1980’lerde hakim teori, mide ülserlerinin çoğunlukla çok fazla stresin neden olduğu psikosomatik bir rahatsızlık olduğuydu. Buna göre hastalar sakinleştirici, antidepresan, psikoterapi veya antiasitlerle tedavi edilirdi. Helikobakter pilori’nin hastalık yaratma potansiyelinin keşfi ise sonucunda bir Nobel Ödülü kazandıracaktı.

1984 yazında Avustralyalı bilim insanı Neil Noakes, laboratuvarda üretilmiş Helicobacter pylori bakterilerini besi çözeltisiyle karıştırdı ve bu karışımı meslektaşı gastroenterolog Barry Marshall’a verdi. Marshall, karışımı hiçbir tereddüt göstermeden içti.
Üç gün sonra mide bulantısı başladı; ardından kusma görüldü. Buna rağmen Marshall, bakterileri yok edecek antibiyotikleri hemen almadı. Birkaç gün sonra yapılan gastroskopi, midesinde akut gastrit geliştiğini açıkça ortaya koydu. Bu bulgu, H. pylori bakterisinin gastrite ve dolayısıyla mide ülserlerine yol açabileceğini doğrudan kanıtladı.

Marshall bu deneyi ne bir etik kuruldan onay alarak ne de eşine danışarak yapmıştı. Meslektaşları onu gözü kara, hatta deli buluyordu. Ancak bu cesur öz-deney, mide ülserlerine bakışı kökten değiştirdi ve Marshall’a yaklaşık yirmi yıl sonra Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandırdı.
Bu noktadan sonra bakteriyle mücadele için yoğun antibiyotik kullanımı başladı. Ancak yıllar içinde Marshall’ın bakışı yumuşadı; kendisini ünlü yapan bu bakteriden neredeyse eski bir dost gibi söz etmeye başladı. 64. Lindau Nobel Ödüllüleri Toplantısı’ndaki konuşmasında, bu tek hücreli canlının bazı hastalıklara karşı koruyucu bile olabileceğini dile getirdi.
Helikobakter Pilori Bakterisi Hem Dost Hem de Düşmandır
Gerçekten de H. pylori, insanlığın çok eski bir yol arkadaşıdır; en az 50 bin yıldır bizimle olduğu düşünülür. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yarısı bu bakteriyi midesinde taşır.

İlginç biçimde, 1950’lerden bu yana enfeksiyon oranları düşmektedir; özellikle zengin ülkelerde oranlar oldukça düşüktür. ABD’de yetişkinlerin yüzde 25’inden azı, okul çağındaki çocukların ise yalnızca yaklaşık yüzde 5’i enfektedir. Marshall’a göre bu gerilemenin başlıca nedeni, artan hijyen koşulları ve temiz içme suyuna erişimdir.
Doktorlara göre Helicobacter pylori, mide ülserlerinin büyük bölümünden, mide tümörlerinin yaklaşık üçte ikisinden ve neredeyse tüm onikiparmak bağırsağı tümörlerinden sorumlu. Bu yüzden bakterinin tamamen ortadan kaldırılması ilk bakışta açık bir kazanım gibi görünüyor. Ancak mesele bu kadar net değil.
Bakteri giderek azalırken, bu kez başka sağlık sorunları öne çıkmaya başladı. 1950’lerden bu yana alerji, astım ve otoimmün hastalıklarda dikkat çekici bir artış var. Midesinde Helicobacter bulunmayan çocukların cilt alerileri ve saman nezlesine daha yatkın olduğu görülüyor. Ayrıca bakterinin çölyak hastalığına karşı kısmi bir koruyucu etkisi olabileceği düşünülüyor.
Helicobacter pylori ve Alzheimer İlişkisi

Dünyada her üç saniyede bir kişiye demans tanısı konuyor. Vakaların yüzde 60–70’ini oluşturan Alzheimer, en yaygın demans türü. Hastalık hakkında önemli bilgiler edinilmiş olsa da, hâlâ kesin bir tedavi yok. Bunun temel nedeni, Alzheimer’ın tek bir nedene değil, büyük kısmı hâlâ tam olarak aydınlatılamamış birçok sürece dayanması.
Araştırmalar uzun süredir iki proteine odaklanıyor: amiloid-beta ve tau. Amiloid-beta, beyin hücrelerinin dışında yapışkan plaklar oluşturarak nöronlar arasındaki iletişimi bozuyor. Tau ise hücrelerin içinde birikip düğümler hâline geliyor ve sonunda hücre ölümüne yol açıyor. Bu plaklar ve düğümler, Alzheimer’ın en belirgin biyolojik özellikleri.
“Amiloid hipotezi” olarak bilinen bu yaklaşım, onlarca yıldır tedavi araştırmalarına yön verdi. Son yıllarda geliştirilen bazı ilaçlar da beyindeki amiloidi temizlemeyi hedefliyor. Ancak bu tedaviler yalnızca hastalığın erken evrelerinde etkili, oluşmuş hasarı geri çeviremiyor ve ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Üstelik tau proteinine hiç dokunmuyorlar.
Son araştırmalar, mide ülserleriyle bilinen Helicobacter pylori bakterisine ait bir proteinin, hem amiloid-beta hem de tau’nun zararlı birikimini engelleyebildiğini gösterdi. Bu bulgular, bakteriyel proteinlerin — ya da onlardan esinlenerek geliştirilecek ilaçların — gelecekte Alzheimer’ın en erken belirtilerini engelleyebileceğini düşündürüyor.
Sonuç Olarak
Helicobacter pylori’nin yanı sıra insan vücudunda ve içinde 1.000’den fazla bakteri türü yaşar. Bunların olası sorun çıkarma ihtimalleri olsa da bizi biz yapan şey biraz da bu bakterilerin eşliğinde gelişmiştir. Bu nedenle bir çoğunun bağışıklık sistemimiz üzerinde önemli etkisi vardır.
Antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyonlarla savaşan ilaçlardır. Doğru kullanıldığında hayat kurtarabilirler. Ancak gereğinden fazla kullanıldıklarında da bu müttefiklerimizi de yok ederiz.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- When Scientists Experiment on Themselves: H. pylori and Ulcers. Yayınlanma tarihi: 5 temmuz 2014; Bağlantı: https://blogs.scientificamerican.com
- Jin Z, Olsen WP, Mörman C, Leppert A, Kumar R, Møllebjerg A, Nielsen LG. Moshynets OV, Frasinyuk MS, Elosua JY, Ferreira D, Abelein A, Landreh M, Knight SD. Johansson J, Otzen DE, Chen G. Helicobacter pylori CagA protein is a potent and broad-spectrum amyloid inhibitor. Sci Adv. 2025 Jun 13;11(24):eads7525. doi: 10.1126/sciadv.ads7525. Epub 2025 Jun 11. PMID: 40498838; PMCID: PMC12154231.
Matematiksel





