
Yaşamak kadar ölmek de Dünya’da alıştığımız koşullara bağlıdır. Peki insanlık bir gün Mars’ta kalıcı bir yerleşim kurarsa ölümle nasıl başa çıkacak? Bu sorunun yanıtı, yalnızca cenaze geleneklerini değil, Kızıl Gezegen’de yaşamın ne kadar farklı olacağını da gösteriyor.
23 Haziran 2034. Mars’ta kurulan bir yerleşimde, Kızıl Gezegen’de doğal nedenlerle hayatını kaybeden ilk insan için bir anma töreni düzenleniyor. Beyin anevrizması nedeniyle ölen jeoloğun bedeni, törenin ardından bir mezarlığa değil, paslanmaz çelik haznelerin bulunduğu özel bir bölüme götürülüyor.
Teknisyenler bedeni bu haznelerden birine yerleştiriyor. Ardından hazne su ve potasyum hidroksitle dolduruluyor; sıcaklık yaklaşık 149 dereceye, basınç ise 4,8 bara çıkarılıyor. Yaklaşık 12 saat süren alkali hidroliz işleminin sonunda geriye büyük ölçüde kemikler kalıyor.
Ancak Mars’ta hiçbir kaynak kolayca gözden çıkarılamaz. İşlem sırasında ortaya çıkan organik maddeler ve geriye kalan kemikler de koloninin kaynak döngüsüne yeniden katılıyor.

Elbette bu sahne bugün için yalnızca olası bir gelecek senaryosu. Fakat Mars’ta kalıcı yaşam kurmak istiyorsak, bir insanın orada nasıl yaşayacağını düşündüğümüz kadar, öldüğünde ne yapılacağını da düşünmemiz gerekecek.
Mars Yolunda Tehlikeli Bir Yolculuk
Mars’ta bir insanın doğal nedenlerle ölebilmesi için önce oraya sağ salim ulaşması gerekir. Asıl zorluk da burada başlar. Mars yolculuğu aylar sürecek ve bu süre boyunca astronotlar hem kapalı bir uzay aracında yaşamanın psikolojik baskısıyla hem de mikro yerçekiminin vücut üzerindeki etkileriyle mücadele edecektir.

Yolculuk sırasında karşılaşılacak bir başka ciddi tehlike de radyasyondur. Dünya’nın atmosferi ve manyetik alanı bizi uzaydan gelen yüksek enerjili parçacıkların önemli bir bölümünden korur. Mars’a giden bir uzay aracında ise bu doğal koruma büyük ölçüde ortadan kalkar.
Curiosity’nin Mars yolculuğu sırasında yaptığı ölçümler, astronotların aylar süren bir görev boyunca yüksek miktarda kozmik radyasyona maruz kalabileceğini gösterdi. Bu nedenle gelecekteki Mars araçlarının güçlü radyasyon kalkanlarına ihtiyacı olacak.
Aylar süren yolculuğun sonunda Mars’a ulaşmak rahatlama anlamına gelmeyecek. Çünkü Kızıl Gezegen’e ağır bir uzay aracını güvenli biçimde indirmek, görevin en riskli aşamalarından biri.
Mars’ın atmosferi Dünya’nınkinden çok daha incedir. Bu atmosfer bir uzay aracını yavaşlatacak kadar vardır ancak ağır bir aracı yalnızca paraşütlerle güvenli biçimde indirecek kadar yoğun değildir. Üstelik yüzey kayalar, kraterler ve eğimli bölgelerle doludur. Bu nedenle gelecekte insan taşıyacak araçların paraşütleri, aerodinamik frenlemeyi ve roket motorlarını birlikte kullanması gerekecek.

NASA’nın Perseverance aracı 18 Şubat 2021’de Mars’a inerken yüzeyi kameralarla taradı ve gördüğü araziyi önceden hazırlanmış haritalarla karşılaştırarak güvenli bir iniş noktası seçti.
Gelecekte kurulacak kalıcı bir yerleşimde bu tür hassas iniş sistemleri daha da önemli olacak. Çünkü yalnızca insanların değil, yiyecek, ekipman ve diğer malzemeleri taşıyan araçların da üsse yakın ve güvenli noktalara inmesi gerekecek. Ancak Mars’a başarıyla inmek, hayatta kalma mücadelesinin yalnızca başlangıcıdır.
Ölümcül Gezegen Şartlarında Nasıl Hayatta Kalacağız?
Mars’a inen insanların karşılaşacağı en büyük tehlikelerden biri radyasyon olacak. Dünya’nın atmosferi ve manyetik alanı, Güneş’ten ve uzayın derinliklerinden gelen yüksek enerjili parçacıkların önemli bir bölümünü engeller.
Mars ise bu korumadan büyük ölçüde yoksundur. Bu yüzden Mars yüzeyinde uzun süre yaşayan insanlar, Dünya’dakinden çok daha yüksek radyasyon dozlarıyla karşı karşıya kalacak. Bu nedenle gelecekte Mars kolonileri yalnızca hava durumunu değil, Güneş’teki etkinlikleri ve uzay havasını da sürekli izleyecek.

Radyasyon, Mars’ın yaratacağı tek sorun değil. Gezegenin atmosferinin yaklaşık yüzde 95’ini karbondioksit oluşturur ve yüzey basıncı insan yaşamını destekleyemeyecek kadar düşüktür. Sıcaklıklar da çoğu zaman sıfırın çok altında seyreder. Dolayısıyla insanlar yaşam alanlarının dışına ancak basınçlı ve koruyucu giysilerle çıkacak.
Mars’ın ince atmosferi büyük toz fırtınalarının oluşmasına da izin verir. Rüzgârlar Dünya’daki kasırgalar kadar güçlü bir kuvvet uygulamasa da havalanan ince toz görüşü azaltır. Ayrıca araçlara zarar verir ve yaşam destek sistemlerini zorlar.
Üstelik Mars toprağı, perklorat adı verilen ve insan sağlığı açısından risk taşıyan tuzlar içerir. Kolonistler özellikle tarım yapmak isterlerse bu maddeleri etkisiz hâle getirmek zorunda kalacak.

Mars’ın düşük yerçekimi ise çözümü henüz bilinmeyen başka bir sorun. Kızıl Gezegen’de yerçekimi Dünya’dakinin yalnızca yüzde 38’i kadar. Astronotlar mikro yerçekiminde aylar geçirdi; ancak insan bedeni yıllarca Mars’ın düşük yerçekiminde hiç yaşamadı. Bu yüzden kasların, kemiklerin, kalbin ve beynin uzun vadede nasıl değişeceğini şimdilik kesin olarak bilmiyoruz.
Ve İlk “Marslı”nın Öldüğü Gün
Mars’ta kalıcı bir yerleşim kurmak istiyorsak, Dünya’ya bağımlılığı mümkün olduğunca azaltmamız gerekecek. Bu yüzden kolonistler ihtiyaç duydukları kaynakların önemli bir bölümünü Mars’ta üretmeye çalışacak.
Aynı durum araç gereç ve yedek parçalar için de geçerli. Kolonistler bunların mümkün olduğunca büyük bir bölümünü yerinde üretecek. Üç boyutlu yazıcılar gerekli parçaları sağlayacak, biyolojik üretim sistemleri ise gıda ve bazı hammaddelerin üretimine katkı sunacak.
Tam da bu noktada yazının başındaki soruya dönüyoruz. Mars’ta bir insanın doğal nedenlerle ölmesi ilk bakışta karanlık bir dönüm noktası gibi görünebilir.
Oysa bu, aslında büyük bir başarının işareti olacaktır. Çünkü bir insan Mars’a ulaşmış, orada onlarca yıl yaşamış ve sonunda bir kazadan ya da yaşam destek sistemindeki arızadan değil, doğal nedenlerle hayatını kaybetmişse, insanlık Kızıl Gezegen’de yalnızca hayatta kalmayı değil, gerçekten yaşamayı başarmış demektir.
Okuma Önerisi: Mars’a Yolculuk Filmleri Gerçekleri Ne Kadar Yansıtıyor?
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- How We’ll Die on Mars? ; Bağlantı: How We’ll Die on Mars: Solving Problems for Future Trips to Mars (popularmechanics.com) ; Yayınlanma tarihi: 8 Mayıs 2023
Matematiksel



