Piri Reis Haritası, haritacılık tarihinin en gizemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Haritayı ilginç kılan temel unsur, birçok araştırmacının Antarktika olarak yorumladığı bir kara parçasını açık biçimde göstermesidir.

1929 yılında Topkapı Sarayı’nda çalışan bir grup tarihçi dikkat çekici bir keşif yaptı. 1513 tarihli, ceylan derisi üzerine işlenmiş bir haritanın bir bölümünü ortaya çıkardılar. Bu parça, Atlas Okyanusu’nun bir kısmını gösteriyor ve Amerika kıtaları ile Antarktika’yı şaşırtıcı bir ayrıntıyla tasvir ediyordu.
Asıl dikkat çekici olan ise, bu haritanın Kolomb’un keşfinden yalnızca birkaç yıl sonra çizilmiş olması ve Antarktika’nın varlığının bilinmesinden yaklaşık üç yüzyıl öncesine tarihlenmesidir.
Keşiften sonra geçen yıllarda, haritacının bu bilgiyi nasıl elde ettiği üzerine yoğun tartışmalar yürütüldü. Kaynak haritalar, gelişmiş bir antik uygarlık ya da dünya dışı varlıklar tarafından mı hazırlanmıştı? Yoksa haritadaki unsurlar, sonradan çeşitli varsayımlara uyacak şekilde mi yorumlanmıştı?
Piri Reis Haritası Nasıl Çizildi?

Piri Reis, asıl adıyla Muhiddin Piri, denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı. Uzun yıllar çeşitli seferlere katıldı; bu süreçte hem denizi hem de haritacılığı öğrendi. Gittiği yerlerde yalnızca seyahat etmekle kalmadı; farklı denizcilere ait haritaları, çizimleri ve bilgileri de topladı. Zamanla kendi gözlemlerini bu birikimle birleştirdi.
1513 yılında Gelibolu’da bu malzemeleri bir araya getirerek ilk dünya haritasını çizdi. Bugün Piri Reis Haritası olarak bilinen bu çalışma, farklı kaynakların birleşmesiyle ortaya çıktı. Haritanın yalnızca bir bölümü günümüze ulaşmış olsa da bu parça bile ne kadar geniş bir bilgi birikimine dayandığını gösterir.
Piri Reis, 1528’de ikinci bir dünya haritası daha hazırladı. Bununla da yetinmedi; denizcilere rehberlik etmek amacıyla “Kitab-ı Bahriye” adlı eserini yazdı ve Akdeniz kıyılarını ayrıntılı biçimde anlattı.
Günümüze ulaşan harita parçası, aslında özgün eserin yalnızca bir bölümüdür. Bu parça Atlas Okyanusu’nu gösterir: Batıda Afrika kıyılarından başlar, batıya doğru Güney Amerika’nın doğu kıyılarına uzanır. Güneyde ise Antarktika’nın kuzey kıyılarına kadar iner.

Piri Reis, haritada kullandığı kaynaklara da yer verir ve başvurduğu bazı haritaların dördüncü yüzyıla, hatta daha eski dönemlere ait olduğunu belirtir.
Harita, bugün alışık olduğumuz enlem ve boylam çizgilerine göre çizilmemiştir. Bunun yerine, merkezlerden dışa doğru yayılan çizgilerle oluşturulan dairesel bir düzen kullanılmıştır. Bu tür haritalara “portolan” denir. Amaçları kesin konum göstermek değil; deniz rotalarını açıklamak ve gemileri bir limandan diğerine yönlendirmektir.
Piri Reis Haritası İle İlgili İddialar Nelerdir?
Piri Reis Haritası üzerine çalışan birçok araştırmacı, haritadaki coğrafi ayrıntıların ve matematiksel bilginin düzeyine dikkat çeker. Onlara göre bu düzey, on altıncı yüzyıl ve daha eski dönem denizcilerinin kapasitesini aşmaktadır.
Haritanın en dikkat çekici yönü, Antarktika’yı şaşırtıcı derecede doğru görünmesiyle tasvir etmesidir. Oysa Antarktika ancak 1818 yılında keşfedilmiştir. Bu durum, haritanın nasıl bu kadar doğru bilgiler içerdiği sorusunu gündeme getirir.

Piri Reis Haritası etrafındaki büyük tartışma, Profesör Charles Hapgood’un 1965 yılında yayımladığı Maps of the Ancient Sea Kings adlı kitabıyla başladı. Hapgood ve New Hampshire Üniversitesi’ndeki öğrencileri haritayı incelediklerinde bazı sıra dışı özellikler fark etti.
Antik Yunanlılar, Dünya’nın küresel olduğunu bilmeleri sayesinde silindirik haritalar çizebiliyordu. Ayrıca astronomi ve geometri kullanarak enlem ve boylam hesaplamaları yapabiliyorlardı. Ancak bu hesaplamalar tam anlamıyla kesin değildi.
Bu nedenle Hapgood, haritanın MÖ 4000’den daha eski kaynaklara dayandığını öne sürdü. Bu iddia, bilinen en eski uygarlıklardan bile önce gelişmiş bir toplumun var olduğu anlamına geliyordu.
Bu teoriye göre, tarih öncesi bir uygarlık dünyayı oldukça doğru biçimde haritalayabilecek teknolojiye sahipti. Hapgood ayrıca kıtaların iç bölgelerinin ayrıntılı biçimde gösterilmesinin, havadan gözlem yapılmasını gerektirdiğini ileri sürdü.
Bu da söz konusu uygarlığın hem denizcilikte hem de havacılıkta ileri düzeyde olduğu fikrine yol açtı. Bu düşünceler zamanla Atlantis ya da dünya dışı varlıklar gibi daha spekülatif iddiaların ortaya atılmasına neden oldu. Ancak bu tür teorileri destekleyen herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
Sonuç Olarak
Hapgood’un teorisine karşı çıkanlara göre haritadaki şekil Antarktika’yı değil, Güney Amerika’nın kıyılarını gösterir. Buna kanıt olarak da kıyı çizgilerinin ve iç bölgelerin, bugünkü Güney Amerika coğrafyasıyla büyük ölçüde uyuştuğunu gösterirler. Aksi halde, haritanın Antarktika ile Güney Amerika’nın bir zamanlar Uruguay civarında birleşik olduğunu ve Arjantin’in henüz oluşmadığını ima etmesi gerekir.
Öte yandan Hapgood’un diğer bazı teorileri bilimsel olarak geçerliliğini yitirmiştir. Bunlardan biri, MÖ 9500 civarında Dünya’nın ekseninin aniden kaydığı ve bunun Antarktika’nın yer değiştirmesine neden olduğu yönündeki “kutup kayması” teorisidir. Ancak mevcut bilimsel veriler, böyle bir olayın gerçekleşmediğini açıkça göstermektedir.
Tartışma hâlâ sürüyor. Piri Reis sadece şans eseri mi doğru tahminler yaptı? Yoksa binlerce yıl önce yaşamış gelişmiş bir uygarlığın hazırladığı harita ve çizimlere mi erişimi vardı? Kesin cevaplar henüz yok. Ama kesin olan bir şey var.
Bu harita, insanlık tarihine bakışımızı sorgulamamıza neden olur. Bildiklerimizin ne kadarının doğru olduğu sorusunu gündeme getirir. Belki de bir gün bu gizemin tüm yönleriyle aydınlatılması mümkün olacaktır.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Piri Reis Map – How Could a 16th Century Map Show Antarctica Without Ice? Yayınlanma tarihi: 9 Eylül 2018; Bağlantıı: Piri Reis Map. How Could a 16th Century Map Show Antarctica Without Ice/
- Did the Piri Reis Map Show Antarctica Before Its Discovery? Bağlantı:https://www.historydefined.net/
Matematiksel



