmüştü. Watson’a tüm tıbbi becerilerini Sherlock Holmes’ a ise her zaman kendiyle gurur duyduğu sonuç çıkarma yeteneğini bahşetmişti. Bu nedenle Watson’la Sherlock Holmes’u hep bir arada tuttu.

Arthur Conan Doyle Parasızlık Nedeniyle Dedektif Öyküleri Yazmaya Başladı

1886 yılında ilk Sherlock Holmes öyküsüne başladı. Kızıl Dosya adını verdiği öyküde hiç alışılmamış bir konuyu ele aldı. Öyküyü bitirdiğinde bir yayınevine gönderdi. Ancak yayınevi öyküyü okumadan geri çevirecekti. Ancak bir sonraki yıl Kızıl Dosya en akla gelmeyecek yerde yayımlandı. 1880’lerde yayıncılar mevsime uygun, sevimli masallarla dolu, Noel yıllıkları hazırlardı.

1887′ de ilk Sherlock Holmes öyküsü bu yıllıkta yer alacaktı. Ancak ne yazık ki biraz da çizimlerden dolayı, beklenen ilgiyi elde edemedi. Üstelik bu çizimler yapan kişi ise alkolizm yüzünden akıl hastanesinde yatan babası Charles Doyle idi. Günün birinde Sherlock Holmes ‘u beğenen bir yayıncı Doyle’u daha iyi tanımak için Portsmouth’a geldi.

Hem Doyle’u hem de başka bir genç yazar olan ve aynı yerde yaşayan Oscar Wilde’ı yemeğe davet etti. Her ikisine de başarılı öyküler yazabilirlerse yayımlayacağı garantisini verdi. Oscar Wilde Dorian Gray ‘in Portresi’ni yazdı. Doyle ise Sherlock Holmes’a bir şans daha vermek için ikinci öyküsünü yani Dörtlerin İmzası ‘nı yazdı. Ama öykü yine onu üne kavuşturmayacaktı. Doyle doktorluk mesleğini geliştirmeye karar verdi.

Sherlock Holmes Öyküleri Nihayet İlgi Çekmeye Başlıyor

Holmes ve Watson, Aralık 1892’de The Strand Magazine’de yayınlanan “The Adventure of Silver Blaze” için Sidney Paget tarafından çizilen bir illüstrasyonunda. yer alıyor.

O sıralarda yeni bir uzmanlık alanı ortaya çıkmıştı. Oftalmoloji yani gözü inceleyen bilim dalı. Bu Arthur Conan Doyle için bir fırsat olabilirdi. Gerekli eğitimleri aldı ve Londra’da bir oftalmoloji muayenehanesi açtı. Ancak yine iş yapamadı. Sonucunda da hayatının dönüm noktası olacak bir karar verdi.

O dönemlerde The Strand Magazine bol fotoğraflı içeriğiyle epey gösterişli bir dergiydi. Sherlock Holmes’un iki macerasını okumuş olan editörler Doyle’dan dergi için kısa öykü dizisi yazmasını isteyecekti. The Strand Magazine’ de Sherlock Holmes öyküleri yayımlanmaya başladığında Karın Deşen Jack Londra sokaklarına uğursuzluk yayıyordu.

Gerçek hayatta katil canavar Londra sokaklarında kol gezip kadınları hunharca öldürürken kurgusal ortamda Sherlock Holmes cinayetleri dahiyane biçimde çözüyordu. Sherlock Holmes öyküleri nihayet ilgi çekmeyi başarmıştı. Bunun sonucunda, vaktini hala tarihi kurgu romanlarına dönüştürebileceği olayları araştırmakla geçirmesine karşın bir taraftan da ona para kazandıracağından emin olduğu Sherlock Holmes öyküleri yazmayı sürdürüyordu.

Arthur Conan Doyle Sherlock Holmes’i Neden Öldürdü?

O sırada eşi tüberküloza yakalandı. Doyle doktor olmasına karşın tüm zamanını Sherlock Holmes öyküleri yazmaya ayırdığından karısındaki hastalık belirtilerini fark edememişti ve bunun için kendini suçluyordu. Tedavi için İsviçre’ye gittiler. Reichenbach Şelalesinin bulunduğu bölgeyi gezdiler. Sonunda Arthur Conan Doyle kurtulmak istediği Sherlock Holmes’u öldürmenin yolunu burada bulacaktı.

Dergi editörlerinin tüm yalvarışlarına aldırmayan Doyle, Nihai Sorun adındaki öyküsü 1893’de yayınladı. Bu öyküde Sherlock Holmes baş düşmanı ile ölümüne dövüşürken ikisi birlikte Reichenbach Şelalesinden aşağı yuvarlandı. Holmes’un ölümünü protesto etmek için yirmi bin kişi aboneliğini iptal etti. Londra sokakları protesto amacıyla tuttukları yasın simgesi olarak şapkalarına siyah kurdele takmış genç erkeklerle doluydu. Arthur Conan Doyle asıl yazmak istediği şeye, tarihi romanlara odaklandı. Ancak bu romanları yine ilgi çekmedi.

1901 civarında bir tiyatro yapımcısı Doyle’dan Sherlock Holmes piyesi yazmasını istedi. Kurnaz yapımcı Holmes’un ölmeden önce başından geçmiş ama gün ışığına çıkmamış maceraları olabileceğini anımsattı. Doyle bunun üzerine Boş Ev Vakası ‘nı yazdı. Günümüzde bu oyunun çok tanınmasının nedeni oyundaki on iki yaşındaki bir çocuktu. Bu çocuğun adı Charlie Chaplin’di.

Arthur Conan Doyle Sir Ünvanını Nasıl Aldı?

Sonrasında gelen Baskerviller’in Köpeği İngiltere ve Avrupa’ da sansasyon yarattı. Holmes’un maceralarının yeniden gündeme gelmesinden pek memnun olan Eski Galler Prensi, yeni Kral VII. Edward Doyle’un daha fazla Holmes öyküsü yazacağı vaadi üzerine ona asalet unvanı verdi. Doyle artık yazdığı yeni Holmes vakalarına Sir Arthur Canan Doyle diye imza atıyordu.

Bu dönemden sonraki öykülerini okuduğunuzda Sherlock Holmes’u kiralayan müşterilerin eskisine kıyasla çok daha varlıklı olduğunu fark edeceksiniz. Yazdıklarından kazandığı paralarla epey zengin olan Doyle’un arkadaşları ve sosyal çevresi artık üst tabakadan insanlardan oluşuyordu. 1903 yılında Sherlock Holmes efsanevi biri olmuştu. Bu sıralarda Doyle’un eşi Louise öldü.

2009 dolaylarında Alderney’de basılmış bir pulda görünen Sherlock Holmes ve Dr. Watson’ın bir illüstrasyonu.

Spiritualism İle İlgilenmesi İtibarını Zedeleyecekti

Birinci Dünya Savaşında Doyle hem bir oğlunu hem de bir kardeş kaybetti. Savaştan sonra Arthur Canan Doyle’da yeni bir merak başlamıştı. Bu merak spiritualism idi. O ve onun gibi düşünenler dünyanın ölülerin ruhlarıyla dolu olduğu savını benimsiyordu. Aslında günümüzde, o dönemin insanlarının bu düşünce biçiminin nedenini anlamak kolay. Savaş bir çok gencin ani kaybına neden olmuştu. Geride kalanlar ise onlarla bir kez daha iletişim kurmak için her şeye inanmaya hazırdı.

Doyle’da bunlardan biri idi. Zaman içinde adı bu inanç ile anılmaya başladı ve bu da itibarını zedeledi. İlerleyen süreçte tüm Sherlock Holmes öyküleri ilk kez bir kitapta toplandığında satışlar vasattı. Yine de 1920′ ler Sherlock Holmes’a olan ilginin tekrar doğuşuna sahne oldu. Bunun nedeni ise sinemanın doğuşuydu. Sherlock Holmes’un maceraları 150’den fazla filme konu olmuştur.

Doyle 1930 yılının Temmuz’unda öldü. Yaşamı boyunca otuz kitap, sayısız kısa öykü, şiir, oyun, makale ve deneme yazdı. Arthur Conan Doyle yalnızca Sherlock Holmes’u yazan adam olarak hatırlanmasını başarısızlık sayabilir. Ama macera öyküleri okumayı sevenler bu türü böylesine dahiyane biçimde değiştirdiği için ona sonsuza dek minnettar kalacaktır.



Kaynaklar ve ileri okumalar

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu