Ekonomide Hollanda Hastalığı Nedir? Nasıl Önlenir?

Ekonomide karşımıza çıkan ilginç terimlerden birisi de Hollanda Hastalığı (Dutch Disease) biçimindedir. Bu isme bakınca aklınıza ister istemez tıp veya biyoloji gibi alanlar gelecektir. Ancak değil. Hollanda hastalığı, bir ülkenin para biriminin değerindeki artıştan kaynaklanan olumsuz sonuçlar için kullanılan ekonomik bir terimdir.

Hollanda Hastalığının bir başka ismi de Aşırı Sıcak Para Hastalığıdır. Aslında bu iki isim sürecin ekonomide yarattığı sıkıntılara da işaret etmektedir. ”Paranın değerlenmesi ne açıdan olumsuzluk yaratır?” diyebilirsiniz. Kısaca aktarmaya çalışalım.

Hollanda hastalığı terimi, The Economist dergisi tarafından 1977 yılında ilk kez kullanıldı. İncelenen konu 1959’da Kuzey Denizi’nde geniş doğal gaz yataklarının keşfinden sonra Hollanda’da meydana gelen bir kriz analizi ile ilgili idi. Hollanda’da doğal gazın bulunması ve ardından ulusal para birimlerinin aşırı değerlenmesi süreci sandığımız gibi olumlu etkilememişti.

Bir ülkenin zengin kaynaklar keşfetmesi ile artık tüm geleceğinin kurtulacağını düşünsek de işler bu biçimde yürümez. Nitekim Hollanda’da da aynı süreç yaşanmıştı. Yeni keşfedilen zenginlik ve muazzam petrol ihracatı, Hollanda loncasının değerinin keskin bir şekilde artmasına neden oldu. Bu durum Hollanda’nın petrol dışı tüm ürünlerin ihracatını dünya pazarında daha az rekabetçi hale getirdi. İşsizlik %1,1’den %5,1’e yükseldi ve ülkedeki sermaye yatırımı düştü.

Hollanda Hastalığı Nedir? Neden Kaynaklanır?

Yukarıda aktardığımız süreçlerin devamında, Hollanda hastalığı, büyük petrol rezervlerinin keşfi gibi görünüşte iyi haberlerin bir ülkenin ekonomisini olumsuz etkilediği paradoksal durumu tanımlamanın kısa bir yolu olarak ekonomik çevrelerde yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Aşırı Sıcak Para Hastalığı dediğimiz diğer adındaki ipucuna göre durum şöyle gelişiyor. Kaynak ülkeyi aniden zenginleştirir, ülkenin ulusal parasının değeri yükselir yani diğer paralara karşı değer kazanır. Ülkenin ithalatı daha ucuz hale gelirken (sonuçta en değerlisi kendi parası) ülkenin yabancı sermaye akışı da artar. Ancak, ithalat artışı ve salt o kaynağa yönelik şekillenmeye başlayan üretim anlayışı bir süre sonra sanayiye ağır darbe vurup sanayisizleşme yaratır. Diğer üretimler azalınca ihracat da azalma riskine düşer.

Eğer ucuzlayan döviz sadece tüketimi güçlendiriyorsa, bu geçici süreçler aynı oranda tatsız dönemleri de alttan alta güçlendiriyor özünde. Ancak, yapılan deneysel çalışmalar, işçi dövizleriyle dış yardımların ve yüksek özelleştirme gelirlerinin de benzer sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Bu faktörlerden herhangi birinin tetiklemesiyle ülkeye birden döviz yağmaya başlar. Ardından ülkenin ulusal parası değer kazanır. Bu ise ülkenin uzmanlaştığı alana bağlı olarak sanayi ürünleri ihracatını veya tarım ürünleri ihracatını veyahut her ikisini birlikte sekteye uğratır. Ve sonunda başta tarım ve sanayi olmak üzere pek çok sektör çöküntüye gitmiş oluyor.

Hollanda Hastalığı için Bir Örnek

Günümüzde Hollanda Hastalığını yaşıyor olabileceği düşünülen en somut örnek ülke Venezuela’dır. Yerkürede tespit edilmiş petrol rezervlerinin yüzde 20’si ile en büyük petrol kaynaklarına sahip ülke olan Venezuela 1998’de işbaşına gelen Hugo Chavez iktidarının ilk yıllarında uyguladığı politikalar ile petrol zenginliğini tabana yaymayı başarmıştı. Bu sayede bir kaç yıl içerisinde kişi başına milli gelir 4 bin dolar seviyelerinden 10 bin dolar seviyelerine yükseldi.

Bu durum da Venezuela ekonomisi elbette büyüttü. Ancak ithalatın artması, yerli üretimin büyüyememesi ya da azalması sonucunu da doğurdu. İlerleyen yıllarda petrol fiyatlarının düşmesiyle, Venezuela ithalat yetkinliğini yitirdi. Sonrasında da ekonomik kriz kendini gösterdi. Üretim hali hazırda zayıflamış olduğu için yokluk ortaya çıktı. Devamında da hiper enflasyon yüzde 14.000 civarında seyretti.

Hollanda Hastalığı Nasıl Önlenir?

Hollanda hastalığı bazı tedbirler ile önlenebilir.

1. Yerli paranın değerlenmesinin yavaşlaması

Hollanda hastalığının olumsuz etkilerini önlemek için kur değerlemesinin yavaşlaması kolay bir stratejidir. Bazen, doğal kaynakların ihracatından elde edilen gelirlerin harcamalarının yumuşatılmasıyla elde edilebilir. Bunu yapmanın en yaygın yöntemlerinden biri, bir servet fonu oluşturmaktır. 

Avustralya, Kanada, Norveç ve Rusya dahil olmak üzere birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke, büyük servet fonlarını yönetmektedir. Bu servet fonları ekonomiye sermaye girişlerini dengelemeyi amaçlar. Fazla gelirler, ekonomiyi çeşitlendirmeye yardımcı olacak eğitim veya altyapıya harcanabilir. Sonucunda tüm bunlar; imalatın, ihracatın, rekabet gücünün artmasına ve daha yüksek ücretler oluşmasına yardımcı olur.

2. Ekonominin çeşitlendirilmesi

Ekonominin çeşitlendirilmesi, Hollanda hastalığının ekonomi üzerindeki olumsuz etkisini neredeyse ortadan kaldırabilecek bir stratejidir. Ekonomik çeşitlilik, ekonominin geri kalmış sektörlerine destek olunarak veya yerli üreticileri desteklemek için tarifeler oluşturularak sağlanır.

Ayrıca, lüks hizmet ve ürünlerin daha yüksek vergilendirilmesi de, ekonominin uzun vadede sürdürülebilir olmayan lüks tüketime eğilmesini önler. Zenginlik birkaç milyarderin elinde toplandığında ‘Hollanda Hastalığı’ etkisi daha kötü olur. Daha fazla gelir dağılımı, daha çeşitli bir ekonomi sağlar.



Kaynaklar ve ileri okumalar için:


Dip Not:

Matematiksel, 2015 yılından beri yayında olan ve Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konularda ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz