Birçok kişi, zekice icatların yalnızca 20. yüzyılda ortaya çıktığını düşünür. Ancak arkeologların yaptığı keşifler bu yaygın yanılgıyı sık sık çürütür. Bu keşiflerden biri de hakkında çeşitli teoriler ortaya atılan ve “gizemli nesne” olarak anılan Bağdat Pili’dir.

1940 yılında Irak Ulusal Müzesi’nin Alman müdürü Wilhelm König şaşırtıcı bir iddia ortaya attı. König, Bağdat Müzesinde bulunan bazı eski nesnelerin aslında elektrik pilleri olabileceğini söyledi. MS 5 ile 640 yılları arasına tarihlenen bu eserlerin her biri, ağzı asfalt bir tıpayla kapatılmış küçük bir kil kaptan oluşuyordu. Tıpanın içinden bir demir çubuk dışarı uzanıyor, kabın içinde ise bu çubuğu çevreleyen bir bakır silindir bulunuyordu.
Başlangıçta kimse König’in iddiasına inanmadı. Ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra kapların içinde korozyon izleri olduğu ortaya çıktı. Bu korozyonun şarap ya da sirke gibi asidik bir maddeden kaynaklanmış olabileceği düşünüldü.

Bağdat Pili Ne İşe Yarar?
Eğer König haklıysa teknoloji tarihinin bazı yönlerini yeniden düşünmek gerekir. Çünkü tarihçiler, “pil” adı verilen bir elektrik düzenini ilk kullanan kişinin Benjamin Franklin olduğunu kabul eder. Kimyasal bir tepkimeye dayanan ve günümüzdeki pillere benzeyen ilk pili ise 1800 yılında Alessandro Volta geliştirdi. En azından uzun süre tarihçiler böyle düşündü.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalı bir deneyci olan Willard Gray, König’in “Bağdat Pili” adını verdiği düzenekleri sınamaya karar verdi. Antik eserin bir kopyasını yaptı ve kabı üzüm suyuyla doldurdu. Deney sonucunda yaklaşık iki voltluk bir elektrik gerilimi elde etti.
König’e göre “Bağdat Pili” olarak adlandırılan bu düzenek, mücevherleri altın ya da gümüşle kaplamak için yapılan elektrokaplama işleminde kullanılmıştı. Elektrokaplama dışında, bu pillerin tıbbi amaçlarla da kullanılmış olabileceği öne sürülmüştür. Nitekim antik Yunan’da elektrik üreten balıklar ağrıyı uyuşturmak için kullanılıyordu; günümüzde ise Çin’de bazı akupunktur yöntemlerinde elektrikten yararlanılmaktadır.

Bununla birlikte Bağdat Pili yıllar boyunca birçok şüpheyle de karşılaşmıştır. Bunun nedenlerinden biri, bazı tuhaf sözde bilimsel iddialarla ilişkilendirilmesidir.
Bağdat Pili Gerçek mi?
Erich von Däniken, 1968 yılında yayımlanan ve bilim dünyası tarafından tamamen geçersiz sayılan (ancak hâlâ tuhaf biçimde popüler olan) Tanrıların Arabaları? adlı kitabında bu pili, gelişmiş teknolojinin dünya dışı varlıklar tarafından dünyaya getirildiğinin kanıtı olarak göstermiştir.
Buna benzer başka iddialar da vardır: Örneğin İskenderiye’deki Pharos Deniz Feneri’nin elektrikle çalıştığı ya da Büyük Piramitlerin aslında dev enerji santralleri olduğu ileri sürülmüştür.

Bazı uzmanlar da antik pil hipotezine ciddi eleştiriler yöneltir. Stony Brook Üniversitesi arkeoloji profesörü Elizabeth Stone bu konuda oldukça nettir: “Arkeoloji alanında bunun gerçekten bir pil olduğunu düşünen kimseyi tanımıyorum,” der.
Nitekim araştırmacılar bugüne kadar kapları birbirine bağlayacak herhangi bir tel bulamamıştır. Ayrıca tarihçiler, antik toplumların nesneleri altın ve gümüşle kaplamak için çok daha basit yöntemler kullandığını da bilir.
Peki bu kaplar pil değilse gerçekte nedir? Bazı araştırmacılar bu soruya oldukça basit bir yanıt verir. Onlara göre antik çağlarda insanlar benzer kapları papirüs tomarlarını saklamak için kullanıyordu. Papirüs tomarı demir çubuğun çevresindeki bakır silindirin etrafına sarılıyor ve kabın içine yerleştiriliyordu. Kapların içinde bulunan asidik kalıntıları da araştırmacılar zamanla parçalanan papirüslere bağlar.
Arkeologların çoğu bu düzeneklerin pil olmadığı görüşünde birleşse de herkes aynı fikirde değildir. British Museum’da çalışan metalurji uzmanı Dr. Paul Craddock’ kabın gerçekten bir pil olduğundan oldukça emindir. Ona göre bu düzeneklerin kullanım amacı da oldukça sıra dışıdır. Craddock, bu pillerden bazılarının antik bir tapınaktaki metal bir heykelin içine gizlenmiş olabileceğini öne sürer.
Craddock bu fikrini şöyle açıklar. “Bir tanrı heykeline kablolar bağlanır ve rahipler insanlara sorular sorardı. Yanlış cevap veren kişi heykele dokunduğunda hafif bir elektrik çarpması hisseder, belki de gizemli bir mavi ışık parlaması görürdü. Doğru cevabı verdiğinde ise rahip pilleri devreden çıkarır ve hiçbir şey olmazdı. Böylece insanlar heykelin, rahibin ve dinin gücüne inanırdı.”
Sonuç Olarak
Elbette Craddock’ın önerisi yalnızca bir varsayımdır ve böyle bir antik düzenek gerçekten bulunmadıkça öyle kalacaktır. Ancak benzer bir fikir 2005 yılında MythBusters adlı televizyon programının bir bölümünde sınandı.
Programın araştırmacıları önce pilin elektrokaplama ya da tıbbi ağrı giderme amacıyla kullanıldığı iddialarını test etti. Sonucunda her iki ihtimali de “makul” buldu. Daha sonra ise Tevrat’ta anlatılan Ahit Sandığı’nın bir kopyasını bir elektrik jeneratörüne bağladılar. Sandığa dokunan kişiler göğüslerinde bir sıkışma hissi yaşadı.
Kuşkusuz kullanılan jeneratör antik pillerden çok daha güçlüydü. Buna rağmen programın sunucularından Adam Savage, en küçük elektrik çarpmasının bile bilimsel bilgiye sahip olmayan insanları doğaüstü güçlerin varlığına inandırmaya yetebileceğini söyledi.
Nitekim Arthur C. Clarke’ın ünlü sözünü hatırlamak gerekir: “Yeterince gelişmiş her teknoloji büyüden ayırt edilemez.” Clarke bu sözü söylemeden bin yıldan fazla önce yaşamış olan o rahipler, belki de bu ilkenin gücünü çoktan keşfetmişti.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Is The 2,000-Year-Old “Baghdad Battery” Actually A Battery?. Yayınlanma tarihi: 17 Ocak 2023. Kaynak site: Iff Science. Bağlantı: Is The 2,000-Year-Old “Baghdad Battery” Actually A Battery?
- Handorf, D.E.. (2002). The Baghdad battery – Myth or reality?. Plating and Surface Finishing. 89. 84-87.
Matematiksel





