Richard Feynman – Bilimin Değeri

20. yüzyılın önemli fizikçilerinden olan Richard Feynman’ın (1918-1988), National Academy of Science’ta (Ulusal Bilim Akademisi) 1955 Sonbahar toplantısında yaptığı ilham verici bir konuşmayı sizlerle paylaşalım…

***

Zaman zaman insanlar bana bilim insanlarının sosyal sorunlara daha fazla önem vermeleri gerektiğini -özellikle de bilimin topluma etkisi konusunda daha sorumlu olmaları gerektiğini- söylerler.

Sanırım, genel olarak, bilim insanlarının sadece bu çok zor sosyal sorunlara bakıp daha az önemli olan bilimsel olanlarla zamanlarını harcamamaları gerektiğine, en büyük başarının böyle elde edilecek olduğuna inanılıyor.

Bana kalırsa bu sorunlar hakkında ara sıra düşünüyoruz ama tam zamanlı bir çaba harcamıyoruz; bunun ardındaki gerçek sosyal sorunları çözecek sihirli bir değneğimiz olmadığını bilmemiz, sosyal sorunların bilimsel olanlardan çok daha zor olması ve genellikle onlar üzerine düşünerek bir yere varamıyor olmamız.

Bir bilim insanı bilimsel olmayan sorunlarla ilgilendiğinde herhangi biri kadar aptalca olabilir; bilimsel olmayan bir konudan söz ettiğinde, bu sorun hakkında eğitimli olmayan biri kadar naif gelecektir.

Bilimin değeri sorusu da bilimsel bir konu olmadığından, bu konuşma, fikrimi örnekleyerek ispatlamak amaçlıdır.

Bilimin değerli olduğu ilk yöntem herkesçe malumdur. Bilimsel bilgi bizim her tür şeyi yapmamızı ve her türlü şeyi elde etmemizi sağlar. Tabii ki iyi şeyler yaptığımızda, bu sadece bilimin yararına olmaz; bu bizi iyi bir iş yapmaya yönelten ahlaki seçime de yarar sağlar.

Bilimsel bilgi iyiyi de kötüyü de yapma gücü verir -ama bunu nasıl kullanacağınızın talimatlarını taşımaz. Bu güç açık bir değerdir-güç kişinin onunla ne yaptığına bağlı olarak bunun aksini de gösterebilir.

Bir Honolulu seyahatimde bu ortak insani sorunu ifade edecek bir yol öğrendim. Oradaki bir Budist tapınakta, görevli adam Budist dini hakkında turistler için açıklama yaptı ve konuşmasını onlara hiç akıllarından çıkmayacak bir şey söyleyerek bitirdi ve ben de hiç unutmadım. Bu Budist dininin bir atasözüydü:

Her insana cennetin kapısın anahtarı verilmiştir; aynı anahtar cehennemin kapısını da açar.

Peki, cennetin kapısının anahtarının değeri nedir? Hangi kapının cennetin, hangi kapının cehennemin olduğuna dair açık talimatlara sahip değilsek, anahtar, kullanması tehlikeli bir nesne haline gelir. Ama anahtarın değerli olduğu kesindir: o olmadan cennet kapısı da açılamaz. Anahtar olmadan talimatların da değeri yoktur.

Bu nedenle, dünyada müthiş bir korku yaratabileceğiniz gerçeğine karşın, bir şey yaratabileceği için bilimin değerli olduğu da açıktır.

Bilimin bir diğer değeri bazı insanların okuyarak, öğrenerek ve onun üzerinde düşünerek ve bazılarının da onunla çalışarak aldığı, entelektüel zevk olarak adlandırılan eğlencedir. Bu önemli bir noktadır, bunları yeterince dikkate almayan biri bilimin etkisini topluma yansıtmanın bizim sorumluluğumuz olduğunu söyleyebilir.

Bilimin zevki diğer her şey kadar önemlidir. Ama bilimsel çabanın sonucu olan dünya görüşünü de küçümsemek istemem. Bu sayede şairlerin ve geçmişin hayalperestlerinin tayahhüllerinin çok ötesinde her türlü şeyi hayal etmemizi sağladı.

Doğanın hayal gücünün insanın hayal gücünü fersah fersah aştığı açıktır. Örneğin, milyarlarca yıldır uzayda salınan bir topun dönüşünün esrarengiz çekiminin bizi -yarınız baş aşağı olarak- yere yapışık tutması dipsiz bir denizde yüzen bir kaplumbağanın desteklediği filin sırtında taşınmaktan çok daha ilginçtir.

Örneğin, deniz kıyısında yalnız başına oturup düşünmeye başlanın:
Hızla çırpınan dalgalar molekül yığınları her biri düşünmeksizin kendi işine bakarken trilyonlarcası birbirinden ayrı yine de uyum içinde beyaz bir köpük oluşturur. Çağlar, çağlar boyunca henüz hiçbir göz onları görmeden yıllar birbirini kovalarken kıyıyı şimdiki gibi dövüyorlardı. Kimin için, ne için?

Hangi soruya yeteri kadar derinlemesine bakarsak, aynı heyecan, aynı huşu ve esrar tekrar tekrar gelir. Daha çok bilgiyle birlikte insanı daha da derine gitmeye iten derin, harika gizemler ortaya çıkar.

Zevk ve kendine güvenle; her bir taşı, altından daha da güzel sorulara ve gizemlere -kesinlikle büyük bir maceraya- işaret eden hayal edilmemiş gariplikleri bulmak için hayal kırıklığına uğrayacağımızdan endişelenmeyerek çeviriyoruz!

Şairlerimiz bunu yazmıyor; sanatçılarımız bu harikulade şeyin portresini çizmiyor. Neden bilmiyorum. Şu anki evren resmimizden kimse ilham almıyor mu? Bilimin bu değeri şarkıcılar tarafından söylenmiyor: bunun hakkında bir şarkı ya da şiir dinlemiyorsunuz, bunun yerine hakkında bir konferans işitiyorsunuz.

Daha bilimsel bir çağa gelmedik. Belki de bu sessizliğin nedenlerinden biri müziği anlamayı bilmek gerekmesidir. Mesela, bilimsel bir makale “Farenin serebrasındaki radyoaktif fosfor değeri iki haftalık bir süreçte yarısı kadar azalır” diyor.

Şimdi bu ne demek?

Farenin beynindeki -ve benim beynimdeki ve de sizinkindeki-fosforun iki hafta öncekinden farklı olduğu anlamına geliyor. Bu, beyindeki atomların yerine başkalarının geldiği anlamına geliyor: önceden orada olanların artık başka yere gittiği.

Şimdi, aklımdan bir yıl önce geçmiş şeyleri hatırlıyor; uzun süre önce yerine yenisi geçmiş bir zihin. Bireyselliğim dediğim şey sadece bir kalıp ya da dans, bu da beyindeki atomların başka atomlarla yer değiştirmesinin ne kadar sürdüğünü birisinin keşfettiği zaman kadar. Atomlar beynime geliyor, danslarını ediyor ve gidiyorlar; her zaman yeni atomlar var ama hep aynı dansı ediyor, çünkü dansın ne olduğunu hatırlıyorlar.

Haber gazetede şöyle çıkacaktır: “Bilim insanları bu buluşun kanserin tedavisinde çok önemli olabileceğini söylüyorlar.” Gazete sadece bu fikrin kullanımını umursuyor, fikrin kendisini değil. Neredeyse kimsenin bir fikrin önemli olduğunu anlayamaması oldukça dikkate değer. Bunun dışında, olasılıkla, bazı çocuklar bunu fark edecektir.

Ve bir çocuk böyle bir fikri fark ettiğinde, bir bilim insanına sahip olduk demektir.

Üniversitelerimize ulaştıklarında bu ruhu anlayabilmeleri için artık fazlasıyla geçtir, bu yüzden bu fikirleri çocuklara açıklamaya çalışmalıyız.

Şimdi de bilimin üçüncü değerine gelmek istiyorum. Bu biraz dolaylı; ama o kadar da fazla dolaylı değil. Bilim insanının bilgisizlik, şüphe ve belirsizlik hakkında oldukça fazla deneyimi vardır; bana kalırsa bu deneyim çok büyük bir önem taşır.

Bir bilim insanı bir sorunu bilmiyorsa, bilgisizdir. Sonucun ne olduğu hakkında bir önseziye sahipse, belirsizdir. Sonucun ne olduğundan neredeyse kesinlikle eminse, hala şüphededir. İlerlemek için bilgisizliğimizi kabul etmenin ve şüpheye yer bırakmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Bilimsel bilgi, farklı belirlilik dereceleri taşıyan ifade öbeğidir; bazıları çok belirsiz, bazıları neredeyse belirli, ama hiçbiri kesin değildir.

Şimdi, biz bilim insanları buna alıştık ve emin olmamayı tutarlı buluyoruz, yaşamak ve bilmemek gayet mümkün. Ama herkesin bunun doğru olduğunun farkında olup olmadığını bilmiyorum.

Şüphe duyma özgürlüğümüz bilimin ilk zamanlarındaki otoriteyle mücadeleden doğdu. Bu çok derin ve güçlü bir mücadeleydi: bize sorgulama -şüphe duyma- ve emin olmama hakkını verdi. Bu mücadeleyi unutmamamızın önemli olduğunu ve bunun belki de kazandığımızı kaybetmemize neden olacağını düşünüyorum.

Toplumun sorumluluğu burada yatıyor. İnsanın, başardıklarının küçüklüğüne bakıp sahipmiş gibi göründüğü müthiş potansiyeller hakkında düşündüğümüzde, hepimiz üzülüyoruz.

İnsanlar hep daha iyisini yapabileceğimizi düşündüler. Geçmiştekilerin zamanındaki kabuslar geleceğin hayalleri oldu. Onların geleceği olan biz, rüyalarının, belirli bir şekilde gölgede bırakılmadılarsa hala hayal olmayı sürdürdüğünü görüyoruz.

Bir zamanlar insanların olasılıkları geliştirememelerinin sebebinin insanların cahil olması olduğu düşünülürdü. Evrensel eğitimle, herkes birer Voltaire olabilir mi?

Kötü de en az iyi kadar etkin bir şekilde eğitilebilir. Eğitimin önemli bir gücü vardır, ama iyi de kötü de olabilir. Uluslar arasındaki iletişim anlayışı artırmalıdır; bu da başka bir hayal. Ama iletişim makineleri manipüle edilebilir. İletilen şey doğru da olabilir yalan da. İletişimin önemli bir gücü var, ama bu iyi de kötü de olabilir.

Uygulamalı bilimler, insanları en azından maddi sorunlardan kurtarmalıydı. Burada her şey iyinin lehine sayılıyor. Ancak bugün bazıları, yarının savaşlarında kullanılması için gayet sabırla büyük salgınlar veya zehirleri yaratmaya çalışıyorlar.

Neredeyse herkes savaştan nefret ediyor. Bugün hayalimiz barış. İnsan sahipmiş gibi göründüğü müthiş olasılıkları en iyi barışta geliştirebilir. Ama belki yarının insanları o barışın da iyi veya kötü olduğunu bulacak. Barışçıl insan belki sıkıntıdan içecek. Ardından belki içmek, insanları potansiyelini kullanmasını engelleyecek bir sorun haline gelecek.

Açıktır ki barış çok büyük bir güç; ayık olmak, maddi güç, iletişim, eğitim, dürüstlük ve çoğu hayalperestin ideallerinin olduğu gibi. Bu güçlerin üzerinde eskilerin olduğundan daha fazla kontrole sahibiz. Ve belki de çoğunun yapabileceğinden biraz daha iyisini yapabiliriz.

Bilimler doğrudan iyi veya kötüyü öğretmez. Geçmişteki tüm çağlar boyunca, insanlar hayatın anlamını anlamaya çalıştılar. Eylemlerimize bir yön veya anlam verilebilse insanlığın büyük gücünün ortaya çıkacağını fark ettiler. Böylece, hayatın anlamı sorusuna bir sürü cevap verildi.

Ama cevaplar çok farklı kaynaklardan geliyordu ve bir cevabın takipçileri diğerininkilere dehşet içinde bakıyordu; dehşet, çünkü aynı fikirde olmayan bir bakış açısına göre ırkımızın bütün potansiyeli yanlış ve körü körüne gidilen bir yola itiliyor.

Hayalimiz doğru geçidi bulmak. O zaman her şeyin anlamı ne? Varoluşun önündeki gizem perdesini aralamak için ne yapabiliriz?

Eğer her şeyi hesaba katar -sadece eskileri değil, bizim şu an bildiğimiz, ama onların bilmediği şeyleri de-o zaman, bence, bilmediğimizi samimi bir şekilde kabul etmeliyiz. Ama bunu itiraf ederken büyük ihtimalle doğru geçidi bulmuşuzdur. Bu yeni bir fikir değil, bu aydınlanma çağının bir fikri. Bu, şu anki demokrasiyi bulan insanın felsefesi.

Eğer daha önce çözülmemiş bir problemin çözülmesi isteniyorsa kapımızı bilinmeyen için aralık bırakmalıyız. İnsanlık için zamanın başlangıcındayız. Hayata tutunmakta zorluk çekmemiz mantıklı. Ama önümüzde yüz binlerce yıl var. Yapabileceğimizi yapmak, öğrenebileceğimizi öğrenmek, çözümler geliştirmek ve bunları ilerki nesillere aktarmak bizim sorumluluğumuzda. Gelecekte insanlara bir yardım eli uzatmak bizim sorumluluğumuz.

İnsanlığın tez canlı gençliğinde gelişmemizi durdurabilecek ciddi hatalar yapabiliriz. Bunu eğer aradığımız cevaplara ulaştığımızı söylersek yapacağız, bu kadar genç ve vurdumduymazken … Eğer bütün tartışmaları, eleştirileri “İşte cevap bu, dostlarım; insanoğlu kurtuldu!” diye bildirerek bastırırsak insanlığı otoriterin zincirlerine günümüzün hayal gücüyle sınırlanmış bir şekilde mahkum etmiş olacağız. Bu daha önce defalarca yapıldı.

Bilim insanları olarak, cehaletin getirdiği tatmin edici felsefeden gelen büyük ilerleme, düşünce özgürlüğünün meyvesinden gelen büyük ilerlemeyle, bu özgürlüğü beyan etmek; şüphe etmenin korkulacak bir şey olmadığını aksine iyi karşılanıp tartışılacak bir şey olduğunu öğretmek ve bu özgürlüğü gelecek kuşaklar için talep etmek bizim sorumluluğumuzdur.

Richard Feynman

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim…Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere...Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim.Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı.Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı