ZİHİN AÇAN YAZILAR

Dünya Savaşına Son Veren Salgın: İspanyol Gribi

Modern zamanlarda yaşanan salgın hastalıkların en ölümcül salgını olan 1918 grip salgını ya da bilinen diğer adıyla İspanyol gribi 1918 yılının başlarında başladı ve üç dalga halinde 1920 yılının Haziran ayına kadar devam etti. I.Dünya Savaşı’nda 17 milyon civarında kişi öldüğü bilinirken bu hastalıktan 50 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti.

Tarihi kaynaklar I. Dünya Savaşı’nın bitmesinde 1918-1919 yılları arasında bütün dünyaya yayılan İspanyol gribinin etkili olduğunu söyler.

Salgının yayılım ve öldürme hızı şok ediciydi. Yayılımı durdurmak için karantina merkezleri, acil hastaneler, maske zorunluluğu ve halkı bilinçlendirme kampanyaları gerçekleştirildi. Ancak I. Dünya Savaşı zamanıydı ve milyonlarca asker dünyanın dört bir yanına seyahat ederek hastalığın yayılmasına yardımcı oluyordu.

Sadece 1918 yılında ABD’de 43 bini asker olmak üzere 675 bin kişi bu bilinmeyen hastalıktan öldü. Hastalık 6 ay içinde tüm dünyaya yayıldı. Alaska’da yerli köyleri tamamen yok olurken, Hindistan’da 12 milyon insan hayatını yitirdi.

Grip Yeni Bir Hastalık Değildi

Grip salgınları şehirlerin kanser gibi büyümeye başladıkları 18. ve 19. yüzyıllara dek geniş coğrafi alanları etkilemiyordu. Bunun temel nedeni insanların yürüyerek, atla ya da yelkenli gemilerle seyahat ettikleri dönemlerde bulaşma oranının fazla olamamasıydı. Buharlı geminin ve trenin bulunmasıyla birlikte grip de hızlanmış ve dünyanın hemen her yerini dolaşmaya başlar hale gelmişti.

Bugün bir çok virüsbilimci, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki grip salgınlarının binicilerle atlar arasındaki virüs değiş tokuşundan kaynaklandığını düşünüyor. At, insan toplumundaki önemini kaybedince, virüs bayrağını domuzlar ve ördekler devraldı.

Grip virüsünün her on ya da on dört yılda bir (bu süre her zaman bu kadar kesin değildir) genetik değişiklik yapabilme yeteneği onu yenilmez kılar. Bilim insanları çok uğraşmalarına karşın 1918 salgınına yol açan türü, virüsün hızlı mutasyonu nedeniyle, hiçbir zaman bulamadılar.

ispanyol gribi
Polisler, 1918’deki grip salgını sırasında Kızıl Haç’ın Seattle Bölümü tarafından yapılan koruyucu maskeler giymişler.

Niçin “İspanyol Gribi”?

Dünya 1918 salgınına, İspanya ile bir bağlantısı olmamasına rağmen “İspanyol gribi” adını vermiştir. İspanya I. Dünya Savaşı’nda tarafsız bir ülkeydi ve İspanya’da basın üzerinde sansür yoktu. ABD ve savaşan diğer ülkelerde ise halkın moralini bozmamak ve düşmana zayıf görünmemek gibi amaçlarla salgın haberleri mümkün olduğunca sansürlendi.

grip salgını
Grip salgını önleyici tedbirlerden birisi de hastalık belirtileri gösterilenlerin bir arada tutulduğu karantina bölgeleri oluşturmak olmuştur: https://www.matematiksel.org/40-gun-yani-quaranta-karantina-adiyla-hayatimiza-nasil-girdi/

Dünya kamuoyu da İspanya medyası sayesinde olayın çapından haberdar olunca bu salgına “İspanyol Gribi” adı verildi. Özellikle İspanya kralı XIII. Alfonso ve İspanya başbakanı gribe yakalanınca salgın diğer ülkelerde
de dikkatleri üzerine çekti.

El Sol isimli gazete Mayıs 1918’deki bir sayısında salgından ilk kez bahsetti. Almanların biyolojik bir silah olarak bu hastalığı yaydığı haberi ortalıkta dolaşınca hastalık “Alman vebası”, hızlı öldüren bir hastalık olduğu için de “yıldırım nezlesi” olarak da isimlendirildi.

İspanyol Gribinin Kaynağı

Pandeminin başlangıç noktası olarak İspanya’nın yanı sıra ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere Asya öne sürülse de günümüzde İspanya’nın bu virüsün kaynağı olmadığına dair ortak görüş oluşmuştur.

Günümüzde virologlar Asya’yı – özellikle güneydoğu Asya’yı – tehlikeli bir rezervuar olarak görmektedir. Zira bölgedeki milyonlarca domuz ve kümes hayvanı çeşitli grip suşları taşımakta, aşırı kalabalık bir insan kitlesi bu hayvanlarla iç içe yaşamaktadır.

Bu düşünce Koronavirüs de dahil, birçok grip pandemisinin güneydoğu Asya’da başlamış olmasıyla da desteklenmektedir. Ancak 1918 pandemisinin Asya’da patlak verdiğine ve dünyaya buradan yayıldığına dair kesin kanıt mevcut değildir. ABD, bu salgının ortaya çıktığı ilk yer olarak günümüzde kabul görmüştür.

İlk Tanımlanan Vakalar

İspanyol gribi pandemisi dünya genelinde üç dalga halinde seyretmiştir: 1918 Mart-Ağustos dönemindeki ilk dalga, 1918 Eylül-Aralık dönemindeki ikinci dalga ve 1919 Ocak-Mayıs dönemindeki üçüncü dalga.

Mart 1918’de Kansas, Fort Riley askeri üssünde başlayan birinci dalga neredeyse bir ay içinde ABD genelinde yayıldı. İlk salgın dalgası Amerikalıları ilkbahar ve yaz boyunca baş ağrıları ve ateşler içinde bıraktı. Salgının habercisi, zatürreden ölen gençlerdi. Doktorlar durumu fark edene dek Amerikalı askerler gribi savaş yorgunu Avrupa’ya taşımıştı bile…

Savaş sırasında kıta nakliye gemileri ile Atlantik okyanusunu geçen grip virüsü, Nisan 1918 itibarıyla Fransa’daydı. Buradan tüm Avrupa’ya yayıldı ve yüz binlerce insanı enfekte etti; yalnızca Fransa’daki can kaybı 125.000-250.000 sivil ve 30.000 asker civarında tahmin edilmektedir. Bunlar arasında en yüksek ölüm oranı 25-30 yaş grubuna aitti. Birinci dalga Mayıs ayında yine deniz trafiği sayesinde Hindistan’a ulaştı.

ispanyol gribi

Salgının ikinci ve en öldürücü dalgası Boston dışındaki Devens kampını dağıttı. 35 bin kişi için tasarlanmış olan askeri kışlada 45 bin kişi barınıyordu. Askerler birbiri ardına nefes alamama ve ateş şikayeti belirtileri gösterdi.

İlk başta bu belirtileri gösteren askerlere menenjit (beyin zarı iltihabı) teşhisi konsa da devamında doktorlar fikir değiştirmek zorunda kaldı. Çünkü ölen askerlerin göğüslerini açtıklarında solunum yolunun kan ve sıvı ile kaplanmış olduğu gördüler. Kampta tedavi ve hijyen imkanları sınırlıydı, o dönemde daha penisilin de bulunmamıştı.

Sonrasında salgın öyle hızlıydı ki iki hafta içinde iki bin kişi gribe yakalandı. 23 Eylül itibarıyla 20.000 asker enfekte olmuş, Ekim itibarıyla 12.000 asker ölmüştü. Haziran-Ağustos dönemini gripsiz geçirmiş olan ABD’de virüs, kara ve demir yolları sayesinde hızla kıtanın içlerine doğru ilerledi.

Pandemi dünyayı sararken türlü yollardan hastalıkla mücadeleye girişildi. Hekimler, birtakım ilaç ve tedbirler denediler. Fransa’da gribin bakteriyel ya da bir miyasma ile ilişkili olabileceği ihtimali, beden ve kamusal yerlerin temizliğinde antiseptik kullanımına sevk etti.

Çeşitli antitoksinler ve aşılar üretildi ve uygulandı; diğer hastalıklarda başarılı olmuş kemoterapötiklere başvuruldu. Hastalığın havadan bulaştığı yönündeki yaygın görüş, nefes alıp vermeyi güvenli hale getirmek için bazı pratik uygulamalara itti: ABD’de -örneğin San Francisco’da – halka maske takma zorunluluğu getirildi.

Maske uygulamasının yanı sıra, insanlar bir araya gelmekten kaçınmaları yönünde uyarıldı. Tiyatro, sinema, okul gibi kamusal alanlar, eğlence yerleri ve toplu taşıma sistemleri kapatıldı.

Salgın esnasında saç kesimi dahil bir çok faaliyet açık alanda gerçekleştirildi.

Gelgelelim bunlar da etkisiz görünüyordu; hastaneler hastalarla doluydu. Hastalara verilebilecek en iyi tavsiye, vücut sıcaklığını düşürmek için aspirin kullanmaları, yatak istirahati ve iyi bakılmalarıydı. Ancak dünya genelinde enfekte olanların çoğu köylü ve yoksuldu; dolayısıyla bilgi ve imkandan da yoksundu.

Üstelik insanların birbirinden uzaklaşması enfeksiyon riskini azaltabilecekken, kimi yerel yetkililer halkın izole olmasından yana değildi. Benzer maddi kaygılardan ötürü, işverenler de işçilerin günlerce iş bırakmasına sıcak bakmıyordu; işe gitmek zorundaki birçok insan için ise toplu taşıma tek seçenekti.

ispanyol gribi
ABD ordusu askerleri salgın esnasında her sabah sirke ve suyla gargara yapmaya zorladı; askerler aralarında yirmi metre mesafe bırakarak tatbikat yaptılar.

Ekim ayında San Francisco’da toplu yerlerde maske takma zorunluluğu getiren bir yasa kabul edildi. San Francisco Chronicle gazetesi bunu “Maske Takın, Hayatınızı Kurtarın” anonsuyla duyurdu. insanlar yalnızca evlerinde ve yemek yedikleri lokantalarda maske takmıyorlardı.

Ama bir ay sonra, rahatsız pamuk maskeye ilgi söndü. Özgürlük yanlıları ve sigara içenler sonunda bir Maske Aleyhtarları Birliği oluşturduklarında, polis binlerce maske ihlalcisini tutukladı. Maskelerin şehirdeki ölüm oranını düşük tutup tutmadığı hiçbir zaman bilinemeyecek. Bununla birlikte, maskeler difteri, kızamık ve boğmaca hastalıklarında ciddi bir düşüş sağladı.

Grip salgını esnasında evcil hayvanlara bile maske takılmıştı.

H1N1

İspanyol gribine yol açan virüs, infuenza A virüsü olarak sınıfandırılan H1N1’di. Virüslerin gözlemlenebilmesi ancak 1930’dan sonra mümkün olabilmiştir. Bu tarihten önce virüsleri görebilmek için gerekli olan elektron mikroskobu henüz keşfedilmemişti. 1933’te İnfuenza A virüsü tespit edilebildi. 1940’ta İnfuenza B ve 1948’de de İnfuenza C tespit edildi. Bu virüslerin tam olarak anlaşılması 1990’lara kadar sürdü.

İnsanlık tarihinin bilinen en büyük salgını olarak bilinen İspanyol gribinin en ilginç özelliği yaşlılar ve çocuklardan çok, sağlıklı gençleri etkilemesi idi.


Fizik sınıfı, Montana Üniversitesi, Missoula, 1919. İnfluenza salgını sırasında dersler açık havada yapıldı.

İspanyol Gribinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

İspanyol gribi Osmanlı Devleti’nde üç dalga halinde görüldü. İlk dalga fazla şiddetli değildi. Bunun en temel sebebi, o dönemlerde Osmanlı’nın
ulaşım ağının yetersiz olmasıydı. Bu sayede grip virüsü Anadolu’ya hızlı bir şekilde yayılamadı. Yaz aylarında başlayan ilk dalga zaman içinde azaldı.

İspanyol gribinin ikinci dalgası 1918’in Eylül ayında görüldü. En tehlikeli olan bu ikinci dalga oldu. Nazım Hikmet’te aşağıdaki şiirle tarihe kanıt düşmüştü:

“Biz ki İstanbul şehriyiz,
Seferberliği görmüşüz:
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,
Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi
bir de İttihatçılar, bir de uzun konçlu Alman çizmesi
914’ten 918’e kadar yedi bitirdi bizi.”
Nazım Hikmet

Devamında Anadolu’nun pek çok yerinde grip vakalarına rastlandı. Özellikle Yozgat’ta vaka sayısının yüksekliği dikkat çekici idi. Yozgat’ta gripten en çok etkilenen Köhne ve Sorgun nahiyeleriydi. Bu nahiyelerde bulunan 48 köydeki 10.844 kişiden 9800’ü gribe yakalanmış ve 1160 kişi hayatını kaybetmiştir.

İspanyol gribinin üçüncü ve son dalgası da 1918’in son aylarında ve 1919’da
etkili olmuştur. Bu üçüncü ve son dalganın en önemli özelliği çok uzun sürmesiydi. Gripten ölenlerin sayısı İstanbul’da 10.000 civarına ulaşmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de 1918’de gribe yakalananlar arasında olduğu söylenir. Mustafa Kemal 1917’de Vahdettin ile birlikte Almanya seyahatine çıkar. Bu seyahatin ardından böbreklerinden rahatsızlanınca İstanbul’a hemen dönmez ve Viyana’da bir süre dinlenir. Orada İspanyol gribine yakalanır ve İstanbul’a birkaç gün gecikmeyle dönmek zorunda kalır.

Mustafa Kemal 1919’da Samsun’a hareket edeceği sıralarda tekrar gribe yakalanır. Bunun üzerine yaveri Cevad Abbas Gürer hekimleri çağırarak Mustafa Kemal’i muayene etmelerini ister ve yapılan tetkikler neticesinde Atatürk’ün sağlıklı olduğu ve gribin vücudunda çok fazla etkili olmadığı anlaşılır.

Sonuç olarak

1919 Nisanı’na gelindiğinde, üçüncü grip dalgası da doruk noktasına ulaştı ve salgın gerilemeye başladı. Gripten yorgun düşmüş sıkıntılı dünya liderleri Versay Barış Antlaşmasını imzaladı. Bilim insanları, virüsleri gözaltında tutacak sistemler için fonlar oluşturulmasını talep ederken, sıradan yurttaşlar salgının bir iki ay içinde tarihteki en büyük felaketlerden daha fazla insanı öldürmüş olduğunu unutuverdiler.

Salgın tarihçisi Alfred Crosby, korku ve merak konusundaki bu eksikliği “insan hafızasının özelliklerinden biri” olarak niteledi. Ama insanların grip karşısındaki bu ilgisizliği, belki de virüsün, uygarlığın bir parçası haline geldiğini gösteriyordu.

Gribin kusursuz modern kişiliği (hızlı, küresel ve anonim) onu kabul edilebilir, basit bir olay haline getirdi. Çabuk ve kolay ölüm bir 20. yüzyıl idealiydi, tanıdık ve hızlı grip bu beklentiyi gerçekleştirdi.

Kaynaklar:

1918 Grip Pandemisi – Yüksek Lisans Tezi – Mustafa Kemal Temel; http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49371.pdf

Doç. Dr. Kadir Demircan, Cihan Harbini Bitiren İspanyol Gribi, Bilim ve Teknik Eylül 2015

Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı, İletişim yayınları

That Show What A Global Pandemic Looked Like In The 1910s,

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu