Tarih

İskenderiye Kütüphanesi Hakkında Bildiklerimiz Bir Efsaneye Dayanıyor Olabilir

Carl Sagan’ın ilk kez 1980’de yayımlanan Cosmos dizisinin açılış bölümü, İskenderiye Kütüphanesi’ni yok eden büyük yangına özel bir yer ayırır. Sagan izleyicilerine, “Zamanda geriye gidebilseydim,” der, “İskenderiye Kütüphanesi’ne gitmek isterdim.”

Çünkü ona göre antik dünyanın bütün bilgisi o mermer duvarların içindeydi. Kütüphanenin yok oluşunu da yalnızca geçmişte kalmış bir felaket olarak değil, insanlık için kalıcı bir uyarı olarak görür: Böyle bir kayba bir daha asla izin vermemeliyiz.

İskenderiye kütüphanesini tasvir eden bir görsel

Sagan, bu düşüncesiyle son iki ya da üç yüzyıldır İskenderiye adını bir şehirden çok yanan bir kütüphane imgesiyle birlikte anan uzun bir yazarlar çizgisinin devamında yer alır. Zamanla “İskenderiye” sözcüğü, cehaletin uygarlığın özü karşısındaki zaferini anlatan güçlü bir simgeye dönüşmüştür.

Fransız Devrimi’nden Amerika Birleşik Devletleri’nin erken tarihine, Birinci Dünya Savaşı’ndan 20. yüzyılın sonlarında Balkanlar’daki çatışmalara kadar pek çok dönemde, kütüphanelerin ve arşivlerin yok edilişi İskenderiye üzerinden hatırlanmıştır.

Bu anlatıya göre antik dünyanın büyük uygarlıklarının biriktirdiği en büyük kütüphane, bugün sonsuza dek kaybettiğimiz devasa bir bilgi okyanusunu barındırıyordu. Sonra bu bilgi, papirüslerden oluşan büyük bir ateşte kül oldu.

Ancak İskenderiye’nin hikâyesi aynı zamanda bir mittir. Daha doğrusu, bazen birbirleriyle çelişen mitlerin ve efsanelerin toplamıdır. Buna rağmen popüler hayal gücü bu hikâyeye tutunmayı sürdürür. Dünyanın bütün bilgisini tek bir yerde toplayan evrensel bir kütüphane fikri, tarih boyunca hem yazarları hem de kütüphanecileri büyülemiştir.

Gerçek İskenderiye Kütüphanesi hakkındaki bilgilerimiz ise oldukça parçalıdır. Elimizdeki birincil kaynaklar azdır. Üstelik bunların çoğu ya artık kaybolmuş başka kaynakları tekrar eder ya da olaylara kesin konuşamayacağımız kadar uzaktan bakar. Bu yüzden Sagan’ın uyarısını ciddiye alacaksak, önce kütüphanenin gerçekten nasıl ve neden yok olduğunu anlamamız gerekir.

İskenderiye Kütüphanesi Nasıl Görünüyordu?

İskenderiye’de, büyük ticaret filolarına yol gösteren Firavun Deniz Feneri

Geleneksel anlatıya göre İskenderiye Kütüphanesi, MÖ 3. yüzyılın başlarında I. Ptolemaios Soter ya da oğlu II. Ptolemaios Philadelphos döneminde kuruldu. Büyük İskender’in ölümünden sonra Mısır’ı yöneten Ptolemaios Hanedanı, İskenderiye’yi Yunan kültürünün ve biliminin merkezi hâline getirmek istiyordu.

Kütüphane de Mouseion adı verilen daha büyük bir kurumun parçasıydı. Bugünkü “müze” sözcüğünün kökeninde yer alan Mouseion, kraliyet desteğiyle çalışan bilginleri bir araya getiren bir araştırma merkeziydi.

Kütüphanenin en parlak döneminde 40.000 ile 400.000 arasında papirüs rulosu barındırdığı düşünülür. Antik kaynaklar bu konuda çok farklı sayılar verir. Anlatılara göre kütüphane görevlileri metin toplamak için neredeyse her yolu deniyordu. İskenderiye Limanı’na gelen gemilerdeki kitaplara el koyuyor, bunları kopyalıyor ve kimi zaman asıl nüshaları kütüphanede bırakıyorlardı.

Zamanla kütüphane, büyük bilimsel ve edebî çalışmaların merkezi hâline geldi. Homeros metinlerinin düzenlenmesi, farklı nüshaların karşılaştırılması ve sistemli edebiyat eleştirisinin gelişmesi bu çalışmalar arasında yer aldı.

İskenderiye Kütüphanesinin Yakılması İle İlgili Ne Biliyoruz?

Kütüphanenin nasıl yok olduğunu açıklamak kolay değildir. Çünkü İskenderiye Kütüphanesi büyük olasılıkla tek bir büyük yangında yok olmadı. Yüzyıllar boyunca yaşanan felaketler, siyasi değişimler ve ihmal süreci onu yavaş yavaş ortadan kaldırdı.

İskenderiye Kütüphanesi’nin 1876’da yapılan bir tasviri.

MÖ 48’de Julius Caesar İskenderiye’yi kuşattığında çıkan yangınlar, koleksiyonun bir bölümüne zarar vermiş olabilir. MS 4. yüzyılda paganlar ile Hristiyanlar arasındaki dinî çatışmalar, kütüphaneyle bağlantılı Serapeum’u yıktı.

Daha sonraki anlatılar, MS 641’deki Arap fethini kütüphanenin son yok oluşuyla ilişkilendirdi. Ancak bugün birçok araştırmacı bu anlatıyı tarihsel bir gerçek olmaktan çok efsane olarak değerlendirir.

Gerçekte kütüphane büyük olasılıkla yavaş yavaş geriledi. Kraliyet desteği azaldı. Siyasi istikrarsızlık, İskenderiye’yi bilginler için daha tehlikeli bir yer hâline getirdi. Roma ve daha sonra Konstantinopolis gibi rakip öğrenim merkezleri güç kazandıkça, yetenekli bilginler ve kaynaklar başka yerlere yöneldi.

İskenderiye ile ilgili sırların çoğu suların altına gömülü durumdadır.

Sonuç Olarak

Peki ne kaybettik? Bunu ancak tahmin edebiliriz. Antik kaynaklardaki göndermeler sayesinde, bir zamanlar var olan ama günümüze ulaşmayan pek çok eserin adını biliyoruz.

Sophokles’in bütün oyunları, Polybios’un tarih yazıları, Arşimet’in bilimsel incelemeleri ve daha sayısız metin bunlar arasındadır. Bu eserlerin kopyaları İskenderiye’de var mıydı, doğru biçimde korunsalardı bugüne ulaşabilirler miydi? Bunu bilmiyoruz.

İskenderiye Kütüphanesi bu nedenle kayıp bilginin ve yarım kalmış ihtimallerin simgesi hâline geldi. Bize insan emeğinin, bilginin ve kültürel birikimin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır. Neyi koruduğumuz ya da neyi ihmal ettiğimiz, geleceğin hangi imkânlara sahip olacağını belirler. Bugün dijital kütüphaneler ve yedekli arşivler kurma çabamız da bir bakıma bu eski uyarıya verilen modern bir yanıttır.

Sonuç olarak arkeolojik çalışmalar devam ettikçe daha fazla cevaba erişmemiz mümkün. Ancak o zamana kadar İskenderiye’nin barındırdığı harikalar hakkında tek sınır hayal gücümüz gibi gözüküyor.

Yazının devamında okumaya devam ediniz: Bergama mı İskenderiye mi? Antik Dünyanın En Büyük Kütüphanesi Hangisi?


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir