SOSYAL BİLİMLER

Korku Öğrenilebilir mi? Küçük Albert Deneyi ve Düşündürdükleri

Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment, bilinen adı ile Küçük Albert Deneyini tartışalım bu yazımızda…

Görseldeki eli çekiçli adam John Hopkins Üniversitesi profesörlerinden John Broadus Watson. O, bir çocuğu duygusuzca korkutuyor muydu, yoksa modern psikoloji de devrim yaratacak bir deneyi mi gerçekleştiriyor dersiniz?

Deneyin amacı “Korku, insanda sonradan edinilen bir refleks mi yoksa doğuştan gelen bir dürtü mü?” sorusunun cevabını aramaktı. Kısaca “Şartlandırma Deneyi.” Ancak bu araştırma yapılırken bir bebeğin hayatının hiçe sayıldığı hiç düşünülmemişti.

Küçük Albert Deneyi

Küçük Albert Deneyi

Davranış Psikolojisi ekolünün kurucusu Watson ve asistanı Rosalie Rayner, çalıştıkları John Hopkins hastanesi kreşinde oynayan çocukları uzaktan incelemeye başlarlar.

Korku hakkındaki sorularının cevapları için kesin yanıtlar alabilecekleri testler yapmaları gerekir. Araştırma için izin alabilecekleri bir aile ararlar. Sonuç olarak 8 aylık sağlıklı bir bebek olan Albert ile bir deney tasarlamaya karar verirler.

Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden birine başlamadan önce küçük Albert’a birkaç duygusal test yaparlar.

Minik bebeğe sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peruk, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterilir. Amaç, Albert’ın bunlara koşulsuz karşı tepkisi olup olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez; her şeye gülümser.

Bu testten sonra Albert’ı boş bir odaya götürürler. Odada Albert’ın üzerine oturduğu bez yatak haricinde hiçbir eşya bulunmaz. Daha sonra Watson ve asistanı Rayner odadan çıkar, yalnız bıraktıkları Albert’ın yanına beyaz laboratuvar faresi salarlar. Albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyi çok sever, yakalamaya çalışıp, gülmeye başlar.

Artık bir sonraki aşamaya geçmeye hazırdırlar. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu birbirine vurarak rahatsız edici sesler çıkarmaya başlarlar. Sesleri duyan küçük Albert ağlamaya başlar. Oda yeniden sessizleşince fareyle oynamaya devam eden Albert, yine fareye dokunduğu ilk anda psikologların çıkardığı o gürültülü sese maruz kalır.

Albert çok geçmeden fareye karşı tedirginlik duymaya başlar. Fareyi, korkutucu bir gürültüyle ilişkilendirmeyi öğrenmiştir.

Devamında Watson ve Rayner deneyi başka tüylü objelerle de tekrarladılar. Çıkan sonuç: Albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne görse ondan korkup, ağlamaya başlıyordu.

1920’lerde yapılan bu deneyle bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlar. Fakat deney uğruna 8 aylık bir bebeğe yapılan koşullandırmayı geriye almadıkları, onu iyileştirmedikleri için büyük tepki çekerler.

Watson’ın hedefi elbette bir bebeğe fareden korkmayı öğretmek değildi. Bu deney onun, psikolojiyi daha az felsefi ama daha bilimsel yapma çabasının bir parçasıydı.

Ona göre psikologlar duygular, zihin durumları ve bilinçaltı gibi muğlak, belirsiz şeylere boşuna zaman harcıyordu. Watson, psikologların, uyarım ve tepki arasındaki ilişki gibi ölçülebilir ve görünür davranışlara odaklanmalarını istiyordu.

Watson’ın bu deneyini referans noktası kabul eden “Davranışçılık” sonraki elli yıl boyunca psikolojik araştırmalarda egemen bir ekol haline gelir..

Ne var ki, bir çok kişi açısından da bebeklerin bilim uğruna dahi bile olsa bu tarz deneylerde kullanılması, bebeklerde olası geri dönülmez hasarlar bırakma ihtimalinden dolayı insanlık dışıdır.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu