Toplum ve Yaşam

Siyasi Görüşlerimiz Nasıl Oluşuyor? Siyaset Hayatımıza Ne Zaman Girdi?

Dünyanın neresinde olursanız olun, rakip siyasetçileri gördüğünüz zaman “farklı dünyalarda yaşıyor gibiler” diye düşünürseniz aslında çok da yanılmış olmazsınız. Anlaşmazlıklarının kökeni ideolojiden ziyade aslında biyolojik kökenli olabilir. Aslında siyasi görüş farklılarımızın temelinde yatan şeyin genlerimiz mi yoksa toplumsal ilişkilerimiz mi olduğu sorusu uzun zamandır bilim insanlarının araştırmalarına temel oluşturuyor.

İnsan siyasal bir canlıdır. Modern zaman öncesinde de insan güç ve kaynakların dağıtımı konusunda kararlar almak zorunda kalmış ve tartışmalara dahil olmuştur. Ancak toplumlar uygarlaştıkça mücadeleler daha demokratik bir hale büründü.18. yüzyılın son 10 yılında da Fransa’da bir fay hattı kırıldı. Bir taraf monarşiyi, kiliseyi ve eki rejimin kurumlarını diğer tarafta devrimi destekledi. Gelenekselciler yasama meclisinin sağ tarafında, devrimci kesim de sol tarafında oturuyordu. Aslında bu olaydan önceki ve sonraki siyaset temel olarak bu çerçevede şekillendi. Siyaset mevcut durumu korumak ile mevcut durumu değiştirme dürtüleri arasında gidip geldi. Sağ ve sol; muhafazakâr ve ilerici mücadelesi olarak sürdü ve sürmeye de devam ediyor. Peki, insanlar arasındaki bu evrensel bölünme nereden kaynaklanıyor?

Politik Duruşumuzu Genlerimiz mi Belirliyor?

Genel kanıya göre siyasal eğilim, kanıtlara ve akıl yürütmeye dayalı olarak, bilinç ve mantık çerçevesinde seçilen bir şeydir. Farklı görüşte olmamızın nedeni, farklı sonuçlara varmamızdır. Ne var ki, son yıllarda yapılan araştırmalar, işin aslının bu kadar basit olmadığını ortaya koyuyor. Siyaset kanımızda var gibi duruyor. Siyasal farklılıklarımızın kökeni de biyolojimizin derinlerinde yer alıyor olabilir.

Siyasal görüşün biyolojik kökenleri ile ilgili ilk araştırma 1950’li yıllarda yapılmaya başladı. Bu araştırmaların başlıca özelliği otoriter kişilik yapısını tanımlamaya çalışmalarıydı. Fakat zaman içinde konuya ilgi kayboldu. Ne var ki bu araştırmalar aslında önemli bir ipucu yakalamışlardı. Son dönemde yapılan çalışmalar ise kişiliğin siyasi görüşü etkilediğini ortaya koyuyor. Sadece bu kadar da değil. İşin içine genetik bilimi de karışınca tablo daha da biçimlenmeye başladı. Elbette hiç kimse ilericilik ya da muhafazakârlık geni olduğunu iddia etmiyor. Ancak araştırmalar ilginç ipuçları veriyor.

Siyaset bilimi uzmanı ve tıbbi genetik profesörü James Fowler, geçtiğimiz yıllarda genetik konusundaki uzmanlığını kullanarak, genlerimizin politik görüşlerimizi etkileyip etkilemediğini de görmek istedi. Bunun için öncelikle serotonin ve dopamin hormonlarını takibe aldı. Araştırmasının sonucunda da serotonin üretiminde rol oynayan 5HTT adlı genin dini görüşlerde belirgin bir fark yarattığını ortaya koydu. Ayrıca yenilik peşinde olma ve sol eğilimli görüşler ile DRD4 adlı geni ilişkilendirdi. Örneğin maceracı ve özgür ruhlar olarak tanımladığımız dağcıların, birçoğunda bu gen varyantı aktif durumdaydı. Fowler’e göre bir kişinin ergenlik çağında sosyal bir yaşantısı olması liberal görüşe yatkınlığı da arttırıyordu.

Ayrıca siyasal tutumların yüksek düzeyde kalıtımsal olduğunu da uzun zamandır biliyoruz. Örneğin tek yumurta ikizlerinin aynı siyasi görüşü paylaşma ihtimalinin çok yumurta ikizlerine göre çok daha fazla olduğu bulunmuştur.

Siyasi Görüşümüzü Kişilik Yapımız mı Belirliyor?

Son dönemde yapılan başka araştırmalar da kişiliğin siyasal görüşü etkilediğini öne sürüyor. Örneğin, ofislerde ve yatakhanelerde gözlemler yapan psikologlar muhafazakarlar ile ilerici görüşlü olanların yaşam alanlarını farklı biçimde düzenlediklerin fark ettiler. Düzen ve geleneksellikten yana olanlar daha fazla eşyaya sahiptiler. Diğer uçtakiler ise daha dağınıktı ve keşfe yönelik eşyalara daha fazla önem veriyorlardı.

Araştırmacılar, bu farklılıkların beş büyük kişilik boyutlarından ikisi olan ( Bakınız: 5 Faktör Kişilik Kuramı ) deneyime açıklık ve sorumluluk duygusu gibi kişilik özelliklerinin bir göstergesi olduğu sonucuna vardı. Konuyla ilgili çalışmalarında muhafazakarların bilişsel tamamlama yani belirsizlikleri ortadan kaldırma ihtiyacının daha fazla olduğu anlaşıldı. Biyolojik farklılıkların bulunduğu bir diğer alan ise ahlaki yargılardı. İlericiler eziyet ve eşitsizliğe katlanamazken, muhafazakarlar otoriteye ve geleneklere saygısızlık karşısında daha çok rahatsızlık duyuyordu. Bu farklılıklar da şaşırtıcı bir biyolojik kökene sahipti. Bu aslında hepimizin sahip olduğu iğrenme eğilimi idi.

İğrenme, siyasi görüşü ne olursa olsun, bütün insanları ahlaken şüpheli davranışlara karşı tahammülsüz hale getirir. Ancak muhafazakarların daha sert tepki verdiği bir gerçektir. Ayrıca insanların dünyayı algılama biçiminde de farklılıklar bulunmuştur. Örneğin, muhafazakarların ani seslere karşı irkilme reflekslerinin daha belirgin olduğu gözlenmiştir. Benzer bir şekilde korkutucu resimlere daha fazla tepki vermişlerdir. Tüm bunlar bu görüşte olan kişilerin dünyayı daha tehlikeli bir yer olarak algıladığı biçiminde yorumlanmıştır.

Siyasi Görüş Toplum Tarafından mı Şekillenir?

Dartmouth College tarafından yapılan bir araştırmaya göre de, sosyal ve politik grupların oluşumunu üç faktör yönlendiriyor: daha güçlü fikirlere sahip olmak için sosyal baskı, bireyin fikirlerinin sosyal komşularınınkilerle ilişkisi ve sosyal bağlantılara sahip olmanın faydaları. Makalede incelenen önemli bir fikir, insanların sosyal komşularıyla fikir farklılıklarından kaçınmak için fikirlerini ve bağlantılarını seçmeleridir.

Çalışmayı yürütmek için ekip, matematiksel bir model geliştirdi. Bu model, araştırmacıların ayrışmaların ve anlaşmazlıkların nasıl oluştuğunu ve bunun giderek nasıl şiddetli bir yandaşlığa ve kuvvetli bir kutuplaşmaya dönüştüğünü anlamalarına yardımcı oldu.

Bireyler, aynı fikirde olan gruplara katılarak, kendileriyle uyuşmayan görüşleri dikkate almanın psikolojik stresini veya “bilişsel uyumsuzluğu” da önlerler. Sonuçta, güçlü ilişkiler, bazılarının kanıtlanmış gerçek olarak kabul edeceği şeyler için bile, somut kanıtlardan daha değerli olabilir.

Sağ, Sol ve Merkez

Elbette tüm bu araştırmalar çok fazla tartışmaya neden oluyor. Tartışmaların bir kısmı araştırmaların insanların iki gruptan birine indirgemesine odaklanıyor. Ayrıca muhafazakar düşüncenin bir kişilik bozukluğu gibi ele alınması da rahatsızlık veriyor. Bunun yanı sıra başta özgürlükçülük olmak üzere, her iki tarafa da uymayan kişiler olduğu biliniyor. Ancak bu yazıda anlamanız gereken şey karşıt görüşlerin çatışmasına şahit olduğunuz zamanlarda iki tarafında aslında tamamen farklı olduğu gerçeğidir. Bu nedenle tarafların çatışması çoğu zaman kişilerin ellerinde değildir.


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Başa dön tuşu