BİLİM TARİHİ

Osmanlı’da Hocaların Hocası: Kadızade Rumi

Orta çağın ünlü matematik ve astronomi bilgini olan Kadızade Rumi’nin asıl adı, Selahaddin Musa’dır. Çağının bilim otoritelerinden Bursa Kadısı Mehmet Çelebi’nin oğlu olduğu için, Bursa ve çevresinde daha çok  “Kadızade” olarak tanındı. Adına “Anadolu” anlamında “Rumi” sözcüğü daha sonraları eklendi.

Kadızade Rumi, ilk öğrenimini Molla Fenari gibi değerli bilim adamlarının ders verdiği Bursa medreselerinde tamamladı. Devamında, matematik ve astronomi konularındaki mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak üzere çağın en ünlü bilim merkezlerinden Horasan ve Maveraünnehir bölgelerine gitti.

Osmanlı bilim geleneğinin oluşmasında önem taşıyan kültür merkezlerinin başında Semerkand gelmektedir. Antikçağın büyük filozofu Platon’un (MÖ 427-347) matematiksel yaklaşımını temele alan bir düşünce merkezi olan Semerkand, Uluğ Bey tarafından başkent yapılmış ve entelektüel olarak canlandırılmıştı.

Uzun yıllar etkin bir konumda bulunan Semerkand düşünce geleneğinin temelinde matematiksel bilimler, yani matematik ve astronomi bulunmaktaydı.

Osmanlı Devleti’nde yetişen ilk önemli astronomi bilgini olan Kadızade Rumi, 1411 yılından itibaren Semerkand’da yaşamaya başlamış ve burada dönemin seçkin bilim ve düşün insanlarından dersler almıştır.

Bu eğitimin bir sonucu olarak olguların anlaşılıp açıklanmasında matematiğe özel bir değer veren Kadızade Rumi, Batı’da on sekizinci yüzyılın genel bir tutumu olarak düşünce tarihine yansıyan “doğayı matematikle kavramak” yaklaşımının öncülerinden birisi olmayı başarmış seçkin bir bilim insanıdır.

Akılcılığın güçlü bir savunucu olan Rumi, matematiksel kesinlik dışında kesin ve genel geçerliliği olan bir gerçeklik tanımaması ile bilinir. Bütün yapıtlarının matematik ve astronomiye ilişkin olması da bu durumu doğrulamaktadır.

Uluğ Bey, Kadızade Rumi, Ali Kuşçu, Gıyaseddin Cemşid – Semerkand’da bulunan bir heykel

Bilim Anlayışı

Kadızade Rumi’nin bilim anlayışını anlamamızı sağlayan bir diğer yön de onun bilimsel özerkliğe verdiği değerdir. Semerkand’da Uluğ Bey ile tanışan Kadızade Rumi kısa zamanda hükümdarın sevgi ve saygısını kazanarak özel hocası olmuş, ardından da Uluğ Bey Medresesi’nin baş hocalığına getirilmişti.

Derslerine Uluğ Bey ve diğer hocalar da katılırdı. Bir gün Uluğ Bey, Kadızade Rumi’den habersizce bir hocayı (müderris) görevinden almış, bunun üzerine Kadızade Rumi de ders vermeyi bırakmıştır. Neden böyle yaptığını soran Uluğ Bey’e verdiği yanıt ise düşündürücüdür:

“Ben tavsiye üzerine ve kural olarak görevden almanın söz konusu olmadığı bir görev üstlendim. Şu ana kadar müderrisliğin de böyle bir görev olduğunu sanıyordum. Ancak bu işte de görevden almanın uygulandığını görünce görevi bıraktım.”

Bir hükümdar da olsa, yöneticinin bilime ve bilim adamına müdahalesinin doğru olmayacağını dile getiren bu davranış, bilimsel özerkliğin önemini ve değerini açıkça göstermektedir.

Kadızade Rumi, bu tutumuyla aynı zamanda bilim adamının sorumluluğunun sadece bilimsel araştırma ve incelemeyle sınırlı olamayacağını, aksine bilimin üretildiği dinamik sürecin devamlılığının sağlanmasından ve sağlıklı bir biçimde işletilmesinden de sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim bu kararlı tutumu sonucunda Uluğ Bey geri adım atmış, müderrisi görevine iade etmiş ve bir daha müderrisleri görevden almayacağına dair söz vermiştir. Bunun üzerine oda yeniden ders vermeye başlamıştır.

Kadızade Rumi, bilim tarihi açısından önemli, pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Özellikle ikisi Osmanlı bilim tarihi açısından çok değerlidir. Bunlardan birisi Ali Kuşçu, diğeri de Fethullah el-Şirvânî’dir.

Öğrencileri aracılığıyla Anadolu’da bilimin kökleşmesi ve zenginleşmesini sağlarken, yapıtlarıyla da bu zenginliği artıran Kadızade Rumi’nin, geometri alanındaki Şerh Eşkâl el-Tes’is (Temel Teoremler Üzerine) ve astronomi alanındaki Şerh el-Mülahhas fî İlm el-Hey’e (Astronomi Seçkisi Üzerine) adlı çalışmaları medreselerde orta seviyede ders kitabı olarak okutulmuştur.

Kesin olmamakla birlikte 1359 yılında doğduğu tahmin edilen Kadızade Rumi’nin 1432 yılında yaşamını yitirmiştir.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu