ZİHİN AÇAN YAZILAR

Uzay Yarışı Zamanları ve Ayı Bombalama Takıntısı

1950’lerin sonlarında başlayan ABD ve Sovyetler Birliği arasında devam eden uzay yarışı, neredeyse bizi sevgili uydumuz Ay’dan mahrum bırakacaktı.

O dönemde nükleer güç haline gelen bu iki ülke, birbirlerini alt etme yarışında her türlü nesneye bomba atmaya başlamışlardı. Ancak onların daha ilgi çekici bir hedefe ihtiyaçları vardı.

Aradıkları şey, gece yarısı gökyüzünde, kocaman bir hedef tahtası gibi duruyordu. Ay’ı bombalayalım!

Ay bombası fikri uzayla uğraşan çevrenin hayal dünyasını ele geçirmişti. 1950’lerin ortalarında uzun menzilli roketlerin keşfedilmesi ile bu düşünce daha da cazip hale gelmeye başlamıştı.

Ay’a Atom Bombası Gönderme Yarışı

Farklı araştırmacılar birbirlerinden bağımsız olarak Ay’a atom bombası gönderme düşüncesini ortaya attılar. 1957 yılında Harold C. Urey kıtalararası balistik füzelerin Ay’a atom bombasını taşımasını teklif etti. Bu, ona göre yararlı bir deney olacaktı çünkü Ay’dan kopacak parçalar eninde sonunda dünyaya düşecekti ve onların üzerinde araştırma ve analizler yapılabilirdi.

Üç ay sonra roketçi Kraffi Ehricke ve kozmolog George Gamow, Urey’in bu fikrini bir adım öteye taşıdılar. Onlar Ay’a bir değil iki füze gönderilmesini öneriyorlardı.

Elbette bunlar henüz birer teori idi çünkü o zamana dek kimse uzaya bir roket fırlatmayı başaramamıştı. Ama bu durum, Sovyetler’in 1957’de dünya yörüngesine Sputnik uydusunu yerleştirmesi ile değişecekti.

Bir aydan kısa bir süre sonra Sovyetler, Sputnik-2’yi gönderdiklerinde başarıları katmerlenmiş oldu; bu araç, ilk kez uzaya bir canlıyı götürmüştü, Laika adlı küçük bir köpeği.

Uzay Yolculuğunun Sessiz Kahramanları: Uzaya Gönderilen Hayvanlar

Bu füze fırlatmaları ABD’ yi bir anda uzay yarışında ikinci sıraya düşürmüştü. Tam da bu esnada bir dedikodu dolaşmaya başlamıştı.

Sovyetler Ay’ı atom bombasıyla havaya uçuracaklar! Tam da 7 Kasım 1957’de Bolşevik Devrimi’nin 40. Yıldönümünde. Tam da o gün bir Ay tutulması olacaktı ve bu da Ay’daki patlamanın dünyadan daha güzel izlenebilmesine yol açacaktı.

7 Kasım günü yaklaştıkça, medyada Sovyetlerin Ay’ı atom bombasıyla havaya uçurma planlarına dair histeri düzeyine gelen haberler yayınlanmaya başlamıştı. Ancak tarih geldiğin de beklenen havai fişek gösterisi gerçekleşmedi elbette…

Proje: A119

Bu fikir ile hareket geçen ABD Mayıs 1958’de “Proje: A119” kod adlı çok gizli bir bilimsel araştırma başlattı. Amaç, Ay’da bir nükleer patlamanın etkilerini belirlemek ve böyle bir patlamanın dünyadan nasıl görülebileceğini bulmaktı.

Fizikçilerden oluşan araştırma ekibinin başında Leonard Reiffel bulunuyordu. Ona, Gerard Kuiper gibi önde gelen gökbilimciler ve 23 yaşındaki Carl Sagan eşlik ediyordu.

Hava Kuvvetleri, araştırma grubundan, bu bilgiye dayanarak bombayı hangi noktaya atarlarsa dünyadan en iyi şekilde görülebileceğini öğrenmek istiyorlardı. Hava Kuvvetleri araştırmacılardan ayrıca bu deneylere bilimsel bir meşruiyet katmalarını istiyordu.

Cari Sagan, bir gaz ve toz bulutunun Ay yüzeyinde nasıl yayılacağını modellemekle görevlendirilmişti. Bu Ay’daki bir patlamanın dünyadan nasıl görülebileceğini anlamanın ilk adımıydı.

Araştırmacılar bir yıla yakın çalıştıktan sonra nihayet Haziran 1959’da nihai raporlarını sundular. Raporda, araştırma grubundaki bilim insanlarının Ay’ı atom bombasıyla havaya uçurulmasına dair endişeleri olduğu açıkça görülüyor.

Ay’a nükleer bomba atılırsa, kazanılacak fazla bir şey yoktu. Ay’la ilgili tüm bu veriler -hatta daha da fazlası- bundan sonraki yirmi yıl içinde, hem de böyle şiddetli yöntemlere başvurmadan zaten elde edilecekti.

Neyse ki “Proje Al 19” bilimsel bir çalışmanın ötesine geçemedi. ABD Hava Kuvvetleri bu projeyle elde edilecek ödülün alınacak riske değmeyeceği sonucuna varmışlardı. Ne var ki, ABD Hava Kuvvetleri, şayet Sovyetlerin de aynı dönemde bundan biraz daha ileri götürmüş oldukları bir projeyle uğraştığından haberdar olsalardı fikirlerini değiştirebilirlerdi.

E-4 Projesi

1958’in başlarında nükleer fizikçi Jakov Borisoviç Seldoviç’in ısrarlarıyla bunun gerçekleşme olasılığını araştırmak için Sovyetler E-4 Projesi’ni başlattı. Bu çabalar sonunda iş, Ay’a gönderilebilecek bir atom bombasının gerçek boyutlardaki bir modelinin yapılmasına kadar ileri gitti. Neyseki sonunda onlar da Ay’ı nükleer bombayla havaya uçurma fikrinden caydılar.

Onları endişelendiren, roketlerin atom bombasını dünyanın yörüngesinden çıkaramazsa ne olacağıydı? Sonunda ellerinde dünyanın herhangi bir noktasına düşen tam yüklü bir atom bombası bulabilirler ve bu da tuhaf siyasi sorunlara yol açabilirdi.

Uzayda Atom Bombaları

Ay’ın yüzeyi, atom bombasından böylece kurtulmuş oldu. Ama bu durum askeri yetkililerin hayalgücünü durdurmaya engel olmadı. Yetkililer hala, bir şeyleri, atom bombasıyla havaya uçurmayı istiyorlardı. Geriye kalmış ne olabilirdi acaba?

Hidrojen bombasının yaratıcısı Edward Teller alternatif olarak Cebelitarık Boğazı’nı havaya uçurmayı önermişti. Doğru biçimde yerleştirilmiş birkaç hidrojen bombasının Cebelitarık’ı tamamen tıkayabileceğini ve bunun da Akdeniz’i küvet gibi doldurabileceğini öne sürmüştü.

Bu elbette Venedik gibi birkaç kıyı kentinin talihsiz biçimde yok olmasına neden olacaktı ama örneğin Sahra çölünün sulanabilmesine olanak sağlayacaktı; kentlerin sular altında kalması onun için feda edilebilecek bir şeydi. Teklif ne kadar çekici olsa da bu fikir pek tutulmamıştı.

1958’den 1962’ye kadar dört yıl boyunca mücadele verdi; neyse ki düşünceleri onay almadı. Savunma Bakanlığı sonunda yeni hedefi saptamıştı. Uzayı kendisini bombalayacaklardı. Daha doğrusu uzayın Van Ailen kuşağı olarak bilinen özel bir kısmını.

Van Ailen Kuşakları Dünya’nın etrafını saran güneş rüzgarının yarattığı elektron ve proton bulutuydu ve dünyanın manyetik alanı sayesinde binlerce kilometrelik alana yayılmıştı.

Güney Atlantik üzerinde, bir kilotonluk bombalarla bir dizi çok gizli deneme yapıldı. Asıl planlanan bomba 1962 yılında atılacaktı. İzlenmeye değer bir ışık gösterisi bekleyen medya buna “Gökkuşağı Bombası” adını taktı.

Bu durum dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarını alarma geçti. Cambridge’den Dr. Martin Ryle böylesine büyük bir patlamanın Van Ailen kuşaklarını sonsuza dek bükeceğinden ya da tamamen ortadan kaldıracağından ve bunun beklenmedik sonuçlar doğurabileceğinden endişelenmişti.

Atmosferden yağabilecek olan kozmik radyasyon Dünyanın geniş alanlarını kavurabilir, bu da küresel çapta bir felaketi tetikleyebilirdi.

Fırlatma alanı olarak Hawaii’nin 1287 kilometre batısındaki Johnston Adası seçildi. 8 Temmuz 1962 saat 23:00′ den birkaç dakika önce bombayı taşıyan Thor füzesi havalandı. Fırlatmanın kod adı, Starfish Prime olarak belirlendi. 400 kilometre irtifaya ulaşıldığında bomba havaya uçuruldu. Çok yüksek miktarda yüksek enerjili parçacıklar her yöne dağıldı.

Hiç ses çıkmamıştı, yalnızca ışık vardı. Sonra parçacıklar atmosfere yağarken gökyüzünde yeşil ve kırmızı ışık huzmeleri belirdi. İnsan yapımı olan bu aurora (kutup ışıkları) yedi dakika gökyüzünde kaldıktan sonra sönükleşip yok oldu.

Denemenin en garip etkileri gökyüzündeki ışıkları değildi. Hawaii’ nin elektrik şebekesinde bir elektromanyetik darbe, dalga dalga yayıldı. Elektrik direklerindeki sigortalar attı. Telefon hatları devre dışı kaldı. Televizyon ve radyolar çalışmadı. Yüzlerce sokak lambası aynı anda yanıp söndü.

Nihayet istenen ilgi çekilmişti ama bu süreçte çok önemli bir ders de alınmıştı: Hidrojen bombaları ile uyduların yan yana gelmeyeceğini!

Patlamayla oluşan bu elektromanyetik darbe yörüngede bulunan 21 uydudan yedisini devre dışı bırakmıştı. Bu patlama ayrıca dünyanın manyetik alanını da 30 dakika boyunca 1 /3 derece saptırmıştı. Van Ailen Kuşağı’nın pek çok alanının normale dönmesi aylarca sürdü.

Nükleer Bomba mı Yoksa Uydu Teknolojisi mi?

ABD hükümeti nükleer bomba denemeleri yapmak uydu teknolojisini geliştirmek arasında bir tercih yapmak wrunda olduğunun farkına varmıştı. Tercihini uydulardan yana kullanarak ertesi yıl Sovyetler Birliği ile “Nükleer Denemelerin Kısmi olarak Önlenmesi Anlaşması”nı imzaladı.

Ay’ı Atom Bombasıyla Uçurma Düşüncesi

Gökkuşağı Bombası gökyüzünde izlemeye değer bir gösteri sunduysa da, Ay’ı bombalama heveslileri yine de tatmin olmamışlardı.

1990 sonbaharında, lowa Üniversitesi’nden matematik profesörü Alexander Abian, öğrencilerine Ay’ı hava uçurmanın faydaları olacağını öne sürdüğü bir makale dağıttı. Ay’ın çekim kuvveti dünyanın eksenini 23 derece eğdiğini anlatıyordu makalesinde.

Ay ortadan kalkarsa dünyanın iklimi çarpıcı biçimde değişecekti ve dünyada sonsuza dek bahar havası yaşanacaktı. Bu makale aslında bir öğrencilere gezegenlerin konumunu kavratmak için düşünce deneyi olarak yazılsa da sınıftan bir öğrencinin haberi basına sızdırması ile işler yine karıştı.

Ay’ı atom bombasıyla havaya uçurma planı dünyanın dört bir yanındaki gazetelerde manşet oldu. Dünya gündemi uzun süre bu konu ile yeniden haşır neşir oldu.

2002’de Ay’ı bombalama çılgınlığı, imao.us ”Ay’ı Bombalayalım (Nuke the Moon)” başlıklı bir makale yayınladı. Ortalık yeniden alevlendi.

2009’da NASA LCROSS (Ay Kraterleri Gözleme ve Radar ölçüm Uydusu’nu) Ay’a çarptırmakla kalmayıp bu olayı kamera ile görüntüleyeceklerini duyurunca nihayet Ay’ı bombalama heveslileri mutlu oldu.

Image converted using ifftoany

Uydu, Ay’a ulaştığı zaman uydu iki parçaya ayrılacaktı. İlk parça Ay’ın güney kutbundaki kratere çarpacak ve işler yolunda giderse büyük bir toz bulutu kaldıracaktı. İkinci parçası ise arkasından gelip toz bulutunun içinden geçecek, numune toplayacak ve numuneleri analiz edecekti; sonra da Ay yüzeyine çakılacaktı.

Çarpışma gecesi kalabalıklar gözlerini yien uzaya kilitledi. NASA spikeri çarpışma öncesi geri saymaya başladı ama hiçbir şey olmamıştı: Hiçbir şekilde toz kalkmadığı gibi dünyadaki teleskoplar da bir toz bulutu saptayamamıştı.

Bir kez daha Ay’ı patlatma meraklılarının hevesleri kursaklarında kalmıştı. Şu anda ise (neyse ki) Ay’da bir nükleer patlamayı izletmek adına bir çalışma yapılmıyor, ama kim bilir?

Belki de bir akşam gökyüzüne bakıp Ay’ın dingin görüntüsünü izlerken yüzeyinde tuhaf bir parıldama görebilirsiniz.

İleri okumalar için: Alex Boese,”Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler” Gürer Yayınları, 2011

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı