Sosyoloji

Korku Öğrenilebilir mi? Küçük Albert Deneyi ve Düşündürdükleri

Öğrenme, tekrar ya da yaşantı sonucu davranışta meydana gelen oldukça devamlı bir değişiklik olarak tanımlanır. Bu tanımda üç önemli öge vardır: (1) Öğrenme davranışta bir değişikliktir; bu değişiklik iyiye doğru olabileceği gibi kötüye doğru da olabilir. (2) Tekrar ya da yaşantı sonucu meydana gelen bir değişikliktir; büyüme, olgunlaşma gibi değişiklikler öğrenme değildir. (3) Öğrenme adını alabilmesi için değişikliğin uzun bir süre devam etmesi gerekir. Birbirinden farklı birçok öğrenme durumu vardır; bunların her birinin de öğrenmeyi meydana getirme tarzı, tarihçesi ve terimleri birbirinden farklıdır. Bu öğrenme çeşitlerinden üçü, klasik koşullanma, edimsel koşullanma ( pekiştirme veya ceza ile değiştirilen süreç) ve bilişsel öğrenmedir.

Klasik koşullanma dediğimiz zaman aklımıza Rus fizyolog Ivan Pavlov köpeklerde koşullandırma sürecini gösteren deneyleri gelir. Bu çalışmada bizi diğer bir tür koşullanma türü olan korku koşullanmasına götürür. İnsanlarda korku koşullanmasının psikolojide çok ünlü bir örneği, Albert adlı 11 aylık bir erkek çocuğun vakasıdır. İngilizcede Little Albert Experiment olarak bilinen Küçük Albert Deneyi, John B. Watson ve yüksek lisans öğrencisi Rosalie Rayner tarafından yapılmıştır. Watson bu deney ile Pavlov’un araştırmasını bir adım daha ileri götürmüştür.

Korku koşullanmasının önemli bir özelliği çok çabuk, adeta bir anda oluşmasıdır. Pavlov’un deneylerinde koşullanmasının gerçekleşmesi için birçok tekrar gerekliydi. Oysa ki insanlarda korku oluşması için yalnızca bir tekrar yeterlidir. Örneğin, boğulma tehlikesi geçiren bir insan muhtemelen suya karşı çok şiddetli bir korku geliştirecektir.

Küçük Albert Deneyi
Watson’ın hedefi elbette bir bebeğe fareden korkmayı öğretmek değildi. Bu deney onun, psikolojiyi daha az felsefi ama daha bilimsel yapma çabasının bir parçasıydı.

Küçük Albert Deneyi

Watson ve Rayner’ın “Albert B” dedikleri ama bugün halk arasında Küçük Albert olarak bilinen bebek Albert’ın deneyin başlangıcında hayvanlardan korkusu yoktu. Bunu anlamak için ekip minik bebeğe sırasıyla beyaz bir fare, tavşan, yanan kağıt parçaları, peruk, maske gibi ilk kez karşılaşabileceği nesneler ve durumlar gösterir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez; her şeye gülümser. Bu testten sonra Albert’ı boş bir odaya götürülür. Odada yalnız bırakılan Albert’ın yanına beyaz laboratuvar faresi konur. Albert, fareden korkmadığı gibi, tam tersi bir tepki göstererek fareyle oynar.

Bu noktadan sonra deneyin bir sonraki aşaması başlar. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuk birbirine vurularak rahatsız edici sesler çıkartılır. Sesleri duyan küçük Albert ağlamaya başlar. Şiddetli gürültüler genellikle çocuklar için, hatta hepimiz için, korku uyandırıcı uyarıcılarıdır. Oda yeniden sessizleşince fareyle oynamaya devam eden Albert, fareye her dokunduğunda aynı gürültülü sese maruz kalır.

Albert çok geçmeden fareye karşı tedirginlik duymaya başlar. Fareyi, korkutucu bir gürültüyle ilişkilendirmeyi öğrenmiştir. Devamında Watson ve Rayner deneyi başka tüylü objelerle de tekrarlar. Önceleri korku uyandırmamış olan beyaz tavşan Albert’e yeniden gösterilir. Bebeğin bu kez tavşanın sadece görünümünden bile korktuğu gözlemlenir. Hatta bu korku diğer tüylü beyaz nesnelere, örneğin bir insanın yüzündeki beyaz sakala karşı da oluşmuştur. Tek ve belirli bir nesneye koşullanan bebek de bütün tüylü beyaz nesnelere karşı korku tepkisi göstermiştir. 1920’lerde yapılan bu deney sonucunda bilim insanları koşullu korkuyu kanıtlar.

Bir bebekte korkunun koşullanması ve genellenmesi. Kaynak: https://nl.pinterest.com/

Küçük Albert’e Ne Oldu?

Bu soru uzun zamandır psikolojinin gizemlerinden biri olmuştur. Sonuçta bu deney, psikolojinin en ünlü çalışmalarından biri olmasına ve hemen hemen her psikolojiye giriş dersinde yer almasına rağmen, çeşitli nedenlerle geniş çapta eleştirilmiştir. Deney aynı zamanda birçok etik kaygıyı da beraberinde getirmişti. Albert bu deney sırasında zarar görmüş ve deneyden daha önce var olmayan bir korkuyla ayrılmıştı.

Küçük Albert olarak bilinen çocuğun gerçek kimliği ve akıbeti uzun zamandır devam eden bir araştırma konusudur. Watson’ın notlarında bahsettiğine göre, çocuk bir yetimhane hemşiresinin oğluydu. Ayrıca yine notlarında çocuk evlat edinildiği için deneyi bıraktığı yer alıyordu. Oluşmuş olan korkunun deneyden sonra çocukta kalıp kalmayacağı belli değildi. Zamanla, bazı araştırmacılar küçük Albert’in başına neler geldiğini bulmak istedi.

Psikolog Hall P. Beck liderliğindeki yedi yıllık bir araştırma sonucu Küçük Albert’in aslında Douglas Merritte adında bir çocuk olduğunu öne sürdü. Ancak ne yazık ki ulaşılan sonuç, çocuğun hidrosefali (beyninde sıvı birikmesi) nedeniyle 6 yaşında öldüğünü ortaya koydu. Ayrıca Watson’un bu durumdan haberdar olduğu iddia edildi. 2009 yılında ekip, sonuçlarını yayımladı. Bu bulgular yalnızca Watson’ın mirasına gölge düşürmekle kalmadı, aynı zamanda bu iyi bilinen deneyin etik ve ahlaki sorunlarını daha da derinleştirdi.

Bir diğer psikolog, Kanada’daki Grand McEwan Üniversitesinden Russell A. Powell, Beck’in sonuçlarını sorguladı. Ayrıca kendi araştırmasını başlattı ve 2012’de sonuçlarını yayınladı. Ona göre, küçük Albert aslında William Albert Barger’dı. Sağlıklı bir hayat yaşamış ve 88 yaşında ölmüş normal bir çocuktu. Ancak o da hayvanları sevmiyordu. Hem Beck’in hem de Powell’ın hipotezleri çok sağlamdır, ancak hiçbiri kesin değildir. Bu nedenle uzmanlar, Watson’ın deneyinin merkezindeki çocuğun gerçek kimliğini tartışmaya devam ediyor. Ancak Küçük Albert’in psikoloji alanında kalıcı bir iz bıraktığına dair çok az şüphe var.

Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu