Eğitim Bilimleri

Değişime Direnç Gösterme Durumu: Midye Sendromu

Midyelerin hayatları boyunca varlıkları ile ilgili almaları gereken yalnızca bir karar vardır. Bu hayatlarının geriye kalanını nerede geçirecekleri ile ilgilidir. Nereye yerleşeceğine ilişkin kararını aldıktan sonra midyeler, kendilerini bir kayaya yapıştırır. Bundan sonra ömürlerinin kalan kısmını hiç hareket etmeden akıntıların getirdiği yiyecekler ile beslenerek devam ettirir. Metaforik olarak bu yönüyle midye, değişime direnç ile ilişkilendirilir. Bu nedenle de değişime karşı direnç gösterenler midye sendromundan mustarip oldukları söylenir.

midye sendromu
Bazı kişilerin midye sendromundan muzdarip olduğu düşünülür. Bu kişiler değişime karşı dirençlidirler. Bu kişiler bir geminin gövdesine yapışan ve ömür boyu orada kalan midyeler gibi davranırlar. Bu nedenle bu tür kişiler mevcut konumlarını bozacak her harekete direnirler. Statükonun sonsuza kadar sürmesini isterler.

Midye sendromuna geçmeden önce değişime direnç kavramına değinmekte fayda var. Günümüzde yaşam koşullarımız, çalışma hayatımız, teknoloji ve endüstriler muazzam bir hızla değişiyor. Böyle bir ortamın içinde var olabilmek için de değişime ayak uydurmamız gerekiyor. Ancak bu noktada karşılaşılan sorunların başında bazı kişilerin değişime karşı direnç göstermesi geliyor. 

Değişime direnç göstermek bir nevi var olan rutinin bozulmasına, bilinenden uzaklaşılmasına, alışılagelenden vazgeçilmesine karşı gösterilen doğal bir tepkidir. Bu durumu bir okul üzerinden ele alalım. Çocukları ve gençleri geleceğin mesleklerine hazırlamak için okulların ve özelinde öğretmen ve idarecilerin sürekli bir değişim ve gelişim içinde olması gerekir. Ancak göreve başladığı günden itibaren değişen eğitim sistemlerine, gelişen teknolojiye, inovasyona genel olarak zamanın getirdiklerine karşı ilk günkü gibi duran, değişikliklere uyum sağla(ya)man kişiler mutlaka olacaktır. Kendini olduğu yere bir midye gibi sabitlemiş bu kişilerin bulunduğu duruma midye sendromu tanısı konabilir. Değişime açık olmanın zorunlu olduğu günümüzde bu durum bir sorun olarak karşımıza gelir.

Değişimden Neden Kaçınırız?

Bu durumu ortadan kaldırmak için işin içyüzünü biraz daha irdelemek gerekir. Aslında, kişilerin direndiği şey genellikle teknik değişim değil, sosyal değişimdir. Diğer bir deyişle çekinilen insan ilişkilerindeki değişimdir. Hemen hemen hepimiz rutinlerimizi severiz. Bilinmezlikten korkarız, düzenimiz ise bize kendimizi güvende hissettirir. Ayrıca kimilerimiz geçmiş deneyimlerden yana olumsuz tecrübelerde yaşamış olabiliriz. Tüm bunların neticesinde değişim aslında kolay bir süreç değildir.

Değişim hayatın değişmez kuralıdır. Sürekli ve kaçınılmazdır. İnsanların da okulların da hayatın değişim üzerine kurulu olduğu bilinciyle davranması gerekir. Hepimiz için önemli olan, değişim zamanının geldiğini fark edip zaman kaybetmeden değişimi doğru bir biçimde yönetmektir. Eğer zamanlama kaçırılırsa değişimin bir kıymeti kalmaz. İş işten geçtikten sonra yapılan değişimin hiç bir etkisi olmaz. Direnç, değişime karşı doğal bir tepkidir. Değişim rahatsız edici olabilir ve genellikle yeni bir zihniyet ve davranış gerektirir. Ancak, değişim süreci boyunca bireyleri destekleyerek ve değişimin tüm faydalarını fark etmelerine yardımcı olarak bu direnci azaltabiliriz. Doğa bize esnek olmanın değişime uyum sağlamada en önemli güç olduğunu öğretiyor. Doğanın sesine kulak vermemiz gerekiyor.

Kaynakça

  • Altan, S. (2018). Eğitim Örgütlerinde Midye Sendromu. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi5(3), 35-45, https://dergipark.org.tr
  • 5 Reasons People Resist Change and What We Can Do About It; Yayınlanma tarihi: 15 Kasım 2016; Bağlantı; https://www.inc.com/

Matematiksel

İlknur Çetinkaya

Nelson Mandela'nın sözleri ile ‘’Bir toplum, kendini en belirgin biçimde çocuklarına nasıl davrandığıyla ortaya koyar. Başarımız, her toplumun en kırılgan fertleri ve aynı zamanda en büyük zenginliği olan çocuklarımızın mutluluğu ve sağlığıyla ölçülmelidir’’. Çocuklarımızın yaşamdan, öğrenmekten keyif aldığı, öğrenmenin sınıfların dört duvarı arasına hapsedilmediği, çocuklarımızın özgür hissettiği, oyun oynayabildiği, çocukluklarını yaşayabildikleri, başarılarının sınavla ölçülmediği, her birinin başarıyı yetenekleri ve ilgi alanlarında tattığı, yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı güzel yarınlara

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz

Başa dön tuşu