Astronomi

Karanlık Enerji Nedir? Günlük Yaşamda Deneyimlemediğimiz Bir Şeyi Nasıl Anlayabiliriz?

Karanlık enerjinin ne olduğu, bilimin henüz çözemediği en önemli problemlerden biridir. Evrenin büyük bölümü hâlâ tam olarak anlayamadığımız bileşenlerden oluşur.

Karanlık enerjinin tuhaf özellikleri vardır. Sıradan madde kütleçekimi çekici hâle getirirken, karanlık enerji negatif basınca sahiptir. İşte bu negatif basınç, evrenin büyük ölçeğinde kütleçekimin itici bir etki göstermesine yol açar.

Bir an durup daha tanıdık bir örneği düşünelim. Bir topu havaya doğru fırlattığınızda ne olur? Yerçekimi topu aşağı doğru çektiği için top giderek yavaşlar. Bir noktada havada durur ve sonra yeniden yere düşer.

Elbette topu yeterince büyük bir hızla fırlatırsanız, yaklaşık saatte 40.000 kilometre hızla, Dünya’nın çekiminden kurtulup uzaya doğru yol alır ve bir daha geri dönmez. Ama bu durumda bile yerçekimi topu çekmeye devam eder. Etkisi zayıflasa da topun hızını azaltır.

Şimdi bundan tamamen farklı bir şey hayal edelim. Topu havaya fırlattığınızı ve Dünya’nın onu geri çekmek yerine ittiğini düşünün. Top yavaşlamak yerine gökyüzüne doğru gittikçe daha hızlı uzaklaşsın. Bu son derece şaşırtıcı olurdu.

Bu benzetme, evrenin genişlemesini anlamak için iyi bir başlangıç noktasıdır. Çünkü bilim insanları yaklaşık bir yüzyıldır evrenin durağan olmadığını biliyor. Gökadalar birbirinden uzaklaşıyor ve uzay giderek genişliyor.

Yakın zamana kadar bu genişlemenin geleceği için iki temel olasılık olduğu düşünülüyordu. İlk olasılığa göre evren sonsuza kadar genişlemeye devam edebilirdi. İkinci olasılıkta ise kütleçekim sonunda baskın gelebilirdi.

Gökadalar arasındaki uzaklaşma giderek yavaşlar, bir noktada durur ve ardından tersine dönerdi. Bu durumda evren yeniden içe doğru çökmeye başlardı. Bu senaryoya “Büyük Çöküş” denir. Tıpkı havaya atılan topun sonunda yere düşmesi gibi, evren de kendi kütleçekimi altında yeniden büzülebilirdi.

Fakat 1998’de iki ayrı gökbilimci ekibi, beklenenin tam tersine bir sonuçla karşılaştı. Evrenin davranışı, bu iki olasılıktan hiçbirine uymuyordu. Genişleme ne yalnızca yavaşlayarak sürüyordu ne de durup tersine dönmeye hazırlanıyordu. Aksine, evren giderek daha hızlı genişliyordu. Peki bunu bir zaman makinesi olmadan nasıl yapabildiler?

Karanlık Enerjinin Varlığını Nasıl Biliyoruz?

Aslında teleskoplar bir bakıma zaman makinesi gibi çalışır. Gece gökyüzüne baktığınızda yıldızların bugünkü hâlini görmezsiniz. Onlardan uzun zaman önce yola çıkmış ışığı görürsünüz. Bazı yıldızların ışığı bize yüzlerce yıl sonra ulaşır. Daha uzak gökadalardaki süpernovalara baktığımızda ise çok daha eski dönemlere bakmış oluruz.

Edwin Powell Hubble,1929’da yayımladığı makalede Hubble, astronomik verilerin evrenin genişlemekte olduğunu gösterdiğini duyurdu. ( sol) Georges Lemaitre,ise ( sağ); Genişleyen evren modelini ilk ortaya koyan Belçikalı rahip ve kozmolog.

1970’te gökbilimci Allan Sandage, evrenin genişlemesini anlamak için iki önemli sayıya dikkat çekti. Amacı, bu iki değeri ölçmek ve zaman içinde nasıl değiştiklerini anlamaktı. Bu sayılar Hubble sabiti, H₀, ve yavaşlama parametresi, q₀, biçimindedir.

Hubble sabiti, evrenin bugün ne kadar hızlı genişlediğini gösterir. Yavaşlama parametresi ise kütleçekimin bu genişleme üzerindeki etkisini anlamaya yarar. Ancak 1997’de çok uzak gökadalarda patlayan süpernovaları izleyen iki araştırma ekibi, beklenmedik bir sonuca ulaştı.

Gözlemler, evrenin genişlemesinin yavaşlamadığını gösteriyordu. Tam tersine, evren giderek daha hızlı genişliyordu. Araştırmacılar bu sonucu Einstein’ın kozmolojik sabitiyle ilişkilendirdi. Bu keşif, 2011 Nobel Fizik Ödülü’nü getirdi.

Şaşırtıcı biçimde, Lambda ile gösterilen bu bileşen, yani karanlık enerji, evrenin en baskın unsurudur. Evrenin genişlemesini öyle hızlandırır ki, büyük ölçeklerde kütleçekimin yavaşlatıcı etkisini geride bırakır. Bugün karanlık enerji, evrenin toplam enerji yoğunluğunun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturur.

Buna rağmen kozmolojik sabit, Λ, hakkında çok az şey biliyoruz. Hatta onun gerçekten sabit olup olmadığını bile kesin olarak bilmiyoruz. Einstein, 1917’de Genel Görelilik’ten yola çıkarak ilk kozmolojik modelini kurarken sabit bir enerji alanı fikrini ortaya koydu. Ancak onun modeli ne genişleyen ne de çöken bir evren tasvir ediyordu. Einstein durağan ve değişmeyen bir evren istiyordu. Bu yüzden modeldeki enerji alanının da sabit kalması gerekiyordu.

Daha sonra bilim insanları, bu sabit enerji alanını içeren daha gelişmiş evren modelleri kurdu. Bugün standart kozmoloji modeli, bu düşünce çizgisinin devamı olarak Λ Soğuk Karanlık Madde modeli, yani ΛCDM, adıyla bilinir.

Karanlık Enerjiyi Nasıl Arıyoruz?

Bilim insanları karanlık enerjiyi anlamak için gökadalara bakıyor. Gökadaların nasıl kümelendiği, nasıl hareket ettiği ve zaman içinde nasıl dağıldığı, evrenin genişleme geçmişi hakkında önemli ipuçları verir.

Şili’de, karanlık gökyüzüne sahip bir dağın zirvesinde yer alan gözlemevi, astronomide büyük bir sıçramayı temsil ediyor. Çok geniş alanları, derin ve yüksek çözünürlüklü biçimde görüntüleyebilmesi sayesinde evreni çok daha ayrıntılı inceleme olanağı sunuyor.

Vera C. Rubin Gözlemevi bu amaçla tasarlandı. Şili’de karanlık gökyüzüne sahip bir dağın zirvesinde yer alan gözlemevi, önümüzdeki on yıl boyunca güney gökyüzünü yüksek çözünürlükle tarayacak.

Rubin Gözlemevi, gökadaların nasıl kümelendiğini ve nasıl hareket ettiğini ölçerek karanlık enerjinin doğasını araştırmaya yardım edecek. Çünkü evrenin hızlanarak genişlemesini yönlendiren bu gizemli etkiyi anlamanın en iyi yollarından biri, gökadaların kozmik ölçekteki dağılımını incelemektir.

Gözlemevinin temel hedeflerinden biri de evrenin büyük ölçekli yapısını haritalamak ve karanlık maddeyi araştırmaktır. Karanlık madde, evrenin yaklaşık yüzde 27’sini oluşturur. Işık yaymadığı için doğrudan görülemez, ancak gökadaların hareketleri üzerindeki kütleçekim etkisiyle varlığını belli eder.


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir