
Çoklu zekâ kuramı üzerine yazılanları okuduğumuzda, neredeyse her insan yeteneğini ayrı bir zekâ türü olarak görmeye başlarız. O hâlde bir fincan kahve yapma becerisini de “kahve yapma zekâsı” diye adlandırmalı mıyız?

Zekâ araştırmaları I. Dünya Savaşı’ndan önce başladı. Fransız hükümeti, bazı çocukların seçkin okullardan yeterince yararlanamadığını düşünerek doğal yeteneğe sahip olanlarla olmayanları ayıracak kısa bir test geliştirmek istedi.
Bu amaçla Alfred Binet ve Théodore Simon, bilişsel işlevleri ölçen testler hazırladı ve bunları okul çocukları için bir ölçeğe dönüştürdü. Bilişsel yetenek yaşla birlikte arttığı için farklı yaş gruplarına normlar belirlediler ve çocukların puanlarını bu normlara göre değerlendirdiler.
Daha sonra araştırmacılar, “zihinsel yaş”ı kronolojik yaşa bölerek elde ettikleri oranı “zekâ katsayısı” ya da IQ olarak adlandırdı. Testleri geliştirirken maddeler arasındaki ilişkiyi ölçmek için korelasyon gibi istatistiksel tekniklerden yararlandılar. Benzer yetenekleri ölçtüğünü düşündükleri soruları seçtiler ve bu soruları zorluk derecesine göre sıraladılar.
Zamanla belirli alanlara odaklanan ayrı testler geliştirdiler. Böylece sayısal becerileri, kelime bilgisini ve örüntü algısını ayrı ayrı ölçmeye başladılar.
Genel Zeka Nedir?
Psikologlar farklı yetenekleri ölçmek için ayrı testler geliştirdiğinde ilginç bir sonuçla karşılaştı. Sayısal beceriyi, kelime bilgisini ya da şekil algısını ölçen testler birbirleriyle anlamlı biçimde ilişkiliydi. Bir testte yüksek performans gösteren kişiler, diğerlerinde de genellikle başarılı oluyordu.
Bu bulgu İngiliz psikolog Charles Spearman’ı harekete geçirdi. Spearman, testler arasında ortak bir unsur olup olmadığını araştırmak için “faktör analizi” adını verdiği istatistiksel yöntemi geliştirdi. Yaptığı analiz, tüm testlerin paylaştığı güçlü bir ortak faktör ortaya çıkardı. Spearman bu faktöre g adını verdi ve onu “genel zekâ” olarak yorumladı. Bunun yanında her testin kendine özgü, daha sınırlı bir bileşeni bulunduğunu da kabul etti.
Spearman, zekâyı açıklamak için iki faktörlü bir kuram önerdi: Her performans hem genel zekâdan kaynaklanan bir bileşen hem de göreve özgü bir bileşen içerir.
1938’de Chicago’da çalışan L. L. Thurstone ise farklı bir istatistiksel yöntem kullandı ve tek bir genel zekâ yerine başarıyı belirleyen beş ayrı zihinsel yetenek bulunduğunu savundu. Bu yeteneklere “birincil zihinsel yetenekler” adını verdi.
Bu görüş, Spearman’ın genel zekâ anlayışıyla açıkça çelişti ve ikili arasında yoğun bir tartışma başlattı. Spearman zekânın temelinde ortak bir unsur bulunduğunu savunurken, Thurstone zekâyı birkaç görece bağımsız yeteneğin birleşimi olarak gördü.
Howard Gardner’ın Çoklu Zeka Kuramı Nedir?
Zekâyı tek bir sayı yerine birden çok boyut üzerinden ele alabilir miyiz? Psikolog Howard Gardner, çoklu zekâ kuramını tam da bu sorudan hareketle geliştirdi.

Gardner, 1983’te yayımladığı Frames of Mind adlı kitabında çoklu zekâ kuramını sistemli biçimde ortaya koydu. Bu çalışmada yedi zekâ türü tanımladı: dilsel, matematiksel, müziksel, bedensel-kinestetik, uzamsal, kişilerarası ve içsel zekâ.
Kuram özellikle eğitim dünyasında büyük ilgi gördü. Bu yaklaşım, öğrencileri yalnızca dil ve matematik başarısına göre değerlendirmemek gerektiğini savundu.
Ancak kuramsal psikologlar daha mesafeli davrandı ve Gardner’a neden tam olarak yedi zekâ türü belirlediğini sordu. Bu soru kısa sürede yeni tartışmalar başlattı. Araştırmacılar duygusal, ruhsal, ahlaki, varoluşsal ve doğacı zekâ gibi yeni türler önerdi. Gardner doğacı zekâyı kuramına dâhil etti, ancak diğer önerilere temkinli yaklaştı.
Ortaya net bir ikilem çıktı. Zekâyı tek bir sayıya indirgemek sorun yaratabilir; fakat onu sınırsız sayıda türe ayırmak da kavramsal belirsizlik doğurur.
Çoklu zekâ kuramının en çekici yanı, herkese bir güçlü yön atfetmesidir. Bu yaklaşım, insanlarda “tek bir ölçüte göre yetersiz” görünme kaygısını azaltır. Matematikte zorlanan biri, başka bir alandaki yetkinliğini öne çıkararak denge kurar. Başkalarını etkileme ya da onlara ilham verme becerisini de bu çerçevede kimi zaman “ruhsal zekâ” olarak adlandırırlar.
Sonuç Olarak
Gardner’ın iddiaları eğitimciler arasında popülerlik kazanmış olsa da, kuramının geçerliliğini destekleyen araştırmalar sınırlıdır. Yapılan az sayıdaki çalışma da birbirinden bağımsız çalışan çok sayıda ayrı “zekâ” türü bulunduğu görüşünü doğrulamamaktadır.
IQ testlerinin ölçtüğü yeteneklerin ötesinde önemli bilişsel beceriler bulunduğu açıktır. Ancak her birini ayrı bir “zekâ” türü olarak adlandırmak için güçlü bilimsel kanıtlar yoktur. Üstelik bu yaklaşım, kavramsal netlik sağlamak yerine gereksiz bir kafa karışıklığı yaratabilir.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Shearer B. Multiple intelligences in teaching and education: Lessons learned from neuroscience. J Intell. 2018;6(3):38. doi:10.3390/jintelligence6030038
- Liu S, Wei W, Chen Y, Hugo P, Zhao J. Visual-spatial ability predicts academic achievement through arithmetic and reading abilities. Front Psychol. 2021;11:591308. doi:10.3389/fpsyg.2020.591308
- What’s ability got to do with it? Why we should be mindful of measuring intelligence. Yayınlanma tarihi: 21 Mart 2012. Kaynak site: Conversation. Bağlantı: https://doi.org/10.64628/AA.64r94efd6
- Waterhouse L. Why multiple intelligences theory is a neuromyth. Front Psychol. 2023 Aug 28;14:1217288. doi: 10.3389/fpsyg.2023.1217288. PMID: 37701872; PMCID: PMC10493274.
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel





