Fizik

Doğada Neden Anti Kütleçekimi Diye Bir Şey Yok?

Doğada birçok şeyin zıttıyla birlikte var olması alışıldık bir durumdur. Örneğin, günlük hayatta karşılaştığımız maddenin karşıtı olarak antimadde bulunur. Benzer şekilde, pozitif ve negatif elektrik yükleri ya da nötronun karşılığı olan antinötron gibi parçacık çiftleri de bu duruma örnektir. Peki, kütleçekim kuvvetinin zıttı sayılabilecek bir antikütleçekim var mıdır?

Doğada Neden Anti Kütleçekimi Diye Bir Şey Yok?

Evren’de dört temel kuvvet vardır; ancak en büyük kozmik ölçeklerde belirleyici olan yalnızca kütleçekimdir. Güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler ile elektromanyetik kuvvet, çok sayıda parçacık bir araya geldiğinde büyük ölçekte birbirini dengeler. Bu nedenle madde, bu kuvvetler açısından nötr görünür ve net bir etki ortaya çıkmaz.

Kütleçekim ise farklıdır. Yalnızca pozitif kütle ve enerjiye sahip varlıklar arasında işler ve her zaman çekicidir. Bu yüzden etkisi birikerek büyür ve kozmik ölçekte baskın hâle gelir.

Uzay-zamanı açıklamak için sıkça kullanılan “çarşaf üzerindeki bowling topu” benzetmesinde, kütle çarşafı aşağı doğru büker ve cisimleri kendine çeker. Ancak teorik olarak çarşafın ters yönde bükülüp cisimleri itmesi de mümkündür. Buna rağmen böyle bir durum ortaya çıkmaz.

Doğada Neden Anti Kütleçekimi Diye Bir Şey Yok?
Yukarıdaki görsel, genel göreliliğin “klasik” anlatımını temsil eder.

Bu görsel, genel göreliliğin klasik anlatımını temsil eder. Uzay-zaman bir kumaş gibi düşünülür ve kütle ile enerji bu dokuyu eğerek cisimlerin hareketini belirler. Bir bölgede kütle ne kadar fazlaysa, uzayın eğriliği de o kadar artar.

Ancak bu benzetme eksiktir. Uzayı iki boyutlu gösterir, eğriliği “aşağı” yönlüymüş gibi sunar ve büyük kütlelerden uzakta uzayın düz olduğu izlenimini verir. Oysa uzay üç boyutludur ve eğrilik tek bir yönle sınırlı değildir.

Bu nedenle uzayı, kütlenin varlığında çizgileri tek bir noktaya doğru içe çekilen üç boyutlu bir ızgara gibi hayal etmek daha doğru bir yaklaşımdır. Ancak bu durumda da sonuç değişmeyecektir. “Üç boyutlu ızgara” benzetmesinde de çizgiler her zaman içe doğru çekilir; dışa doğru itilmez. Sonuç yine aynıdır: çekim vardır, itme yoktur.

Neden Kütleçekimi Sadece Çeker?

Bunun temelinde kütleçekimi diğer üç temel kuvvetten ayıran önemli bir özellik yatar: Evren’de yalnızca tek tür kütleçekimsel “yük” vardır ve o da pozitiftir.

Genellikle kütleçekimden söz ederken “yük” kavramını değil, “kütle” ve “enerji”yi kullanırız. Ancak şimdiye kadar ne makroskobik ölçekte ne de kuantum düzeyinde “negatif kütle” ya da “negatif enerji”ye dair bir kanıt bulunmuştur. Kütle ve enerji toplamda her zaman pozitiftir. İşte bu nedenle kütleçekim yalnızca çekicidir.

Bunu elektromanyetizma ile karşılaştırdığımızda fark açıkça görülür. Elektrik yükünün iki türü vardır: pozitif (+) ve negatif (−). Aynı işaretli yükler birbirini iterken, zıt işaretli yükler birbirini çeker. Üstelik elektromanyetik kuvvet, kütleçekimden yaklaşık 103610^{36} kat daha güçlüdür.

İki protonu yan yana koyduğunuzda aralarındaki elektriksel itme, kütleçekimsel çekime kıyasla akıl almaz derecede baskındır. Peki öyleyse neden evrende baskın olan kuvvet elektromanyetizma değil de kütleçekimdir?

Bunun nedeni, evrenin elektriksel olarak nötr olmasıdır. Pozitif ve negatif yükler büyük ölçekte birbirini dengeler. Atomlarda çekirdeğin pozitif yükü, elektronların negatif yüküyle tam olarak dengelenir. Gezegenler, yıldızlar ve galaksiler de atomlardan oluştuğu için genel olarak elektriksel açıdan nötrdür. Bu nedenle elektromanyetik kuvvet büyük kozmik ölçeklerde net bir etki oluşturmaz.

Kütleçekim ise farklıdır. Son derece zayıf olmasına rağmen birikimlidir. Çünkü evrende yalnızca tek tür kütleçekimsel “yük” vardır ve bu yük her zaman pozitiftir. Bu yüzden etkisi birbirini götürmez; aksine zamanla üst üste eklenerek büyür ve kozmik ölçekte belirleyici hâle gelir.

Diğer iki nükleer kuvvet de büyük ölçeklerde etkili olamaz. Özellikle zayıf nükleer kuvvetin menzili son derece kısadır; çünkü bu kuvvet, oldukça ağır parçacıklar olan W ve Z bozonları aracılığıyla iletilir. Bu bozonların kütlesi, zayıf etkileşime giren parçacıklara kıyasla çok büyüktür ve bu durum etkileşimi güçlü biçimde bastırır.

Peki Anti Kütleçekimi Yaratamaz mıyız?

Bu durumda geriye yalnızca kütleçekim kalır. Bildiğimiz evrende tüm kütleler ve enerjiler pozitiftir. Uzaydaki kütle ve enerji dağılımı uzayın eğriliğini belirler; uzayın eğriliği de kütleçekimi doğurur. Bu yüzden kütleçekim her zaman çekicidir.

Elbette bu tablo, içinde yaşadığımız evrene aittir. Negatif kütle ya da negatif enerji durumlarının var olduğu bambaşka bir evren hayal edebilirdik. Böyle bir durumda kütleçekim çok farklı davranabilirdi. İşaretlere bağlı olarak hem çekim hem de itme ortaya çıkabilirdi.

Aslında Uluslararası Uzay İstasyonun’daki astronotlar kütleçekimi olmadığı için hava süzülmüyor. Zira istasyon Dünya’dan sadece 400 km civarı yüksekte. Ve o yükseklikte de yeryüzündeki kadar olmasa da Dünya’nın yerçekimi kuvveti mevcuttur. İstasyondaki astronotların havada süzülmesinin sebebi ise istasyonun sürekli Dünya’ya doğru serbest düşüş halinde olmasıdır.

Eğer negatif kütle ya da enerji gerçekten var olsaydı, bunları son derece yaratıcı biçimlerde kullanmak mümkün olabilirdi. Örneğin, uygun şekilde konumlandırılmış negatif kütle dağılımları kütleçekimi dengeleyebilir ve serbest düşüşe gerek kalmadan ağırlıksızlık hissi yaratabilirdi.

Yeterli miktarda pozitif ve negatif enerjiye sahip olsaydık, uzay araçlarında yapay kütleçekim üretebilirdik. Tabanı pozitif, tavanı negatif enerji durumlarından oluşan bir araç tasarlayarak, bir kapasitörün içinde oluşan düzgün elektrik alanına benzer şekilde, sabit bir yapay yerçekimi alanı oluşturabilirdik.

Daha ileri gidip güçlü bir warp alanı da yaratabilirdik. Uzay aracının önündeki uzayı büzer, arkasındaki uzayı genişletir ve aracın bulunduğu bölgeyi düz tutardık. Böylece aracı yıkıcı gelgit kuvvetlerinden korur ve uzay-zamanın içinde etkin biçimde hareket etmesini sağlardık.

Sonuç Olarak;

Ancak temel düzeyde negatif kütle ya da negatif enerji diye bir şey yoktur. Negatif kütle veya enerji durumlarının var olabileceğini gösteren yeni bir tür fizik ortaya çıkmadığı sürece anti-kütleçekimi, matematiksel bir merak olarak kalmaya devam edecektir.


Kaynaklar ve İleri Okumalar

Matematiksel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir