Kağıt Paramızın Arka Yüzündeki Tarih

Her gün milyonlarca insanın ellerinde günümüze yön veren kişilerden birkaçının görselleri geziyor ama onlar hakkında bir çok kimse çok az şey biliyor.

Matematik ile ilgili olanlar belki Cahit Arf’ı tanır ama ya diğerleri…

Kısaca tanıtmaya çalışalım sizlere…

1. Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı

İlköğrenimini İstanbul’da ortaöğrenimini ise Ankara’da tamamladı. Liseyi bitirince dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, Sayılı ile başarılarından dolayı özel olarak ilgilendi ve onun bilim tarihi ile ilgilenmesi için yardımcı oldu.

Sayılı aynı sene içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu yurt dışına öğrenci gönderme sınavında dereceye girdi ve Harvard Üniversitesi’nde Bilim Tarihi okumaya hak kazandı.

Başarılarını burada da devam ettiren Sayılı 1942 senesinde Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Almış olduğu bu doktora Dünyada Bilim Tarihi konusunda alınan ilk doktora derecesidir.

1943’te doktorasını aldıktan sonra Türkiye’ye geri döndü. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde, Felsefe bölümünde göreve başladı.

1946 senesinde Felsefe bölümünde, Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952’de aynı bölümde Bilim Tarihi Profesörü olma başarısı gösterdi.

1958’de Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. 1974’te Felsefe Bölümü Başkanlığı’na seçildi ve emekli oluncaya kadar bu vazifesini başarılı bir şekilde sürdürdü.

13 Ekim 1993 tarihinde Ankara’da hayatını kaybetti.

2. Prof. Dr. Cahit Arf

Cahit Arf, 1910 yılında Selanik’te doğdu. 1918-1920 yılları arasında İstanbul Erkek Lisesi’nde okudu. Yüksek öğrenimini Fransa’da Ecole Normale Superieure’de 1932’de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent adayı olarak çalıştı.

1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne giden Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı, konusu “non-commutative Class Field” olan doktora çalışması sonucunda dünya çapında tanındı. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçti.

1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu. Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1980 yılında emekli oldu. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.

Cahit Arf, 1997 yılında aramızdan ayrıldı.

3. Mimar Kemaleddin

20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınan ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın önde gelen isimlerinden olan Mimar Kemaleddin Bey, 1870 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1887-1891 tarihleri arasında Henedese-i Mülkiye okulunda (İstanbul Teknik Üniversitesi) okudu. Bu okulda okurken mühendislikten çok Sirkeci Garı’nı yapan Alman mimar Jachmund’un mimarlık derslerine özen gösterdi ve okulu bitirince Prof. Jachmund’un asistanı oldu.

Bu görevi dört sene yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı. 1895 yılında mimarlık eğitimini ilerletmek için devlet bursuyla Berlin’e gönderildi, Charlottenburg Technische Hochschule’de iki sene mimarlık eğitimi aldı.

1909 yılında Evkaf Nezareti’nin başına atanan Kemalettin Bey, burada görevli olduğu senelerde önemli eski yapılarının onarımlarını, beş yeni Vakıf Han, birçok türbe ve cami yaptı. Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti’nin kurucularındandır. “Şark Demiryolları Şirketi” adına dört tren istasyonu tasarladı. (Filibe Garı, Sofya Garı, Selanik ve Edirne Garları )

57 yıllık yaşamına sığdırdığı yüzlere varan önemli mimari yapıtın yanısıra, çok sayıda Osmanlı anıt yapısını ilk kez bilimsel bir yaklaşımla restore ederek ülkemizdeki restorasyon çalışmalarına öncülük etti. 1919 yılında İngiliz yönetimine geçen Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın onarımı için çağrıldı. Devamında onarımda gösterdiği başarıdan dolayı, İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisi’ne (RIBA) şeref üyesi olarak seçildi.

1927 tarihinde Ankara Palas şantiyesinde kaldığı odada geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. 

4. Fatma Aliye Hanım

İlk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kez çeviri yapan, kadın haklarından ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden, hakkında ilk defa monografi yazılan yazardır.

1862’de İstanbul’da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa’nın kızıdır. Fransızca ve Arapça dersleri aldı; matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefesi okudu. 1879’da Faik Paşa ile evlendi.

Edebi yaşantısına 1889’da George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirerek başladı. Bu romanı “Bir Hanım” imzasıyla çevirmiştir. Fatma Aliye’nin bu çabası Ahmed Midhat tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü. Daha sonra yapıtlarında “Mütercime-i Meram” takma adını kullandı. 1892 yılında ilk romanı olan Muhadarat’ı yazdı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalışır. Romanlarında çoğunlukla duygusal aşk temalarını işler.

1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Fatma Aliye 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

5. Buhurizade Mustafa Efendi (Itri)

Muhtemel doğum tarihi 1640 olarak kaydedilen Buhurizade Mustafa Efendi, klasik Türk müziğinin kurucusudur. Dördüncü Mehmet döneminde büyük üstat olarak ünlenmiş, devlet erkanı huzurunda fasıllar icra etmiştir.
1600’lü yıllarda İstanbul’da yaşamış olan Itri, musiki sevgisiyle Yenikapı Mevlevihanesi’ne kapılanıp mevlevi olmuştur. Burada segah makamında bir ayin besteleyerek mensup olduğu mevleviliğe ölümsüz bir katkıda bulunmuştur.

Birçok padişah ve devlet adamından himaye gören Itri, devlet adamlarına yakınlığı sebebiyle bir dönem esirciler kethüdalığı yapmış, sarayda da musiki dersleri vermiştir.

1000’e yakın bestesi olduğu bilinmektedir. Itri’nin uğraşı konuları yalnız müzikle sınırlı kalmamış, şiir ve hattatlıkla da ilgilenmiştir. Talik denen bir yazı türü üzerinde çalışmış, güzel eserler vermiş, bu yönüyle de tanınmıştır.

6- Yunus Emre

Yunus Emre, 1238 senesinde Eskişehir’de dünyaya geldi. Doğduğu dönem Anadolu’da düzenin bozulduğu, Moğol akınlarının Türk yerleşkelerini tehdit ettiği, kıtlık-kuraklık gibi pek çok doğal afetin yaşandığı bir zamandı.

Bu olaylar Yunus Emre’nin hayata bakış açısına yansıdı. Yunus’un okur-yazarlığına dair kesin bir bilgi bulunamamıştır. Kendisi Taptuk Emre’nin dervişidir ve hayatının bir kısmını Hacı Bektaşi Veli’nin yanında geçirmiştir.

Yunus Emre’nin iki büyük eseri vardır; Divan ve Risalet-ün Nushiyye. Divan’da şiirlerini toplamıştır. Risalet-ün Nushiyye ise Nasihatler Kitabı anlamına gelen bir eserdir ve mesnevi biçminde yazılmıştır.

Yunus Emre, 1321‘de hayata gözlerini yumdu. Mezarının yeri kesin olarak bilinmemektedir.

Sanat yaşamında halka, açık bir dille hitap etmiştir. Türkçe’yi çok güzel kullanmıştır. Bu da Yunus Emre’nin her zaman okunup anlaşılmasında büyük rol oynamıştır. 1991 yılı UNESCO tarafından Yunus Emre’nin doğumunun 750. yılı olarak anılmıştır.

Matematiksel


Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Avatar
Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın!

Haberleri Bir Bilim İnsanı Gibi Nasıl Okuyabiliriz?

Günlük basılı yayın okumalarımızda veya sosyal medya aracılığıyla çok çeşitli iddialar ile karşılaşıyoruz. Peki bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.