Biyografiler

İbn-i Heysem: İlk Modern Bilim İnsanı

İbn-i Heysem, tarihte bilimin kurallarını oluşturan ilk kişiydi.

Bundan yaklaşık bin yıl önce İran’ın Basra kentinde (günümüz Irak’ta) doğayı anlamak için güçlü bir arzu duyan, ilerici, araştırmacı ve sorgulayıcı bir alim yaşadı. İslam dünyasının altın çağını yaşadığı yıllarda, tarihi değiştiren bu kişi İbn-i Heysem idi. Onu tarih devamında ilk bilim insanı unvanı ile ödüllendirecekti.

Daha önceki düşünürler doğayı çeşitli biçimlerde açıklarken, vardıkları sonuçlara fiziksel deneylerle değil soyut akıl yürütmeyle ulaşmışlardı. Heysem, şimdi bilimsel dediğimiz yöntemi kullanan ilk kişiydi. O diğerlerinin aksine hipotezler öne sürdü ve bunları yöntemli bir biçimde deneylerle test etti. Onun bilim anlayışında hurafelerin, inançların ya da temelsiz önyargıların yeri yoktu. Bilim ispat, deney ve gözlemle yapılırdı. Heysem ayrıca optik biliminin kurucusu olarak da hatırlanır. En önemli eserleri gözün yapısına ve görme sürecine ilişkin incelemelerdi.

Kısaca İbn-i Heysem

Ebu Ali el-Hasan bin el-Heysem (965-1038) Basra’da doğdu ve Bağdat’ta eğitim gördü. Kendisi batıda Alhazen adıyla tanınmıştır. Özellikle; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalurji gibi pozitif bilimleri öğrenip, şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Birçok önemli neticeler ve başarılar elde etti. İbn-i Heysem’in başarıları diğer memleketlerde duyulunca, Mısır’da hüküm süren Fatimi Devleti hükümdarlarından El-Hakim kendisini Mısır’a davet etti.

İbn-i Heysem, Mısır’a gitmeden önce, Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bazı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil Nehri’nden nasıl istifade edilebileceğini araştırmıştı. Ne var ki Heysem, Mısır’a gidip ırmağın büyüklüğünü görünce (Asvan’da genişliği 1,6 kilometre) eldeki teknolojiyle bunun imkansız olduğunu anladı. Heysem, El-Hakim’in öfkesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekildi. O sürede en önemli eserlerini yazdı.

Görmeyi Öğrenmek

En büyük eseri optik üzerine yazdığı yedi kitaplık bir dizidir. Bu eser 12. yüzyılın sonunda Latinceye çevrilmiş, 1572’de Opticae thesaurus (Optik Hâzinesi) adıyla basılmıştır. Kitap ışık ile merceklerin etkileşimini araştırır ve ışığın kırılım (yön değiştirme) olgusu tarif eder. Işığın atmosferde kırılmasını da inceler ve gölgeleri, gökkuşağını ve tutulmaları tasvir eder. Bu kitap Avrupa’ da Rönesans döneminde Batılı bilim insanlarını büyük ölçüde etkilemiştir. Bugün birçok kişi onu optik tarihinin büyük bir ismi ve “Modern Optiğin Babası” olarak görür. “Nasıl görüyoruz?” diye sormuştur İbn-i Heysem. Devamında da fikirlerini sınamak için işe koyulmuştur.

Heysem

İlk filozoflar ışığın gözde doğduğunu düşünüyorlardı. MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan Empedokles, ışığın bu kadar olmadığını, gece karanlığının dünyanın güneşten gelen ışığın önüne geçmesinden kaynaklandığını fark etmişti. MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Epikuros’un da benzer görüşleri vardı. Ancak görmenin gözden dışarıya doğru giden bir şeyle bağdaştırılması yüzyıllarca sürmüştür. Devamında Heysem görmenin dış dünyadan göze giren ışığın sonucu olduğunu ileri sürmüştü.

Işığın davranışına dair bilimsel bir anlayışın geliştirilmesine en büyük etkiyi, resimlerin “camera obscura içinde oluşması meselesini ele alış tarzı yapmıştır. Kelime anlamı “karanlık oda” olan bu fenomen ona ait değildir. Kökeni antik Çin’den gelmekteydi. Heysem bu unutulmuş fikri kendi görüşleri ile birleştirmiş ve yaygınlaşmasını sağlayarak yeni bir çağın kapılarını aralamıştır.

Camera Obscura Nedir?

Güneşli bir gün karanlık bir odada ayakta durun. Pencereyi kalın bir kumaşla örtün. Kumaşta minik bir delik açın ve odaya buradan ışık girmesini sağlayın. Göreceğiniz şey dışarıdaki dünyanın pencerenin karşısındaki duvara ters olarak düşmüş yansımasıdır. Aynı fenomen iğne deliği fotoğraf makinesinde de olur. Burada karanlık “oda” bir ayakkabı kutusu ya da o büyüklükte bir şeydir. Camera obscura daha sonraları fotoğraf makinesine dönüşmüştür.

Heysem
Heysem, ters bir görüntüyü bir perdeye yansıtan optik bir aygıt olan karanlık odanın ilk bilimsel tarifini verdi.

Heysem’in fark ettiği gibi kilit nokta ışığın doğrusal hareket etmesidir. Bahçede camera obscura’nın gördüğü belli uzaklıktaki bir ağacı düşünün. Ağacın tepesinden gelip perdedeki delikten geçen düz bir çizgi, karşıdaki duvarın yere yakın bir noktasına doğru devam edecektir. Fakat ağacın dibinden gelen düz bir çizgi delikten yukarı doğru geçecek ve duvarın tavana yakın bir noktasına çarpacaktır. Ağaçtaki diğer bütün noktalardan gelen doğrular delikten geçip benzer şekilde tam yerlerine çarpacaklardır. Sonuç ağacın ters bir resmi olacaktır.

Heysem’in uzattığı bayrağı ilk alan kişi Johannes Kepler (1571-1630) oldu. 17. yüzyılın başlarında Kepler Heysem’in açıklamalarından yola çıkıp insan gözünü iğne deliği fotoğraf makinesi gibi tanımladı. Işığın gözbebeğinden girdiğini ve gözün arkasındaki bölge olan retinada dış dünyanın bir resmini oluşturduğunu söyledi. Ancak retinada ters olarak oluşan resmin nasıl bizim dünyayı algılayışımızda düzeldiğine dair muammaya yüzyıllar boyunca cevap bulunamadı. Bugün, tıpkı televizyonun kendisi ters dursa bile ekrandaki resmin elektronik olarak ters çevrilebildiği gibi, beynin baş aşağı duran resmi otomatik olarak düzelttiğini biliyoruz.

İbn-i Heysem’in Ardından

Heysem’in anısına Ay’ın bize bakan yüzünde bulunan bir kratere ismi verilmiştir (bkz. Alhazan Crater).  2014 de yayınlanan Neil de Grasse Tyson’un sunduğu ünlü Cosmos belgeselinin Aydınlıkta Saklanmak isimli bölümünde Heysem’in başarılarına detaylıca değinilmiştir. Onun da gözlemlediği gibi: “Hakikati arayan kişi, eskilerin yazdıkların okuyan ve onlara itimat eden kişi değil, aksine onlara olan inancından şüphe duyan ve onlardan aldıklarını sorgulayan kişidir, muhakemeye ve ispata teslim olan kişidir.”

Kaynak:

  • John Gribbin, “Schrödinger’in Yavru Kedileri”, syf: 53 -56
  • Alfa Yayınları; Bilim Kitabı, Kolektif

Göz atmak isterseniz…

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu