Sosyoloji

Wason Seçim Testi Mantıklı Düşünüp Düşünmediğinizi Belirleyebilir!

1960’larda İngiliz psikolog Peter Wason, psikoloji alanında büyük yankı uyandıran bir deney geliştirdi. “Wason seçim görevi” (Wason Selection Task) adı verilen bu problem, birçok araştırmacı tarafından akıl yürütme psikolojisinin en önemli deneysel modellerinden biri olarak kabul edilir.

(Yukarıdaki örnekte gördüğünüz rakamlar tamamen rastgeledir

Peter Wason sıra dışı, esprili ve özgün düşünen bir psikologdu. Onun en önemli katkılarından biri, akıl yürütmeyi yalnızca incelenmesi gereken bir beceri değil, aynı zamanda çözülmesi gereken bir bilmece gibi görmesiydi.

Wason, düşünme süreçlerini hem eleştirel hem de oyunbaz bir bakışla ele alıyordu. Hatta kendi zihnini etkilememek için, bazı durumlarda meslektaşlarının çalışmalarını ancak kendi deneylerini tamamladıktan sonra okuduğunu söylerdi.

Wason Seçim Testi
1960’larda İngiliz psikolog Peter Wason, alanında devrim yaratacak bir deney tasarladı. Günümüzde onun bu çalışması “Wason seçim testi” ismi ile bilinmektedir.

Araştırmacıların deney yapmadan önce tam olarak ne aradıklarını bilememesi gerektiğini savunuyordu. Çünkü ona göre önemli olan belirli bir teoriyi doğrulamak değil, insan düşüncesinin doğasını keşfetmekti.

Öğrencilerinin de belirttiği gibi Wason’ın amacı, insanların düşündüğü kadar mantıklı varlıklar olmadığını ortaya koymaktı. İnsan zihninin işleyişine dair şaşırtıcı sonuçlar göstermeye çalışıyordu. Bu yaklaşım, onun ünlü “Wason seçim görevi”ni geliştirmesine yol açtı.

Wason Seçim Testi Nedir?

Deneyin bir versiyonunda Wason, katılımcının önüne masaya düz şekilde yerleştirilmiş dört kart koyuyordu. Her kartın bir yüzünde tek basamaklı bir sayı, diğer yüzünde ise bir sesli ya da sessiz harf bulunuyordu. Şimdi kendinizi Wason’ın deneyindeki kişi olarak düşünün. Önünüzde sırasıyla A, D, 4 ve 7 kartları var.

Kural şuydu: “Eğer bir kartın bir yüzünde sesli harf varsa, diğer yüzünde çift sayı olmalıdır.” Göreviniz, gereksiz hiçbir kartı çevirmeden bu kuralın doğru olup olmadığını test etmekti. Peki hangi kartları çevirmeniz gerekir?

İnsanların büyük çoğunluğu yalnızca A kartını ya da A ile 4 kartlarını seçiyordu. Oysa doğru cevap A ve 7 kartlarını çevirmekti. Çünkü kuralı gerçekten test etmek için yalnızca onu doğrulayan örneklere değil, onu çürütebilecek olasılıklara da bakmak gerekir. Eğer 7 kartının arkasında sesli harf varsa kural bozulmuş olur.

Eğer soruyu yanlış çözdüyseniz yalnız değilsiniz. Wason’ın katılımcılarının yüzde 90’ından fazlası da hata yaptı. Üstelik bu hatalar rastgele değildi; insanlar genellikle aynı tür yanlışları yapıyordu. Katılımcılardan biri daha sonra Wason’a şöyle demişti: “İlk seçimimden hiç memnun değilim ama görevi tekrar yapsaydım yine aynı kartları seçerdim.”

Bu sonuçlar Wason’ı derinden düşündürdü. Çünkü o dönemde hâkim görüş, insanların doğal olarak mantıklı ve analitik düşündüğü yönündeydi. Oysa insanlar yanlış yaptıklarını fark ettiklerinde bile aynı sezgisel tercihlere geri dönüyordu. Bu durum Wason’ın aklına önemli bir soru getirdi: İnsanlar gerçekten mantıkta mı zorlanıyordu, yoksa problem yalnızca sunuluş biçimi nedeniyle mi karmaşık görünüyordu?

Wason Seçim Testi Sonucundan Ne Öğrenmeliyiz?

1982 yılında psikologlar Richard Griggs ve James Cox bu soruya önemli bir cevap verdi. Aynı mantık problemini bu kez gerçek hayatla bağlantılı bir senaryo üzerinden sundular. Katılımcılardan, reşit olmayanlara alkol satılıp satılmadığını kontrol eden polisler gibi düşünmeleri istendi. Kural şuydu: “Eğer biri bira içiyorsa, 21 yaşından büyük olmalıdır.”

Bu versiyonda katılımcıların yaklaşık yüzde 75’i doğru cevabı verdi. Araştırmacılar buna “içerik etkisi” (content effect) adını verdi. Yani bir problemin zorluğu yalnızca mantıksal yapısından değil, nasıl sunulduğundan da etkileniyordu.

Aslında iki problem de aynı mantıksal yapıya sahipti: “Eğer P ise, Q olmalıdır.” Ancak insanlar gerçek yaşamla bağlantı kurabildiklerinde kuralları ihlal eden durumları tespit etmekte çok daha başarılı hale geliyordu.

Sonuç Olarak Bu Testler Bize Ne Anlatıyor?

Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman, 2011 yılında yayımlanan Thinking, Fast and Slow adlı kitabında, Peter Wason’ın yıllar önce işaret ettiği “çift süreçli düşünme” (dual-process theory) modelini geniş kitlelere tanıttı. Bu teoriye göre insan zihni iki farklı bilişsel sistemle çalışır.

Kahneman’ın “Sistem 1” adını verdiği ilk sistem hızlı, sezgisel ve otomatik işler. “Sistem 2” ise daha yavaş, analitik ve bilinçli düşünmeden sorumludur. Wason seçim görevinde bu iki sistem adeta birbiriyle yarışır. İnsanlar çoğu zaman hızlı çalışan Sistem 1’in etkisiyle cevap verir.

Bu yüzden birçok kişi A ve 4 kartlarını seçer. Çünkü kuralda “sesli harf” ve “çift sayı” ifadeleri geçer. Zihin otomatik olarak bu kelimelerle eşleşen kartlara yönelir. Oysa 4 kartını çevirmek mantıksal olarak işe yaramaz. Çünkü arkasında sessiz harf çıkması kuralı bozmaz.

Sezgisel düşünme hızlıdır ve zihinsel olarak daha az çaba gerektirir. Soyut mantık yürütmek ise daha yorucudur. Sistem 2 çoğu zaman tembel davranır ve kararları Sistem 1’e bırakır. Kahneman’ın ifadesiyle, Sistem 2’nin en belirgin özelliklerinden biri “bilişsel tembellik”tir.

Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman, 2011 yılında yayımlanan Thinking, Fast and Slow adlı kitabında, Peter Wason’ın yıllar önce işaret ettiği “çift süreçli düşünme” (dual-process theory) modelini geniş kitlelere tanıttı. Bu teoriye göre insan zihni iki farklı bilişsel sistemle çalışır.

Kahneman’ın “Sistem 1” adını verdiği ilk sistem hızlı, sezgisel ve otomatik işler. “Sistem 2” ise daha yavaş, analitik ve bilinçli düşünmeden sorumludur. Wason seçim görevinde bu iki sistem adeta birbiriyle yarışır. İnsanlar çoğu zaman hızlı çalışan Sistem 1’in etkisiyle cevap verir.

Bu yüzden birçok kişi A ve 4 kartlarını seçer. Çünkü kuralda “sesli harf” ve “çift sayı” ifadeleri geçer. Zihin otomatik olarak bu kelimelerle eşleşen kartlara yönelir. Buna “eşleştirme yanlılığı” (matching bias) denir. Oysa 4 kartını çevirmek mantıksal olarak işe yaramaz. Çünkü arkasında sessiz harf çıkması kuralı bozmaz.

Peki insanlar neden bu hatayı yapmaya eğilimlidir?

Çünkü sezgisel düşünme hızlıdır ve zihinsel olarak daha az çaba gerektirir. Soyut mantık yürütmek ise daha yorucudur. Sistem 2 çoğu zaman tembel davranır ve kararları Sistem 1’e bırakır. Kahneman’ın ifadesiyle, Sistem 2’nin en belirgin özelliklerinden biri “bilişsel tembellik”tir.

Bu çift sistem açıklaması çeşitli araştırmalarla da desteklendi. Örneğin Wason problemini doğru çözen kişilerin genellikle daha yüksek akademik başarı gösterdiği görüldü. Ayrıca analitik düşünmeyle ilişkili Sistem 2’nin çocuklukta geliştiği, yaşlılıkta ise zayıfladığı bulundu. Bu bulgular, zihnin biri hızlı ve otomatik, diğeri daha kontrollü çalışan iki farklı süreçle işlediği fikrini güçlendirdi.

Bugün hâlâ araştırmacılar Wason seçim görevinin sonuçlarını farklı şekillerde yorumlamaya devam ediyor. Tartışma tam anlamıyla sona ermiş değil.


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir