Tarih

Nazca Çizgileri Neden Peru’nun En Büyük Gizemlerinden Biridir?

Güney Peru’daki Nazca Çölü’nde yer alan ve Nazca Çizgileri olarak bilinen jeoglifler, dünya genelinde tarih meraklılarını büyüler. Geometrik, hayvan ve insan biçimli figürler sergileyen bu çizimler, hem karmaşık tasarımları hem de ortaya çıkarılmaları için gereken teknik beceri nedeniyle diğer arkeolojik buluntular arasında öne çıkar.

nazca çizgileri
Çzgiler maymun, sinekkuşu, pelikan, kertenkele, jaguar, örümcek gibi hayvan motiflerinden oluşur. Hayvan motiflerinden ayrı olarak bitki, çiçek ve çeşitli hayali yaratıkların motiflerine de çölde rastlamak mümkündür.

1926 yılında Perulu arkeolog Toribio Mejía Xesspe, Lima’nın yaklaşık 400 kilometre güneyindeki kurak kıyı ovalarını çevreleyen tepelerde yürüyüş yaparken dikkat çekici bir şey fark etti. Yamaçlarda ve aşağıdaki pampalarda olağanüstü şekiller görünüyordu.

Ancak dünya bu keşfin farkına ancak 1930’larda uçaklar bu bölge üzerinde uçmaya başladığında vardı. Çizgilerin en belirgin olduğu Nasca (Nazca) vadisinden adını alan Nazca çizgilerinin varlığı böylece ortaya çıktı.

Nazca Çizgileri Nasıl Yapıldı?

Bu çizimler 450 kilometrekareyi aşar ve iki ana grupta toplanır: figürler ve çizgiler. Bugüne kadar çoğu hayvan biçiminde olan yaklaşık 70 figür belirlenmiştir.

Bu figürler arasında balina, örümcek, maymun ve sinekkuşu gibi dikkat çekici örnekler yer alır. En büyük figür ise yaklaşık 285 metre uzunluğundaki pelikandır. Çiçekleri, bitkileri, ağaçları ve bazı günlük nesneleri andıran çizimler de bu büyük bütünün parçasıdır.

Sinekkuşu jeoglifinin havadan çekilmiş fotoğrafı, Diego Delso, 2015. 

Çizgiler ve geometrik şekiller pampayı boydan boya keser ve çoğu zaman birbirinin üzerinden geçer. Bazıları kilometreler boyunca dümdüz ilerler. Bazıları ise labirentler, spiraller, yamuklar, üçgenler ve dikdörtgenler oluşturur. Ayrıca, büyük insan gruplarının hareketine uygun şekilde yapılmış hatlar da vardır.

Nazca Çölü’nün sert ve suskun yüzeyi, aslında bu çizimlerin en büyük yardımcısıydı. Yüzeyi kaplayan koyu renkli taş ve kum tabakası, binlerce yıl boyunca güneş ve rüzgârın etkisiyle oluşmuştu. İnsanlar bu üst katmanı dikkatle kaldırdığında, alttan daha açık renkli bir zemin ortaya çıktı. Böylece toprağı kazarak değil, yüzeyi siler gibi açarak devasa şekiller çizdiler.

Dünyanın birçok yerinde bu tür çizimler zamanla aşınma ve insan faaliyetleri nedeniyle hızla silinirdi. Ancak bu kıyı düzlüklerinde rüzgâr ve yağış son derece azdır, insan etkisi de sınırlıdır. Bu nedenle çizgiler günümüze kadar korunabilmiştir.

“Astronot” olarak adlandırılan yer şekli, Nazca çizgileri içindeki en gizemli ve en çok tartışılan figürlerden biridir. Diğer hayvan ve geometrik desenlerden farklı olarak, büyük bir başı, yuvarlak gözleri ve yukarı doğru uzanmış bir kolu andıran insansı bir form gösterir.

Bu çalışmalar tek bir döneme ait değildir. Yaklaşık MÖ 500’de başlayan süreç, MS 700’e kadar devam etti. Bugün gördüğümüz en etkileyici figürlerin çoğu Nasca dönemine aittir. Bu dönem MÖ 200 ile MS 700 arasına tarihlenir.

Bu dönemde bölgede yaşayan topluluklar yalnızca çizgilerle değil, sanatın başka alanlarında da gelişti. İnce dokumalar ürettiler, seramikte ustalaştılar. Kurak ve zorlu bir coğrafyada tarım yapmanın yollarını buldular.

Nazca Çizgilerinin Amacı Neydi?

Nazca Çizgileri ilk keşfedildiğinde büyük bir gizem duygusu yarattı. Ortada devasa ölçekte, son derece ayrıntılı çizimler vardı. Bunlar ciddi bir planlama ve büyük bir emek gerektiriyordu. Üstelik ilk bakışta yalnızca havadan görülebiliyor gibi duruyordu. Bu da şu soruları gündeme getirdi: Bu çizimleri yapanlar onları nasıl planladı? Kimin görmesini istediler? Asıl amaç neydi?

Ancak çizgilerin yalnızca havadan görülebileceği düşüncesi aslında doğru değildir. Yamaçlardaki figürler açıkça aşağıdaki düzlükten görülecek şekildedir. Düzlükteki çizimler ise çevredeki tepelerden seçilmektedir.

Maymun jeoglifi

Bu çizimlerin anlamına dair ilk kapsamlı yorum astronomiyle ilgiliydi. Bu yaklaşıma göre, Nazca çizgileri gökyüzüyle ve gök cisimlerinin hareketleriyle bağlantılıydı. Özellikle gündönümleri ve ekinokslar gibi belirli anları işaret ediyor olabilirlerdi.

Başlangıçta en yaygın yorum olan arkeoastronomik açıklama zamanla önemini yitirdi. 1968’de Amerikalı astronom Gerald Hawkins’in yaptığı bilgisayar destekli analiz, çizgilerin gökyüzüyle anlamlı biçimde hizalanma oranının, rastgele bir düzenlemeden farklı olmadığını gösterdi.

1970’lerden itibaren araştırmacılar yön değiştirdi. Bu insanların çölün kıyısında, oldukça kırılgan bir dengede yaşadığını fark ettiler. Böyle bir ortamda su hayatiydi. Araştırmacı Johan Reinhard bu durumu şöyle açıklar: Çizgiler muhtemelen gökyüzüne ya da ufuktaki belirli noktalara işaret etmiyordu. Daha çok, su ve bereket için ritüellerin gerçekleştirildiği yerlere yöneliyordu.

Arkeolojik bulgular bu yorumu destekler. Bazı çizgiler törensel alanlarda son bulur, bazıları bu alanları çevreler ya da onlardan dışa doğru yayılır. Bu alanlarda yapılan kazılarda adaklar bulunmuştur.

Son araştırmalar başka bir noktaya daha dikkat çeker. Bu çizgiler yalnızca uzaktan bakılmak için yapılmış olmayabilir. Onların üzerinde yürümek de önemliydi. Bu yürüyüşler, toplu ritüellerin bir parçasıydı. İnsanları, inançları ve yaşadıkları coğrafyayı birbirine bağlayan bir deneyim sunuyordu.

Sonuç olarak

Nazca Çizgileri hakkında en çok bilinen yorumlardan biri, Erich von Däniken’in ortaya attığı görüştür. “Antik astronot” fikirleriyle tanınan Däniken, eski sanat ve mitlerde görülen tanrısal varlıkların aslında dünya dışı ziyaretçiler olabileceğini öne sürdü. Ona göre Nazca çizgileri de bir tür iniş pisti gibiydi. Ancak çöl yüzeyinin gevşek yapısı, bu tür bir kullanım için pek uygun görünmez.

Bir başka ilginç öneri ise kâşif ve pilot Jim Woodman’dan geldi. Woodman, Nazca halkının ilkel sıcak hava balonları yapmış olabileceğini ileri sürdü. Ona göre insanlar bu balonlarla havalanarak çizimleri yukarıdan görebiliyordu. Hatta bu fikri test etmek için dönemin malzemeleriyle bir balon inşa etti ve kısa süreli bir uçuş gerçekleştirdi.

Ancak bu tür görüşler genel olarak bilim insanları tarafından kabul görmez. Araştırmalar, çizimlerin anlaşılması için havalanmanın şart olmadığını gösterir. Çizgilerin bir kısmı zaten yerden ya da çevredeki tepelerden görülebilir. Ayrıca bu çizimleri yapan insanların, onları görebilmek için böyle karmaşık yöntemlere ihtiyaç duyduğunu gösteren güçlü bir kanıt da yoktur.


Kaynaklar ve İleri Okumalar İçin:

Matematiksel

Bunlar da ilgini çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir