Biyografiler

Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman’ın Hayatı ile Yaşadığı Döneme Bir Bakış

Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman, Türkiye’nin ilk modern ruh hastanesini yani meşhur Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni kuran hekimdir. Hatta bu hastane, bir dönem “Mazhar Osman Hastanesi” olarak anılmıştır.

Halk diline yerleşmiş şöhreti ve polemik yaratmayı seven kişiliğiyle öncelikle kaynaklarda geçen iki anısı ile başlayayım: “Manisa’dan Bakırköy hastanesine üç ağır akıl hastası sevk etmişlerdi. Bunları getirenler kendilerini Bakırköy çarşısında bir kamyonete sokmağa çalışıyorlardı… Fakat Manisa’dan gelen hastalar şiddetle direniyorlardı… Bunlardan biri de Mahmut Şevket Paşa olduğunu iddia ediyordu… Baktım iş fenaya saracak, müdahaleye mecbur oldum. Hastaları güzel sözlerle arabaya soktum. Sadece Mahmut Şevket Paşa bundan pek memnun olmamıştı, bir ara bana döndü: Sen ne karışıyorsun yahu!.. Deli misin?.. Git kendini Mazhar Osman’a muayene ettir.”

Atatürk’ü Güldüren Bir Hatıra: “anlatılanlara göre bir gün Akıl ve Ruh Hastalıkları Uzmanı Ünlü Mazhar Osman Atatürk’le sohbet etmektedir. Bu sohbet esnasında bir ara Atatürk, Mazhar Osman’a sorar: Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey? Gazi Paşam az da olsa herkeste bir parça vardır, deyince Atatürk: Ne demek istiyorsun, bende de mi var? Hoş sohbet ve sözünü esirgemeyen Mazhar Osman: Ohooo… Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi?” der. Tanık olanlara göre Atatürk bu söze dakikalarca gülmüştür.

Mazhar Osman’ın Yaşam Öyküsü

Mazhar Osman, 5 Mayıs 1884’te o tarihlerde Osmanlı topraklarından olan Meriç Nehri kıyısındaki Dedeağaç’ın Sofulu köyünde doğar. İlk ve ortaokulu Kırklareli’nde, liseyi Üsküdar’da ve üniversite eğitimini Askeri Tıbbiye Okulu’nda 1904 yılında tamamlar. 11 yaşındayken annesi vefat eder ve Ziraat Bankası’nda görevli olan babası ile İstanbul’a taşınır. Mazhar Osman otobiyografisinde; on yaşında çalışmaya başladığını, kardeşlerine baktığını ve onları büyüttüğünü anlatır. “Ben Mülkiye’ye girmek, idare adamı olmak isterdim. Yaşım küçük olduğu için müsabakaya sokmadılar, işte kısmet beni de hekimliğe, sinir hekimliğine sürükledi.” demiştir. İlk olarak Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde bir yıl staj yapar ardından Akliye ve Asabiye Şubesi’nde asistan olarak çalışmaya başlar. Sonrasında “Gülhane Askeri Tıbbiyede Muallim Muavinliği” -yani günümüz karşılığı Doçentlik- kadrosuna atanır. II. Meşrutiyetin ilanından sonra 1908 yılında araştırmalarına devam etmek üzere Almanya’ya gitmiş ve Berlin ile Münih’te bulunan psikiyatri kliniklerinde incelemelerde bulunmuştur.

1911 yılında ülkeye geri dönen Osman, Gülhane Hastanesi’ne hoca olarak atanır. Balkan Savaşı’nda görev yapmış ve I. Dünya Savaşı’nda o zaman Fransızlara bağlı olan Şişli Hastanesi’ne devletin el koymasıyla birlikte 1918 yılından itibaren hastanenin başhekimi olmuştur. İşgal yıllarında Haydarpaşa, Toptaşı ve Zeynep Kamil Hastanelerinde sinir hekimi olarak görevini sürdürür.

Özellikle Toptaşı Hastanesi’nde eski usul tedavi yöntemlerini bıraktırıp, genç doktorları yurt dışına eğitime göndererek yeni nesil ruh hekimliği anlayışının gelişmesinde bir ekol olur. İstanbul ve Anadolu hastanelerinde görevli hekimlerin hocaları da yine Mazhar Osman’dır. Kalp yetmezliği sebebiyle 31 Ağustos 1951 tarihinde hayata gözlerini yumar ve Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Bilimsel Çalışmaları

Toptaşı’nda hekimliğe devam ederken, 1920 yılında Darülaceze’nin akıl hastanesine dönüştürülmesi konusunda teklif götüren Osman’ın bu önerisi kabul edilmez. Aynı yıl, Hilal-i Ahdar yani günümüzde bilinine adıyla Yeşilay’ın kuruluşunda öncü olur. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte 1924 yılında Osman, Bakırköy’de atıl durumda olan Reşadiye Kışlası’nın akıl hastanesi olarak kullanılmasını hükümete teklif eder. Dönemin Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakanı İsmet İnönü ve İçişleri Bakanı Refik Saydam’ın onayıyla birlikte 1927 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olarak hizmete açılır.

Dr. Mazhar Osman hemen ardından Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ı (Tıp Doktoru ve Bürokrat, 1900 – 1987) görevlendirir ve Toptaş Hastanesi’nin Bakırköy’e taşınmasını sağlar. Böylece Toptaşı Hastane binası tamamıyla kapatılır. Hastane, 1933 yılında gerçekleştirilen Üniversite Reformu ile –bu yasa akabinde, Dr. Mazhar Osman, Ordinaryüs Prof. olarak atanmıştır- 1956 yılına kadar Çapa Tıp Fakültesi’ne bağlı Psikiyatri Kliniği olarak hizmet vermiştir. 1941 yılında başhekimlik görevinden ayrılan Osman, 1951 yılına kadar öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etmiştir. Bunların yanında seroloji, nöro-patoloji, deneysel psikoloji laboratuvarlarını kurarak bu alanda da bilimsel gelişmeye katkı sağlamıştır.

Ülkemizde Modern Psikiyatrinin Gelişimine Yapmış Olduğu Katkılar

Çağdaş psikiyatrinin ve nöropsikiyatrinin kurucusu olarak kabul edilen Osman; ilkel ve hastalara eziyet veren yöntemlerin uygulandığı Toptaşı Bimarhanesi’nde görevli olduğu dönemde, bu kuruma çağdışı yöntemler girmemesi için uğraş vermiştir. Bilime inancıyla, akıl hastalığının sıra dışı ve gizemli bir şey olmadığını, kimi insanlarda beyindeki bazı hücrelerin bozulmasıyla ortaya çıktığını şiddetle savunur. Bunun için şu sözleri söylemiştir: “Deliliği diğer hastalıklardan başka tarzda düşünüş, hekimlerden değil hocalardan, papazlardan, şeyhlerden, sihirbazlardan yardım bekleyiş, en budala kafaların, en ham beyinlerin işidir. Nasıl dua ile tayyare uçmuyor, sihirle gemiler yürümüyorsa, hastalıklar da onlar gibidir; dünyaya hâkim olan ancak fendir; bugün fen sırf görgü ve bilgiye dayanarak diyor ki: delilik beynin dış kısmında, kabuğunda, bilhassa beynin alına yakın yerinde bulunan hücrelerin bozulmasıdır. Bunu düzeltecek yine hekimliktir.”

Ülkemizde tedavi edilemez diye düşünülen rahatsızlıklardan, tedavi edilebilir olanları ayıklayabilmesi O’nun çalışmalarıyla başlar. Akıl hastaları için hapis yöntemi yerine, bahçeli ve gökyüzünü görebilecekleri yerde kalması yine Osman’ın verdiği emekler sayesinde gerçekleşir. Mazhar Osman, uzmanlık alanlarındaki en büyük rakiplerinin hocalar, papazlar ve büyücüler olduğunu söylemiş ve zaman zaman bunlarla karşı karşıya geldiklerini anlatmıştır. Hayatının son yıllarında bile, kendisine başvuran hasta yakınlarının, “şu hastamı muayene et doktor, sütüne bırakıyorum, sinirse tedavi et, akıl hastalığı ise iyi saatte olsunlara karışmıştır, ona senin aklın ve ilmin ermez; manevî ilme müracaat edeceğim, okutacağım.” dediklerini belirtir.

Akademik Çalışmaları

Çalışmaları arasında: Tabâbet-i Rûhiyye (İstanbul 1909); Spiritizma Aleyhinde (İstanbul /1910); Cinnet-i Meşâhîr (Guy de Maupassant’dan çeviri, İstanbul 1911); Bîmarhânelerin İdaresi Hakkında Nesâyih (İstanbul 1914); Amelî ve Muhtasar Emrâz-ı Asabiyye (M. H. Lewandowsky’den çeviri, İstanbul 1914); Sıhhî Hitâbeler (İstanbul 1915-1916); Torlakyan Davası (İstanbul 1917); Zâtü’d-dimâği İstilâî ve Uyku Hastalığı Salgını (İstanbul 1925); Keyif Veren Zehirler (İstanbul 1925); Sinir Hastalıkları (İstanbul 1926); Akıl Hastalıkları (İstanbul 1928); Akıl Hastaları (İstanbul 1929); Sıhhat Almanağı (İstanbul 1933); Öjenik, İğdiş, Kısır (İstanbul 1935); Serirî Cepheden Alkolizm (İstanbul 1935); Konferanslarım: Medikal Paramedikal (İstanbul 1941); Lepra ile Mücadele (İstanbul 1941); Psychiatria (İstanbul 1947) gibi eserler bulunmaktadır.

Ayrıca, Hamburg Akıl Hastalıkları Derneği, Fransız Nöroloji Derneği ve New York Nöroloji Akademisi gibi yabancı sağlık kuruluşlarının onur üyeliklerine seçilmiştir. Türk Tıp Cemiyeti, Akıl ve Sinir Hastalıkları Cemiyeti gibi kurumlarda aktif görev almıştır. Modern psikiyatri yöntemlerini anlattığı ve 32 yıl yayımlanan İstanbul Seririyatı Dergisi’ni çıkarmıştır.  

Mazhar Osman’ın Eleştirel Yönü

Irk temelli nüfus politikaları ve öjeni (sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı bir toplumsal akım) hakkında yazdıkları ile çok eşli evliliği destekleyen makaleleri de bulunmaktadır. Polemikçi yapısı sebebiyle entelektüel olarak da eleştirilmiştir. Dönemin kaynaklarında geçen bilgiler, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verileceği haberleri üzerine Mazhar Osman’ın buna şiddetle karşı çıktığını yazar.

Mazhar Osman, kadınların vekil olamayacağını, böyle bir kararın büyük bir hata olduğunu ve bu karardan süratle vazgeçilmesi gerektiğini söylemiş, kadınlar da Mazhar Osman’ı çok sert tepki vermiş ve protestolarda bulunmuşlardır. Bu tartışma, gazetelerin birinci sayfalarında günlerce yer tutmuştur. Gündem yaratmayla sonuçlanan bu ve bunun gibi farklı alanlardaki söylemleriyle bazı kişilerce girmiş olduğu kavgalar, halen tarihsel bağlamda tartışmaya açıktır.

Ölümüne kadar çıkarmayı sürdürdüğü dergiyle, halkın her kesimine bir şekilde ulaşmayı amaç edinerek akli rahatsızlıklar konusunda toplumsal değişime önayak olur. Kendi ekolünü kuran ve çok sayıda öğrenci yetiştiren Osman’ın hayatına bakıldığında oldukça başarılı işler yaptığı da görülmektedir. Halkı modern psikiyatriyle tanıştırarak doktor isminin ilk kez kendisiyle anılmasını sağlamış ve gündem yaratmayı sevmiştir. Çıkardığı dergiyle aslında “ruh hekiminin ilmî ve vatanî vazifesinin yalnız çağrıldığı hastaya reçete yazmakla” olmayacağını savunduğu yazılar kaleme almış ve çalışmalarının ana kaynağını “delilik de bir hastalıktır; zatürree gibi, sarılık gibi, apandisit gibi bir hastalıktır.” cümlesiyle özetlemiştir.

Kaynakça:

Not: Daha ileri düzeyde bilgi edinmek için hakkında yazılan tezi okuyabilirsiniz.

Matematiksel

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu ve TEGV gönüllüsü; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler