KEŞFET

Kültürel Değerlerimiz Açısından Türk Halk Müziği

Her milletin kendine özgü bir sanat anlayışı vardır. Kültürel yaşantıların farklılığı, sanatın her alanında olduğu gibi müziğin de zenginleşip güzelleşmesine sebep olur. Müzik insandan ayrı düşünülemeyecek kadar önemli bir kavramdır.

Bizim sanatımızın en önemli yapı taşlarından biri olan Türk halk müziği, toplumumuzun yüzyıllardır biriktirdiği kültürünün gerçek bir parçasıdır. Müziğin besleyici ve birleştirici gücü halk müziğinde de oldukça etkilidir.

Bu yazıda, halk müziğinin her biri kendi alanında önemli bir yere sahip ve etkileri ile geçmişten günümüze hatta geleceğe kadar uzanan Neşet Ertaş, Aşık Mahzuni Şerif, Aşık Veysel ve Özay Gönlüm’ün hayat hikayeleri ile birlikte toplumumuzun değerlerine sahip çıkmalarından söz edilecektir.

Şüphesiz halk müziğini sadece bu dört ozan ile sınırlandırmak, yüzyıllardan günümüze kadar gelen süreçte emeğiyle bu sanata gönül veren ozanlara haksızlık olur. Burada amaç, yakın tarihe damga vuran sanatçıları yeniden hatırlayıp yad etme olacaktır.

Neşet Ertaş

“Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, ‘hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

UNESCO tarafından Türkiye’de “yaşayan insan hazinelerinden” biri olarak seçilip çağa damgasını vuran Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı’na bağlı Abdallar köyünde dünyaya gelir. Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi olarak kabul edilen Ertaş, Yaşar Kemal tarafından “Bozkırın Tezenesi” olarak isimlendirilir.

7 çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olup 5 yaşından itibaren keman ve bağlama çalar. Babası Muharem Ertaş ile geçimlerini sağlamak için düğünlere giderler ve kemanıyla babasına eşlik eder. Bu sayede 8 yıl boyunca Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat ve köylerini gezerek bu işi sürdürürler. Maddi zorluklar okula gitmesine engel olur.

14 yaşında İstanbul’a gelen Ertaş, iş bulmakta zorlanır ve uzun süre sıkıntı çeker. Kadri Şençalar’ın Ertaş’ı dinleyip beğenmesi ile birlikte ilk plağını kaydeder. Aynı zamanda Beyoğlu’nda gazinoda sahne alır. Yolu Ankara’ya düşer burada Leyla Hanım ile tanışır ve evlenir. 7 yıl süren evlilikleri boyunca iki kız ve bir erkek çocukları dünyaya gelir.

Plaklarının ardından ülkemizin pek çok şehrinde üst üste konserler verir. 1978 yılında parmaklarının felç olması sebebiyle müzik yaşantısı kesintiye uğrar. Bu durum yeniden onu maddi zorluklara iter, tedavi olacak parayı bile bulamaz. Almanya’da yaşayan kardeşine sığınan Ertaş, 1979 yılında bu ülkeye gider ve çocuklarını da yanına alarak uzun bir süre yaşamını orada sürdürür.

25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de prostat kanserine yenik düşer. Mezar taşında ise ”Sakin ol ha, insanoğlu. İncitme canı, her can bir kalp, Hakk’a bağlı. İncitme canı, incitme.” yazılıdır.

Neşet Ertaş’ın eserleri; insan sevgisinden saygısına, dürüstlükten birlik beraberliğe, bilimin öneminden eşitlik, adalet, vefaya, ahlakın öneminden ayrımcılık yapmamaya kadar pek çok kültürel değerlerimizi ulusal ve evrensel çapta ustalıkla aktarır.

İnsana ait duyguları, insancıl bir naiflikle ozanın eserlerini dinlerken algılarsınız. Halk müziğinin yerel özelliklerini kültürel değerlerimizle birleştirerek evrensel bir platforma taşıyıp müziğin birleştirici gücünü eserlerinde bize yansıtır.

Aşık Mahzuni Şerif

“Güneşe saygıdandır, çiçeğin boyun eğmesi. Bütün aşklardan yücedir, insanın insan sevmesi.”

Anadolu halk ozanları arasında bana göre yeri doldurulamayacak en önemli ozanlardan biri olan Aşık Mahzuni Şerif, gerçek adıyla Şerif Cırık, 17 Kasım 1943 tarihinde Kahramanmaraş’ın Afşin’e bağlı Berçenek Köyünde dünyaya gelir.

Oğuzların Avşar koluna bağlı Cerit Türkmenlerinden olan Şerif’in sülalesi daha sonra  “Cırıklı” adını alır.

1955 yılında Mersin Astsubay Okulu’na kaydolur. 1960 yılında eşi Suna’yı kaçırdığı ve 6 ay köyünde yaşamak zorunda kaldığı için Balıkesir’e taşınan okuluna gidemez. Yine de okul komutanın yardımıyla okula döner; fakat bir süre sonra yapılan ihbar üzerine okuldan atılır.

İlk müzik plağını 1964 yılında kaydeder; bu plağının adı “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım”dır. Evliliklerinden sekiz çocuğu olan ozan, önce Gaziantep daha sonra ise Ankara’da ikamet eder. 2001 yılında kalp ve solunum yetmezliği yüzünden hastaneye kaldırılan Şerif, yoğun bakımda kalır ve taburcu edilir. Maalesef ki 17 Mayıs  2002 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde hayata veda eder.

12 yaşından itibaren amcası “Aşık Fezali (Behlül Baba)”den saz çalmayı öğrenir. 1989 yılında Halk Ozanları Federasyonu tarafından “Dünya’nın en büyük üç ozanından biri” olarak gösterilen Mahzuni Şerif’in eserlerinde kullandığı dili, vurguları ve söz öğeleri emsalsiz bir örnek teşkil eder. Bu sebepledir ki kültürel değerlerimize katkısı tartışmasız çok  büyüktür.

Aşık Mahzuni Şerif eserlerinde toplumsal değerlerimizi incelikle işler. Barış, insan sevgisi, doğruluk-dürüstlük, alçakgönüllülük, dostluk-arkadaşlık, büyüklere saygı, vatan-millet sevgisi, birlik-beraberlik ve toplum olarak temel değerlerimizden biri olan misafirperverlik gibi kavramları duygu yüklü ve etkileyici bir biçimde aktarır.

Mahzuni, yazmış olduğu 20 binden fazla şiirinde genellikle toplumun sorunlarını kendi yaşamına ait deneyimleriyle bağdaştırır.

Eserlerinde, mekân-insan, mekân-zaman ilişkilerini  sorgular ve fakirlik, bölgesel kalkınma farklılıkları, gelir dağılımı adaletsizliği, kır-kent ikilemi, göç, kalkınma vb. gibi sosyo-ekonomik-kültürel problemlere dikkat çekmeyi amaçlar.

Elbette tüm eserlerini burada anlatmak imkansız ama değerlerimizin sorgulandığı bu çağda, ozanın eserlerinin yeni araştırmalara konu olmasının gerektiğini düşünmekteyim.

Aşık Veysel

“Beni hor görme kardeşim. Sen altındın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz. Sen gümüşsün ben saç mıyım? Ne varise sende bende. Aynı varlık her bedende. Yarın mezara girende sen toksun da ben aç mıyım? Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı…”

Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan Köyünde dünyaya gelir. Annesi Gülizar, koyun sağmaya giderken sancısının tutması üzerine tarlada doğum yapmak zorunda kalır. Dünyaya geldiği sıralarda çiçek salgını vardır; yedi yaşındayken bu hastalığa yakalanır ve görme yetisini kaybeder.

Aşık Veysel ilk saz derslerini Çamşınlı Ali Ağa’dan alır, 1928’den sonra gezgin saz şairliğine başlar. Ahmet Kutsi Tecer’in (Şair ve oyun yazarı, 1901 – 1967) yakın ilgisi neticesinde şiirleri yayınlanmaya türküleri radyolarda duyulmaya başlar. Aşık Veysel bir süre Arifiye ve Hasanoğlu köy enstitülerinde halk türküsü öğretmenliği yapar. 21 Mart 1973’te akciğer kanserine yenik düşer; ama geride bıraktığı eserleriyle ölümsüzlüğe kavuşur.

Aşık Veysel, yalın ve ustalıkla kullandığı Türkçesiyle doğadan toplumsal olaylara, dinden siyasete pek çok kültürel değerleri eserlerinde yansıtır. Şiirlerinde aşk, tasavvuf ve toplumsal gerçeklikleri anlatırken sanatımızın dil, öz ve deyişler açısından zenginleşmesine olanak sağlar.

İnsanın özünün toprak, su, güneş ve hava olarak sunar; fakat toprak sevgisini temele alır. Bilim ve bilene değer verme, ilim ve kamil insan olma, çalışkanlık, kendini bilme ve gerçekleştirme, onur, eşitlik, sosyal adalet, sevgi, birlik-beraberlik, ölüm teması, dostluk, memleket sevgisi gibi değerleri aktardığı eserleriyle hem toplumsal hem de evrensel ölçekte kültürel değerlerimizi yaşatmada katkıda bulunur.

Özay Gönlüm

Babası Denizlili olan Gönlüm, 5 Şubat 1940 tarihinde babasının görevi sebebiyle Erzincan’da dünyaya gelir. Müziğe ağız armonikası çalarak küçük yaşlarda başlar. Ortaokul zamanında keman çalmayı öğrenir. Bağlama ile tanıştıktan sonra 1965 yılından itibaren özellikle Ege bölgesini köy köy gezerek türküler derlemeye başlar.

“Yurttan Sesler”in kurucusu Muzaffer Sarısözen’in (Türkülerin Atası, 1899 – 1963) davetiyle “Ankara Radyosu Yurttan Sesler” programına misafir sanatçı olarak katılmaya başlar. Kısa bir süre M.E.B. Film ve Radyo Televizyon Merkezi’nde çalışır; daha sonra Yurttan Sesler’e “yetişmiş saz sanatçısı” unvanıyla devam eder.

1963’te Ayten Hanım ile evlenir. 1973’ten sonra on yıl kadar İzmir Fuarı’nda sahne alır. Kendi derlediği ve TRT repertuarına kazandırdığı 3400’den fazla türkü vardır. Denizli şivesi ile anlattığı hikâyeler ve fıkralar ile çok sevilir. Özellikle adıyla özdeşleşen ve aşıklık ile meddahlık geleneğini birleştirerek hazırladığı “Ninemin Mektupları” adlı serisi sanatımızda önemli bir yere sahiptir.

Bağlamanın yanı sıra cura ve tambura tekniğine de çok önem veren ozan, tasarımını kendi yaptığı ilk defa Cafer Açın tarafından imal edilen “Yaren” adlı enstrümanı ile cura, bağlama ve çöğürü bir araya getirir.

Evlat sevgisi, aile kurumunun kutsallığı, kadın-erkek eşitliği, tutumlu olmak, kültürümüzü korumak, kültüre uygun yaşamak ve büyüklere saygı değerlerinin çarpıcı bir anlatımla işlendiği türküleri derleyerek halk müziğine katkıları çok büyük olan Gönlüm, akciğer kanserine yenik düşerek 1 Mart 2000 tarihinde Ankara’da vefat eder.

Bitirirken;

Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Aşık Veysel ve Özay Gönlüm özelinde kısacık olarak değinilen halk müziğimiz ve halk ozanlarımız, kültürel değerlerimizi anlatmada ve yaşatmada toplumumuzun en önemli yapı taşlarından birini oluşturur.

Gelmiş geçmiş bütün halk müziği emekçilerini de adını maalesef ki yazamadan anarak; elbet toprak olup gideceğimiz bu dünyadan özümüzü oluşturan değerlerimizi yaşayabildiğimiz nice güzel anlarla göç etmek dileğiyle…

Kaynakça:

TRT Arşiv (Erişim Tarihi: 05.04.2020)

https://www.trtarsiv.com/

“Değerler Eğitimi Açısından Türk Halk Müziği ve Halk Ozanları: Neşet Ertaş, Âşık Mahsuni Şerif, Âşık Veysel ve Özay Gönlüm Bağlamında Bir İnceleme” (Erişim Tarihi: 4.04.2020)

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/210595

Matematik

Paylaşmak Güzeldir

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu, TEGV'de gönüllü aktivist; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı